|
1991 yılının Haziran ayında, Almanya’nın Baden Baden
bölgesindeki ‘Kara Ormanlar’da bir avuç etkili ve zengin
insan bir araya gelerek önümüzdeki yüzyılın, hatta belki de
daha ötesinin büyük stratejisini belirlemeye çalıştı.
Aralarında devlet başkanlarından, önemli hanedanlıkların
mensuplarına varıncaya kadar çok önemli simaları barındıran
ve kendilerini ‘Bilderbergci’ olarak adlandıran bu kişilerin
hepsi özel davetiye ile toplantıya çağrılmıştı. Halkın bu
toplantının ayrıntılarından hiçbir zaman haberi olmadı.
Trilateral Komisyon’un da kurucusu David Rockefeller, Baden
Baden’de ki toplantının açılış konuşmasını yaptı.
Rockefeller konuşmasına şöyle başlamıştı: “Washington Post,
The New York Times gazetelerinin ve Times dergisinin
yöneticilerine, toplantımıza katıldıkları ve aynı zamanda 40
yıldır, gizlilik kurallarına riayet ettikleri için
minnettarız… Eğer geçen zaman dilimi içerisinde kamuoyunun
dikkatine maruz kalsaydık, dünya için tasarladığımız
planları gerçekleştirmemiz mümkün olmayacaktı.” (Texe Marrs,
Uluslararası Güç Odakları, s.103)
Söz konusu planı, bir başka konuşmasında David Rockefeller
şöyle açıklıyordu: “Dünyada bin devlet oluşturduğumuzda
dünya daha mükemmel ve daha istikrarlı olacaktır. Halkların
kendilerini yönetme hakları, artık dünya bankerleri ve
entelektüelleri olan elitin otoritesi altına girecektir.
Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur.”
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Strawsz Hupe da şöyle
haykırıyordu: “Amerika’nın misyonu milli devletleri gömmek,
halklarını daha küçük birimlere bölerek yaşatmaktır. Gelecek
Amerika’nındır. Yeni Dünya Düzeni, Amerikan İmparatorluğu ve
tüm insanlığın rakip olmadığı evrensel düzenin adıdır,”
(Erol Bilbilik, CFR ‘Dış İlişkiler Konseyi, Umay Yayınları).
Kenan Evren, 28 Şubat 2007 tarihinde Sabah Gazetesinde
yayımlanan demecinde: “Türkiye ileride eyalet sistemine
geçebilir. Bundan korkmamak gerekir” deyince, Paşamızın
tartışmaya açık yeni bir düşünce ortaya attığı sanıldı.
Yazının devamı...
Halbuki, önceki yıllarda ulus devletimizi çökertmek için,
askerlerimiz eliyle hayata geçirilmeye çalışılan bir ABD
planı söz konusuydu.
12 Eylül 1980’de yönetime el koyanlar, ABD yönetiminin
“Bizim çocuklar başardı (our boys did it)” dediği
subaylardı.
Genel Kurmay Başkanlığınca, Askeri Tarih ve Stratejik
Etüdler Başkanlığı’na, PKK eylemleri henüz başlamamışken
hazırlattırılan 10 Mart 1981 tarihli raporda şöyle deniyor:
“…Türkiye’miz bugün tek merkezden idare edilebilme imkanını
yitirme sınırına gelmiştir…. Her il merkezi, teşrii
(yasama), icrai (yürütme) ve kazai (yargı) yetkileriyle
techiz edilerek…67 il merkezimizde… Millet Meclisleri
kurulmalıdır…1919–1938 yılları arasında, Ankara’daki tek
lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bütün Türkiye’ye
yetiyordu. Ancak köprülerin altından çok sular geçti… Bugün
tek değil, her vilayette bir Atatürk’e; 67 adet 23 Nisan
1920 Meclisine ihtiyaç vardır.” (Cengiz Özakıncı,
Türkiye’nin Siyasi İntiharı ‘Yeni Osmanlı’ Tuzağı, 2.Basım,
s.199).
Bu öneriler, Abdullah Öcalan’ın söyledikleri ile tamamen
örtüşmektedir: “Türkiye’de cumhuriyet bir reformdan geçmeli.
Türkiye’nin reforma ihtiyacı var. 81 il olması anlamsız.
Türkiye için 25 bölge düşünüyorum. Kürt nüfusunun yoğun
olduğu 7 Kürt eyaleti, Türk nüfusunun yoğun olduğu 18 Türk
eyaleti olmalı. Bunların yerel parlamentoları da olur.”
(Sinan Aygün, 3 Mart 2007, Sabah gazetesi Ankara Eki)
1983 seçimlerinden kısa bir süre önce, Kenan Evren
Türkiye’yi 8 bölgeye ayıran 4 Ekim 1983 tarihli kararnameyi
Milli Güvenlik Konseyi’ne çıkarttırıyor ve uygulamayı yeni
hükümete bırakıyor.
Yeni hükümetin Başbakanı Turgut Özal, Bakanlar Kurulu’nda:
“Biz Türkiye’yi bölgelere ayırır ve bu kararnameyi
uygularsak, bize, siviller Türkiye’yi bölüyor damgasının
vururlar” diyerek, 11 Temmuz 1984’te anılan kararnameyi TBMM
İçişleri Komisyonu’nda reddedilmesini sağlamıştır.
Bir süre sonra Turgut Özal’ın, 2 Şubat 1991 tarihinde “ABD
ile İngiltere’nin Iraklı Kürt Liderler ile yaptıkları
‘Kürt-Türk-Arap Federasyonu Planı’nı desteklediğini yakın
çevresine açıkladığını”, 2 Mart 1991 tarihinde “Kürt
Planında aşama aşama ‘federatif bir devlet yapısından yana
olduğunu’ yakın çevresine söylediğini”, 26 Mart 1991
tarihinde “Talabani Turgut Özal’ın kendisine ‘Kürtlere
özerkli vereceğini’ söylediğini Der Spiegel’e açıkladığını”,
14 Ekim 1991 tarihinde “Federasyon dâhil her şeyi açık açık
konuşmalıyız” dediğini Milliyet gazetesi belgelemiştir.
Belli başlı siyasal İslamcılar’ın görüşleri de farklı
değildir. Birkaç örnek vermek gerekir ise:
Cemalettin Kaplan “Atatürk laikliğinden doğan bölünmez,
tekçi Türkiye’ye karşıyız. Bunun yerine Anadolu Federe İslam
Devleti’ni kurduk” diyerek halifeliğini açıklamıştır.
Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken, Recep Tayyip
Erdoğan’a bu konuda sorulan sorulara verdiği cevaplar
unutulmamalı ve unutturulmamalıdır:
“Soru… Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz
diyebilirler?
Erdoğan: Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri
bir şeyler yapılabilir…
Soru: “Bağımsızlık isterlerse. Tamamen ayrılmak isterlerse…
Erdoğan: Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurma
kudreti varsa… kurar.” (Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet
Gazetesi, 8 Mayıs 1998)
Recep Tayyip Erdoğan bunlarla da yetinmemiş:
“Yetmiş yıllık tarihinde Türkiye Cumhuriyeti katı bir üniter
anlayışa sahip olmuştur” diyebilmiştir. (Metin Sever/Cem
Dizdar, II: Cumhuriyet Tartışmaları)
Bu ve benzeri düşünceleri vurgulayarak, Recep Tayyip Erdoğan
için, düzenlediğim 4 Eylül 1998 tarihli tebliğnamede, “çok
etkili dış güçlere, sizin aradığınız adam benim imajı
vermeye çalışmaktadır” demiştim.
Eyaletler, Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük yönetim birimi
idi. Ancak, eyaletler asi paşa ve derebeylerinin, “Ayan”
denilen nüfuz ve servet sahiplerinin, bölücülük yanlılarının
cirit attığı yerler haline geldiğinden, 1864’te eyaletler
vilayetlere dönüştürülmüştür.
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Osmanlı
İmparatorluğu’nun felaketle sonuçlanan 1864’ten önceki
haline sokulmasını çözüm yolu olarak önerebiliyor.
Büyük Larousse Ansiklopedisi, eyaleti “Bir ülkede merkezi
yönetime bağlı, çoğunlukla bir valice yönetilen, bir tür
bağımsızlığı olan büyük il”; Esat Şener ise, Hukuk Sözlüğü
adlı eserinde “Eyalet, federe devlet anlamında da
kullanılmaktadır. Adı ne olursa olsun, bir ülkenin büyüdükçe
bir yöresine verilen idari muhtariyettir” şeklinde tarif
etmektedirler.
Anayasamızın değişmez ilkeleri ihlal edilmeden; başka
deyişle “Anayasayı ihlal” suçu işlenmeden T.C. bir
federasyon veya konfederasyon haline dönüştürülebilir mi?
Bu konudaki belli başlı görüşlere değinmek istiyorum:
“Devletin ülkesi ile bütünlüğü, hakimiyetin ülkede tümü ile
Türk milletine ait bulunmasını ifade eder. Ülkenin belirli
kısımlarında devlet hâkimiyetinin sınırlanmasını,
daraltılmasını ifade eden her türlü çabalar, kanaatimizce
‘Devletin ülkesi ile bütünlüğü ve bölünmezliği ilkesini’
ihlal eder.
Mesela, Türkiye’nin belirli kısımlarında yaşayan gurupların,
cemaatlerin kendilerine mahsus bir federe devlet statüsüne
sahip olmasını öğütleyen çabalar, faaliyetler, bu nevi
fikirlerin propagandasının yapılması, Anayasamız’la muayyen
devlet şekline göre, ülke üzerinde hakimiyetinin
sınırlanmasını ifade edeceğinden, ilkeye aykırıdır. (Ord.
Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Devletin Ülkesi Ve Milletiyle
Bölünmezliği İlkesi, İÜHFM, 50.Yıl Armağanı)
“Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir
bütündür” sözü, her şeyden önce bölücülük hareketlerine
karşı bir tepki olarak Anayasa’nın kimi maddelerine
serpiştirilmiştir. Bölünmezlik ilkesinin ortaya koyduğu
sonuçlar: Vatan toprağının devredilmezliği, federalizmin
olanaksızlığıdır. (Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 100 Soruda
Anayasanın Anlamı, s.180)
“ ‘Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği’ ilkesi,
anayasanın değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez
hükümleri arasında yer almıştır. Bu durumda, tekil devlet
ilkesini dışlayacak ya da federal vb. örgütlenmeleri mümkün
kılacak bir anayasa değişikliği de mümkün değildir. Demek
oluyor ki, bu ilke yalnız yasama iktidarını değil, tali
kurucu iktidarı (Anayasa değiştirme iktidarını) da bağlar.
Siyasi partiler Yasası’nın 80.maddesi, partilerin bu ilkeyi
değiştirmeye çalışamayacaklarını bildirir. Bu kural açıkça,
bir siyasi partinin federal sistemin kurulmasını
amaçlayamayacağının kanıtıdır. Anayasa Mahkememizin hem 1961
hem de 1982 Anayasası dönemlerinde verdiği birden çok karara
göre de: ‘Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetim adı
altında ayrılık getiren yöntemlere ve biçimlere kapalıdır.”
(Prof. Dr. Zafer Gören, TBMM Önceki Başkan Ömer İzgi, T.C.
Anayasasın Yorumu Cilt I).
Bu yazımı rahmetli OSMAN BÖLÜKBAŞI’nın söyledikleri ile
bitirmek istiyorum:
“Vatan, babanızdan kalma tarla değildir.
Onun üzerinde, izale-i şuyu (paydaşlığın giderilmesi) davası
açamazsınız.”
|