Yazarın Önceki Yazıları

Gün Doğarken Geceden...

Atatürk’ün Bıraktığı Yerden

“Kürt Sorunu” mu Dediniz

  Gelin Birlikte Çözelim

Seçimleri Cumhuriyet  

  Yürüyüşleri  Kazandı

“Ilımlı İslam”mış

Yeniden Kurtuluşa Doğru

10.Yıl Marşımız

10 Kasımlar Hesap Verme Günleridir

Terör

Köprüden Önce Son Çıkış –

  Yerel Seçimlerde CHP’li

  Olmak

Yürüyüş Uzun Sürecek

Cumhuriyetin Akıl Çağı Yeniden

Çağdaş Bir Türkiye İçin Aklını Ve

   Bayrağını Yanında Tut

Bursa Nutku’ndayım

Kemalist Devrim Yeniden

Baykalisttan Genel Başkanıyla

  Konuştuk

 

Yetkin ARÖZ

 

ULUSALCI, DEVRİMCİ YURTSEVER BİR BULUŞMA…

 

 

3 Ağustos 2009 tarihli Cumhuriyet’te yer alan başyazı niteliğindeki imzasız pazartesi makalesinin bir bölümünü bir kez daha okuyalım. O kadar duru ve anlaşılır ki sorunu ve çözümlemeleri buradan başlatarak sürdürmek daha iyisi.

Şöyle diyor:

“Bütün göstergeler Türkiye’yi içine düştüğü çıkmazdan kurtarabilecek bir yeni iktidara ve bir alternatife gereksinimi vurguluyor.

Şimdilik iki sorun aklı başında çevrelerin öncelikle tartışma konusudur.

Bunlardan biri AKP’nin yetersizliğidir; bu iktidarın ömrü tükenmiştir.

İkinci sorun ise şimdilik Türkiye’yi bu çıkmazdan çıkaracak bir alternatifin henüz somutlaşmadığı noktasında belirginleşiyor.

Toplumdaki umutsuzluk da bu yönden kaynaklanıyor.”

Yazı şu sonuçlanmalarla bitiyor:

“Çöküntüye sürüklenmiş, çıkmaza saplanmış, yetersizliği kanıtlanmış, ülkeyi ekonomik bakımdan batırmış bir iktidar, artık kendi kendisinin alternatifi olamaz.

Türkiye şimdi bu noktadadır.”

Bu kadar açık ve anlaşılır.

Türkiye bir çıkmaza düşürülmüştür. ABD ve AB ülkelerinin güdümünde iktidara gelen AKP her isteneni yerine getirmek için elinden geleni yapmıştır, yapmaktadır. Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarını, bütün kaynaklarını gözünü kırpmadan satışa çıkarmıştır. “Babalar gibi satmıştır.” Topraklarımızı parça parça pazarlamaktadır. Kimlerin alacağı  önceden belli  sermaye guruplarına tezgahlarken, halkının  göstereceği tepkileri gölgelemek için cin işi fırıldaklar çevirmektedir. Yön saptırmanın, akıl şaşırtmanın bütün yöntemlerini kullanmaktadır. Artık kendi yolunun sonuna geldiğini, başka seçeneği kalmadığını gizleyecek hali kalmamıştır. “Beraber yürüdüğü o yollarda” Ilımlı İslam safsatasını da tüketmiştir. Ne denli hırçınlaşsa, saldırganlaşsa, takıyye demokrasisi tramvayından inmeye kalkışsa da sonuç değişmeyecektir. Emperyalistler ve onların işbirlikçileri yenildiklerini bir kez daha göreceklerdir. “ Geldikleri gibi gideceklerdir!” ulusal direncimizi ve birikimlerimizi yok edemeyeceklerdir.

Cumhuriyetimizin soluklanması, sorunlarını çözümleme dönemine girmesi uzak bir olasılık  değildir artık. Geceden tan ağarığına dönüyor. Çetin ve zorlu bir yürüyüş başlayacak. Kemalist devrimin tarihsel süreci, ilke ve öngörüleri, aydınlanma  atılımları, çağdaşlaşma evreleri bu yürüyüşlerimize ışık tutacaktır. Cumhuriyet devrimlerimizin iktidara nasıl taşınacağı, demokratik sürecin nasıl bir örgütsel yapıda buluşacağı önümüzdeki günlerin  gündemini oluşturacaktır. Hepimizi  düşünmeye, çözüm önerilerini yeniden yeniden tartışmaya, çıkış yolunu bulmaya yükendirecektir. Hem yükendirecek hem yüreklendirecektir. O büyük yürüyüşlerin, kimsenin kimseye sormadan ellerine bayraklarını, Atatürklerini alıp çoluklu çocuklu, kadınlı kızlı, yaşlı genç demeden alanları doldurması  bir kez daha öne çıkacak, adımlarını sıklaştırarak partilerin yada partisinin içeriğini dolduracaktır. Ruh üşütmesinin, ruh çözülmüşlüğünün bezginlik uykusunda kalanları  silkeleyip uyandıracaktır. Çünkü yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız bir çeşit kurtuluş savaşıdır. Kuvayi milliye hareketidir… 

AKLIN VE BİLİMİN AYDINLIĞI NEYİ GEREKTİRİYORSA…

Aklını kullanamayan, aklını kullanmaktan uzak tutulan hiçbir ulus uzunca bir süre ayakta kalamaz. Yıkılır. Kemalizm akıl önceliğidir! Aklın aydınlığıdır.

 “Uluslar çağının, uluslaşma döneminin bittiğini” söyleyen sömürgenlerin asıl söylemek istedikleri bellidir: “Bizim ulusal çıkarlarımız önceliklidir, pazarınız bizim pazarımızdır, sömürülerimize  uygun sözde bir ulus olacak, ses çıkarmayacak, halkınızın sömürülmesine göz yumacak, gerekirse zor kullanıp dikta bir “demokrasi” rejimi kuracaksınız. Biz de size destek vereceğiz, siz de kıyısından köşesinden yiyerek semireceksiniz!... Onların milliyetçiliği böyle bir döngü üzerine kuruludur. Bizim gibi ezilen ve çözülmeye zorlanan ülkelerin ulusçuluğu kendini var etme, özgür ve bağımsız kılma, kendi ulusal çıkarlarını savunma ulusçuluğudur. Kurtuluş Savaşı’ndan devraldığımız  cumhuriyet felsefemizin  devamı ve temelidir.

   İşbirlikçi iktidarlar eliyle çıkarlarımıza aykırı olarak sürdürülen politikaların boyunduruğundan kurtulmamız, ikinci bir Kurtuluş Savaşını göze almamız anlamını da içermektedir. “Atatürk Yeniden” derken anlatmak istediğimiz olgu budur. Bütün birikimleri ve kazanımlarıyla Atatürk devrimlerine, atılımlarına, çağdaşlaşma yürüyüşüne döneceğiz. Şu gerçeği artık çok iyi biliyoruz: Batı için Türkiye bir Sevr’dir. Etkin ve güçlü bir  bölge ülkesi olmamız onların “küresel” çıkarlarına aykırıdır. Sömürü çarkları için büyük bir tehlikedir. Türkiye’nin parçalara ayrılması, kendi güdümleri içinde kalması, halkının sömürülmesi uygarlıklarının besin kaynağıdır! Kurtuluş Savaşımızda bitiremedikleri işimizi bu kez işbirlikçileriyle bitirmeye sıvanmışlardır. Beslemelerini, kemirgenlerini ortalığa salmışlardır! Atatürk korkulu rüyalarıdır. Ulusalcılığımız  korkulu rüyalarıdır, kanlarını donduracak denli büyük bir tehlikedir. Gerçek sağ ve solun işbirliği yaparak ulusal kurtuluş sürecini yeniden başlatması daha da büyük tehlikeleridir, çok korkulu  rüyalarıdır!

   Ulusal varlığımızı, ulusal çıkarlarımızı sonuna kadar savunacağız! Ulus olarak kalkınacak, yaşam düzeyimizi yükseltecek, atılımlarımızı aklın aydınlığında sürdüreceğiz. Emperyalist sömürüden pay alanların, kendi kişisel çıkarlarının ötesini görmeyenlerin geleceğimizi karartmalarına izin vermeyeceğiz... Ulus olacaksak, Cumhuriyetimize sahip çıkacaksak, aklın gereği yerine getireceğiz. Bize soluk aldırmayan, dinci-ayrılıkçı akımları destekleyerek bizi bize kırdıran emperyalist tuzaklardan kurtulacağız. Etnik kimliklerimiz ne olursa olsun birleşerek hakça bir düzen kurmayı başaracağız…

   ABD ve AB ülkeleriyle olan ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek, uzun erimli planlarla sömürgenlerin önünü kesmek önceliğimizdir. Gerekirse savaşarak, savaşım vererek ulusal birliğimiz, dirliğimiz pekiştirilecektir. Bu çemberi kırmanın ilk adımı Gümrük Birliği’nden, AB safsatasından kurtulmaktır. Türkiye’nin “kapılarına bağladıkları”, istedikleri gibi soydukları bir ülke olmaktan çıkmasını sağlamaktır. Birikimlerimiz, Ulus olma bilincimiz, birlikte yaşama kararlılığımız, aydınlanma atılımımız, bilimde ve teknikte yol alma çizgimiz en büyük güvencemizdir.

   Küreselcilerin işbirlikçileriyle birlikte üzerimize geçirdikleri liberal faşist ekonomi çuvalından planlı ekonomiyle çıkacağız. Akılcılığın gereği 1930’larda başlattığımız devlet ağırlıklı kalkınma modeli, karma ekonomi tasarımı  yeniden işlev kazanacaktır. Milli ekonomi süzgecindeki  eğitim, sağlık ve benzeri  sorunların çözülmesi, üretim, sanayi-tarım, hayvancılık, doğal kaynaklarınızın toplum yararına kullanılması başarılacaktır.  Bilimde, sanatta, teknolojide yol almış bit Türkiye olacağız. Bizim Cumhuriyet ülkümüzdür bu! 

   Sözde demokrasimizin düzen partileri AKP karşısında seçenek oluşturma gücünden yoksundur.Yamalı bohça politikalarıyla ortalıkta dolanmaktadır. Milli çizgi özürlüsüdür. Halkının uyanışını, örgütlü güç oluşturmasını engelleyenler demokrasi suçu işlemektedir. Seçim Yasası’nı, Siyasal Partiler Yasası’nı değiştirme yanlısı değillerdir. Milletvekili dokunulmazlığının “kürsü” dokunulmazlığına dönüştürülmesi öncelikle iktidarın engelindedir.  AB’leşmeyi ağızlarından düşürmeyenler, demokrasi şampiyonluğunu kimselere bırakmayanlar, bu ve benzeri konular gündeme geldiğinde AB’’yi “referans” almak şöyle dursun, halkını sahte demokrasi söylemleriyle uyutmayı yeğlemektedirler. Umutsuzluğu  ve karamsarlığı bulaşıcı bir hastalık gibi üzerimize salmaktadırlar.

   Kendi  tarihsel sürecini göz ardı ede gelen, bütünsellik taşımayan politikalarla “ durumu idare etmeyi”  sürdüren CHP, kendini “durum yoklamasına” bırakmış görülmektedir. Doğru dürüst bir seçenek oluşturmayı içine sindirme kararlılığında kararsızdır! Demokrasiyi, bir zamanlar dillerden düşmeyen  katılımcı demokrasiyi açmanın en temel ayracı olan politikaları yürütecek kendi siyasal örgüt birimlerini örgütsüz bırakmaktadır! Üyelerinin ve halkın katılım gücünden, politika belirlemesinden, kendi demokratik seçimlerini yapmasından kaçınmaktadır. Sandık demokrasisi döngüsü, parti örgütünü seçimlik parti örgütüne dönüştürmekte; yenilenmeyi, birim örgütlerinin ülke sorunlarını tartışır, çözüm üretme işlevselliğine kavuşur olmasını şimdilik önlemektedir. Ne ki, göze alamamanın kötü sonuçları gelecek dönemlerde görülür bir biçimde açığa çıkacaktır. Merkez yoklamalarıyla atamalar dönemi dipten gelen dalgayla alabora olacaktır. Olmazın olmazı, toplumsal koşulların patlamalara dönük ivmesinde hiç de uzak bir olasılık olarak görülmemelidir.

   Geleceğimizin siyasal seçeneği ulus olma bilincinde toplanmayı, sağcılıktan-solculuktan önce  ulusalcı, devrimci yurtsever bir parti birikiminden, örgütlenmesinden yola çıkmayı öngörüyor. Kurtuluş Savaşında olduğu gibi sipere omuz omuza birlikte inmeyi gerektiriyor. Gerçek demokrasinin açılımı, çağdaş sağ ve sol oluşumların kuruluşu bu süreçten sonra başlıyor… 

 

Google
Del.icio.us
Yahoo

Digg

Facebook
StumbleUpon

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.