|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
GÜN DOĞARKEN GECEDEN…
Artık geleceği konuşmamız, geleceğin aydınlık Türkiye’si üzerine yeniden kafa yormamız, yeni çözümler üretmemiz gerekiyor. Cumhuriyetimizin “Kabakçı İsyanı fırtınası “ dindi. Bundan sonrası verdiği ve daha da vereceği zararların üstesinden gelme dönemi olacak. İlk saptamamız çok açık: Yıllar yılı yörüngesinin dışına çekilen, parçalara ayrılması planlanan, inceden inceye uygulaması yapılan ulusal varlığımız emperyalist kuşatma altında. İçten ve dıştan zorlanıyor. Onlara göre az kaldı, çözüldü çözülecek! Teslimiyet içine itilen, cemaatçi, tarikatçı odaklara yalpalanan toplumsal düzeni ulusalcı, devrimci, aydınlanmacı cumhuriyet çizgisine yeniden oturtmak, aklın ve bilimin aydınlığına yeniden döndürmek bir büyük hesaplaşmayı gerektiriyor. Öncelikle bu doğrultudaki bir siyasal örgütlenmeyi oluşturmak sorunumuz var. Bütün göstergeler ortada: AKP gidici! Arkasında bıraktığı siyasal ve toplumsal yıkımları çözümlemek uzun erimli. Tarihsel sürecinin sonunda hırçınlaşması, sağa sola saldırması, kavga çıkartması, gerçek gündemi saptırarak karanlıkta ıslık çalması, hepsi hepsi… çaresizliğinin dışa vurumu. İflas etti. Devlet çarkları dönmüyor. Ekonomiyi küresel tuzaklarda batırdı. “Babalar gibi satarımın” defteri dürüldü. Satacakları sınırlı ve onlar da ülkenin “bekasıyla” ilintili artık. Başına gelecekleri iyice görüyor iktidarın efendileri. Oy beklediği halk yığınları eskisi gibi değil. Büyük bir ekonomik yıkım altında, can pazarına düştü. İşsiz, yarı aç yarı tok, çözümsüzlüğün sarmalında. Toprağındaki ekininden hayvanından, giderek can güvenliğinden, fındığından, tütününden, çayından beter durumlarda şimdi. Çaresizliği, aldatılmışlığı iliklerine kadar yaşıyor. Çıkış aramada, dahası her yere saldırmaya hazır. Yeter ki bir kurtuluş yolu gösterilsin. Öylesine yılgın ve yangın… Dışardan gelecek sömürü odaklı desteği çok sınırlı iktidarın. Süngüsü düşük, babalanmaları etkisiz. Halkın tepkisinden korktuğu, ipin kopacağı kaygısına düştüğü için ABD ve AB’ye peşin peşin verdiği sözleri de tutamaz halde. Güvenirliğini yitirdi. Onlar da biliyor bu kofluğunu, bitmişliğini. Onlar da biliyor; kendisine her istediğini veren, kendi ülkesinin çıkarlarını bile gözden çıkaran bu iktidardan daha iyisini bulamayacaklarını. Hem ne koparılırsa, ne yağmalanırsa telaşında yeni yükümlülükler bindirmeye bakıyorlar, hem de önümüzdeki seçimlerde halkın tepkisinden doğacak sandık sonuçlarının kendi çıkarlarına ters düşecek oluşumlara uğrayacağını biliyorlar. Bu yağma modelinin yerine koyacağı yeni bir iktidar seçeneği arıyorlar. Halkımız suskun. Cinleri başına çıkmadıkça içinden pazarlıklı. Göbeğini kaşırken bile ne yapacağını biliyor artık! Alkışlama dönemini bitirdi. Karnı açken işi olmaz bu iktidarla! Belkisi de görünmüyor ortalıkta. Yenisini deneyecek. Kurtuluşunu dayanışarak bulma yollarını arayacak. Bekliyor. Karnını doyurma çabasında yalpalıyor. Ama bu ampulün söndüğünü duyumsuyor… AKP’yi bitirmek için ayrıca bir başka plana gerek yok. İktidarın kendi planı var, bu planının kaçınılmaz sonucu kendini bitirmeye yetecek! Sıkıştıkça tek partileşmeye yönelecek. Kurumları partileştirerek kuracağı korku imparatorluğunda bu kez kendine gelmeyeceğini gördüğü “oylardan” kendisini koruma yollarını arayacak! F tipi polise dayanacak, tarikatlar, cemaatler sözde demokrasiyi yola sokacak. F tipi medya ve kemikçileri biraz daha debelenecek. Ordu ―yerse― dışlanacak. Atatürk’ün bıraktığı ordu olup olmadığı gerçeğini hem kendisi görecek hem gösterecek. İki türlü üstüne gidiliyor ordunun, hem sivil darbe yapma planı yürütülüyor, sonuna kadar götürme gözü karalığında uçuruma atlayacak denli koşuluyor. Hem de eğer gücü yetmiyorsa, ordu darbe yapsın diye çırpınıyor! Böylece dış güçlerden destek bulacağını, ekonomik yıkımın faturasını askerin sırtına yükleyeceğini, bir sonraki iktidara demokrasi kahramanları gibi geleceğini, Türkiye’de din devleti benzeri bir yapı oluşturacağını aklından geçiriyor. Yani çaresiz. Milli irade palavrası da bitti. Afra tafra halleri de eridi. Biliyor, bu iyice suskun kalmalara, iyice ezilmelere düşen halk, sandıktan çıkacak! Açlığın çaresizliğinde iktidara oy vermeyecek… AKP, ANAP’laşarak politika sahnesinden silinecek... Silinecek de, ondan sonrası nasıl oluşacak… Nasıl bir siyasal yapılanma kitlesel bir dayanışmayı ve katılımı gerçekleştirecek? Hemen söylemek gerekirse, öncelikli bir ağırlık oluşturan, yer yer umut yeşerten CHP tam bir soru işaret olarak duruyor karşımızda. Nasıl, ne biçimde, hangi başat bakış açısına dayalı olarak örgütünü yenileyecek? Ya da böylesi bir gereksinimi duymadan eskinin benzeri bir politikayı mı sürdürmeyi yeğleyecek? İdeolojik çerçevesi belirsizliğe doğru dağılan, orta yolcu yaklaşımlarla somuta indirgenmemiş bir cumhuriyetçiliği mi biraz daha öne çıkaracak? Ekonomi politiğine kalıcı bir çözüm getirmeyen, eskinin devamı uzlaşıcılığı içeren bir anlayışını yeniden üstünü örterek mi sunacak? İktidar yükünü taşıyacak seçenekleri üstlenmekten kaçınarak çok sevdiği izlenimini verdiği “ana muhalefetliğe” mi soyunacak? İktidar olmaya soluğu mu yetmeyecek? Kısacası, Atatürk’ün ideolojik çerçevesini içeren parti olma yerine, Atatürkçülüğü ve Altı Ok’u tarihi bir miras olarak sandığına koyup, çözümü bir başka oluşumlar da mı arama macerasına çıkacak? Çünkü geldiğimiz evrede Atatürkçülük, Kemalist öğreti artık CHP’yi zorluyor. Kaçarı yok, ya orada olacak, ya olmayacak! Çünkü içine düştüğümüz tarihsel kuşatma artık başka bir seçenek tanımıyor! Liderine ve kurmaylarına kuşatmayı yarmada var mısın diye soruyor. Bunun açılımını hemen söyleyeyim: Ülkemize büyük zararlar veren, Atatürk devrimlerini karartan ve devreden çıkarmaya çalışan ABD ve AB emperyalizmiyle “iç içe” Atatürkçülük yapma yolları kapandı. Ülkemizi parçalamayı aklına koymuş, daha doğrusu ulusal çıkarlarını ona göre kurgulamış, içinde terör odaklarını ve işbirlikçilerini barındıran bu sömürgecilere karşı yeni politikalar belirlemek gereğini duyacak. Bütün ilişkilerini kendi yurdunun ulusal çıkarları açısından değerlendirerek yenileyecek. AB’ye “onurlu girmek” gibi bir safsatayı, bir aldatmacayı artık halkının gündeminde tutmayacak. Hiç değilse Atatürk’ün özdeyiş olmuş sözlerini anımsamayı bilecek. “Milletin azim ve kararlılığı” olgusundan yola çıkacak. Ya da tükettiği tarihsel mirasının sonunda Orhan Veli’nin sevgiliye söyler olduğu dizeleriyle vedalaşacak! “… Ötesi yok şehre ulaşınca kaderin yolu Pişman bir el kapayacak kapısını ömrünün (partinin) Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu Ah şairim bugün de geçmedi diyeceksin”.
Ve geçmeyecek! Tarihsel yükü hep
omuzlarında taşıyacak. Bizim CHP’ye karşı olan tutumumuzu da seçenekleri
belirleyecek… Çok iyi biliniyor ki, gerçek anlamda demokrasinin gelmesi, insan hakları ve özgürlüklerin kazanılması bir toplumsal süreç. Bu sürecin önünü kesen emperyalist sömürü odaklarından kurtulmadan, sanayileşmenin, bilgi toplumuna dönüşmenin altyapısını, insan örgüsünü kurmadan gerçek demokrasiye ulaşmanın yolu yok. Karalamaya çalıştıkları aydınlanma devrimleri ve Kemalist ideoloji bu oluşumu amaçlıyor. Yarım bıraktırılan milli demokratik devrimin tamamlanması bu yüzden öncelik taşıyor. Feodal yapıları, bağlantılarını ayıklamadan, özellikle Doğu-Güneydoğu’nun toprak sorununu çözmeden, kamu ağırlıklı planlı ekonomiye geçmeden, KİT’leri ve kaynaklarımızı sahiplenmeden, kısacası emperyalistleri ve onların işbirlikçilerini tarihin çöp sepetine atmadan kurtuluşumuz yok. Yolumuz, ulusalcı - dayanışmacı bir çizgide güç birliği yapmayı, sağlı sollu ulusal güçlerle örtüşecek bir örgütsel yapıda kenetlenmeyi zorunlu kılıyor. Bunun için de, “Milletin azim ve kararlılığı” gerekiyor… Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi böyle bir sınavdan geçmeye hazırlıklı olmalıyız… |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle doğrudan veya
dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur. © Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||