ÇETİN YETKİN HER PAZAR

YENİÇAĞ GAZETESİNDE

 

VE TERCÜMAN GAZETESİNDEKİ ESKİ YAZILARI İÇİN ...

 

 

 

 

H.Ufuk SÖYLEMEZ

NE “liboş” OLMALI,

NE “statükocu” KALMALI...

 

Türkiye’de hem ekonomide hem siyasette Liboşluk ve Statükoculuk son zamanlarda en çok kullanılan nitelemeler haline geldi.

O nedenle, geçmişte “Aşmamız gereken iki zihniyet” başlığı ile değindiğim bu konuyu, bir kez daha gündeme getirmenin gerekli ve yararlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin devasa ekonomik ve siyasi sorunlarının kalıcı çözümü büyük ölçüde ekonomi–politika–medya ve sosyal yaşamımızda bir hayli yer bulan ve etkili olan iki uç zihniyetin aşılabilmesinden geçmektedir. Bu anlayışlardan ilki; siyaset ve ekonomi sahnemize 80’li yılların ortalarında çıktı. Rahmetli Özal’dan –yarım yamalak– duydukları kavramları, örneğin piyasa ekonomisini, küreselleşmeyi, dışa açılmayı dillerinden düşürmüyor ve sanki tüm ekonomi–politik anlayışlarını hep bu kavramlarla şekillendiriyormuş gibi davranıyorlardı.

Bu anlayış sahipleri, liberal ekonomi ile kumarhane kapitalizmine dönüşen “rant ekonomisini”, özelleştirme ile “sat–kurtul”u, dış politika ile “ver kurtul”u birbirine karıştırıyordu.

Bunlar gerçekte, ilkesizliklerini, dar çıkarlarını, ahlaki defolarını, teslimiyetçiliklerini güya liberalliğin bir gereği gibi sunan zihniyetlerdi. Dolayısı ile bazı gazete yazarlarımız bu anlayış sahiplerinden bahsederken küçültücü bir ad kullanmaya başladılar. Onlara “liboş” dediler... Bu ilk bakışta büyük bir ekonomik ve siyasi bir düşünce geleneği olan liberalizme de bir haksızlık yapılıyor izlenimi veriyordu, ne var ki bu böyle değildi. Tam tersine bu geleneği onların talanından ve istismarından kurtarıyordu. Yani liboş ve liberal aynı şey değildi ve aslında olamazdı. Yaşanılan sıkıntı liboşların kendilerini sanki liberalmiş gibi göstermeye çalışmaları ve yazık ki, bunda da önemli ölçüde başarılı olmalarıydı...

 

***

Ekonomi ve politikanın önünü tıkayan ve insanımızın ufkunu kapayan ikinci zihniyet ise, “liboşluğun” tam antitezini teşkil eden bir anlayışı temsil ediyordu. Bu zihniyet, iktisadi ve siyasi alanda adeta her şeyin nasılsa öyle kalmasını savunuyor ve çağın gerektirdiği her şeye çok dar bir perspektiften bakarak karşı çıkıyordu. Neredeyse Kuzey Kore tarzı ekonomik anlayışla; dışa kapalı, hatta düşman, korumacı ve tutucu bir yaklaşımı savunuyordu. Kuşkusuz böyle bir yaklaşım sergilerken aslında, güya koruduklarını sandıkları her şeyi tehdit eden bir zihniyet ve onun iktidarının önünü açıyorlar ve belki de daha kötüsü bunun farkında olmuyorlardı.

Ne var ki, liboşların küçümseme amacıyla “statükocu” olarak isimlendirdikleri bu yaklaşım sahipleri, savunmaya soyundukları her şeye büyük zararlar vermiştir. Piyasa ekonomisi, küreselleşme, haklı rekabet, dışa açılma gibi “ekonomik” ve demokratikleşme, insan hakları ve eşitlik gibi “modern – siyasal” kavramları adeta liboşların tekeline bırakmışlardır.

Bu da nüfusunun büyük çoğunluğunu gençlerin teşkil ettiği kendi dar çıkarları için Kıbrıs’ta olduğu gibi her şeyi gözden çıkarabilecek “liboşların” neredeyse tam hakimiyet kurmalarına yol açmıştır.

Oysa vatandaşlarımızın bana göre büyük bir çoğunluğu bu tekelin kırılmasını sağlayacak bir bakış açısına son derece açıktır. Cumhuriyetin kurucu değerlerinin, hepimiz için köklü bir bağlayıcılık kazandığının ve çoğulluğu kendiliğinden içeren modern, dışarıya ve zamana açık kapsayıcı bir millilik / ulusallık üretebileceğinin de farkındadır. Dolayısıyla, kendini bu iki yaklaşımın da dışında görmekte; ne Cumhuriyetin kurucu değerlerini, ne de modern–liberal değerleri ve kendini bu dar, sınırlı, ufuksuz çatışmanın cenderesinde ezdirmemeye gayret etmektedir.

Sonuç olarak son yıllarda yaşadığımız ekonomik ve siyasi sıkıntıların temelinde liboş ve statükocuların çekişmesi vardır. Şu sıralarda önemli ölçüde liboşların lehine gelişen bu çekişmenin iki tarafını da ekonomi ve politika sahnesinde bu denli etkili ve belirleyici olmaktan çıkarmadıkça Türkiye’nin rahat nefes alabilmesi hiç de kolay gözükmemektedir...

İşin doğrusu ne “liboş olmalı, ne de “statükocu” kalmalı...

 
Google
Del.icio.us
Yahoo

Digg

Facebook
StumbleUpon

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.