“KÜRT SORUNU” MU DEDİNİZ… GELİN, BİRLİKTE ÇÖZELİM…

Yetkin ARÖZ

 

                 

 KOŞAMAM Kİ…

Şeyhi, ağası, beyi

Komutanı, kaymakamı, neyi

Ömür boyu koşun deyi

Ben koşamam, koşamam ki

 

Baharın akmaz seliyim

Bozkırın boynu bükük gülüyüm

Er’imin kölesiyim, kuluyum

Ben koşamam, koşamam ki

 

Bir gün olsun halimi mi surdular

Yoluma bin bir tuzak kurdular

Ayaklarıma zincir vurdular

Ben koşamam, koşamam ki

 

Sen çağ mı diyorsun bu çağa

Bir yanımda şeyh bir yanımda ağa

Sürdüler beni zifiri karanlığa

Ben koşamam, koşamam ki

 

Elif be okuttular hece hece

Yatak yorgan bir gece

Üstümde çarşaf yüzümde peçe

Ben koşamam, koşamam ki

 

On dördünde başıma bağladılar bere

On beşinde verdiler bir er’e

Ben küçüğüm düşerim yere

Ne olur haber verin Mustafa Kemal’e

Ben koşamam, koşamam ki


 

“Yaşam boyu sağlık koşusu” genelgesi  üzerine

Güneydoğu kasabalarının

       birinde bir kız çocuğundan dillendirmiştir…

Yazarı Yusuf Atilla’dır…

 Demokrasi şampiyonluğunu kimselere bırakmayan sözde demokrat yazarlar, gazeteciler, soldan dönmeler  “tarihimizle hesaplaşalım!” deyince; bilirler ki Atatürk’ü, onun devrimlerini, aydınlanma atılımlarını, kısaca cumhuriyetimizin varoluş felsefesini bir ucundan didikleyeceklerdir. Kendilerine  kahramanlıklar çıkaracaklar, birtakım çevrelerden “aferimlenip”  sebepleneceklerdir.

Ama sıra Doğu-Güneydoğu sorunlarıyla hesaplaşmaya gelince “tarihimizden” dön geri edeceklerdir. Ağalıklarını, beyliklerini, şeyhliklerini, şıhlıklarını, kurdukları tüzenin töre kapanını unutup timsah gözyaşlarını dökerken sorunları  saptıracak, gerçeğini gözden kaçıracak, en sonunda da olup biteni cumhuriyetimizin üstüne yıkmayı bileceklerdir. Mardin’de  yaşadığımız yürek parçalayıcı, çılgınlık boyutuna varan töre-çıkar açmazındaki kıyım, soyu sopu  aynı ailelerden oluşan öldürenlerle  öldürülenlerin, çocuk-kadın 44 canın cinayet zinciri, bataklığa dönüşen sözde demokrasimizin iskeletini gösteren siyah-beyaz fotoğrafı gibidir.

Kim bilir kaç kez yazılmış, kaç kez anlatılmıştır. Bu sorun, çözemediğimiz feodal yapı ile demokrasi; gericilik ile çağdaş değerlere sahip çıkma arasındadır. Bir yanında: Toprak ağaları, toprak beyleri, şeyhleri, şıhları, eşraf, tarikat, cemaat, onların desteklediği dinci, ayrılıkçı partiler ve de emperyalist odaklar; öbür yanında da ulusal Kurtuluş Savaşı, cumhuriyet devrimleri, aydınlanma atılımı, ulusalcı, yurtsever, halkçı devrimci çağdaşlaşma devinimi yer alır.

İsterseniz hesaplaşalım şimdi. Doğrulara ve yanlışlara bir daha bakalım.

Atatürk, çok yıllar önce, dönemin Sovyet Büyük Elçisi Aralov’la yaptığı bir söyleşide toprak reformu ve burjuva devrimleri üzerine  şöyle der: “Ben, Kurtuluş Savaşını eşraf ve büyük toprak sahipleriyle yaptım. Onlar köylülere toprak bağışlamayı değil daha çok  toprak almayı bekliyorlardı.”  (Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, cilt 1, sayfa 350)   Nitekim, o yıllarda hazine arazilerinden topraksız köylüye 50 dönüm toprak dağıtılmasını öngören Atatürk’ün yasa tasarısı (o dönemde nüfus sadece 13 milyondu),  Meclis çoğunluğunu oluşturan büyük toprak sahibi milletvekillerince üstü örtülü bir engellemeye uğramış, gündemden düşürülerek ortadan kaldırılmıştır (kadük edilmiştir). 1945’lerdeki Toprak Kanunu - Toprak Reformu ise, hem işlevsiz bırakılmış hem de DP’nin kurulmasına dayanca oluşturmuştur. Büyük gürültüler koparan ünlü 17. maddesi de hem uygulanmamış hem de 1950 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Sonrasındaki reform çabaları,  reform karşıtı siyasal güçlerin elinde devreden çıkarılmıştır.  Ama yara hiçbir zaman kapanmamıştır. Öncelikle Doğu-Güneydoğu Anadolu köylüsü için toprak reformu bugün de yaşamsal bir önem taşımaktadır. Kulluktan yurttaşlığa geçmesi, demokrasimizin ete kemiğe bürünmesi, Türkiye’nin atılım yapması anlamına gelmektedir. Şimdilerde bile bir ütopya olarak görünse de, toprak reformuyla birlikte üretim-pazarlama kooperatiflerinin kurulması, ulusalcı sol bir iktidar için en sağlıklı çözüm yolu olarak görülmektedir.

Ne “sorunu” denirse densin döne döne söyleyelim: Demokrasimiz için bütün kötülüklerin anası, şimdilerde etkinliği azaltılmış ama yaygınlaştırılmış, uykuya yatırılmış ama hiç uyumamış, görmezliğe gelinmiş ama hep var olmuş toprak devrimi ya da toprak reformunun yapılamayışıdır. Doğu-Güneydoğu Anadolu bugün de bütünüyle Kürt-Türk beyleri – aşiretleri, toprak ağaları, tarikat baronlarının elindedir. Milletin vekillerini dün olduğu gibi bugün de  onlar seçmektedir. Cumhuriyet devrimleri yarım kalmış, cumhuriyetin ilke ve devrimleri oralara büyük ölçüde girememiştir. Eğitim yolu ile girme girişimi olan Köy Enstitüleri ise, toprak ayağı olmadığı için boşlukta kalmış, bu gerici güçlerin DP iktidarı ile el ele vererek vurduğu son darbe ile yıkılmıştır. Cumhuriyet ülküsüne gönül vermiş Atatürkçü, cumhuriyet aydınlanmacısı öğretmenlerimizin başlarına getirilmedik bela kalmamıştır.

Atatürk’ün ölümü fırsat bilen emperyalist ülkeler bir kene gibi daha bir cumhuriyetimizin üstüne çullanmış, onu sömürmek, kendi çıkarlarına göre yönlendirmek, Osmanlılaştırmak için ellerinden geleni yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında üzerimize çullanmalarını ikili anlaşmalarla pekiştirmişler, çok partili demokrasiye geçişi palazlanan gerici, cumhuriyet karşıtı güçlerin iktidara taşınması “demokrasisine” dönüştürmüşlerdir.  27 Mayıs  bu gidişi durdurma silkinişi, sonradan gelenleri çürümeyi AKP iktidarına kadar taşıma süreci olmuştur. Süreç şimdilerde bir yol ağzında görülmektedir.

Öncelikle Doğu-Güneydoğu’da feodal ağırlıkları ortadan kaldıracak toprak reformu yapıldığında, gericiliğin ve ayrılıkçılığın kaynağı olan ağa, bey, aşiret, şeyh, şıh, tarikat, cemaat boyundurukları tarihin çöp sepetine dökülecek, töre cinayetleri, kızlarımızın – kadınlarımızın köle pazarı yaşamı, demokratik, çağdaş eğitim ve yaşam biçimleriyle  kısırdöngüsünü çözecektir.

“Kürt sorunu mu” dediniz, ayrılıkçılık mı dediniz, gerici, dinci, kara düzen mi dediniz, yoksa “Deniz Feneri” mi dediniz, gelin birlikte çözelim! Çözüme buradan başlayalım. DTP lideri toprak ağası-beyi Ahmet Türk en başa geçsin! Emperyalizmi aradan çıkaralım. Cehalet, bilgi, bilim ve geçim yoksulluğu bundan sonra da yeni canlar almasın…