Yazarın Önceki Yazıları

CHP İçin Açılım Zamanı

Ulusalcı, Devrimci Yurtsever Bir Buluşma...

Gün Doğarken Geceden...

Atatürk’ün Bıraktığı Yerden

“Kürt Sorunu” mu Dediniz

  Gelin Birlikte Çözelim

Seçimleri Cumhuriyet  

  Yürüyüşleri  Kazandı

“Ilımlı İslam”mış

Yeniden Kurtuluşa Doğru

10.Yıl Marşımız

10 Kasımlar Hesap Verme Günleridir

Terör

Köprüden Önce Son Çıkış –

  Yerel Seçimlerde CHP’li

  Olmak

Yürüyüş Uzun Sürecek

Cumhuriyetin Akıl Çağı Yeniden

Çağdaş Bir Türkiye İçin Aklını Ve

   Bayrağını Yanında Tut

Bursa Nutku’ndayım

Kemalist Devrim Yeniden

Baykalisttan Genel Başkanıyla

  Konuştuk

 

Yetkin ARÖZ

 
 

SOSYAL DEMOKRASİ VE CHP

 

 

1 Ekim 2009 günlü Cumhuriyet’te Yüksel Pazarkaya yazdı. “Alman Sosyal Demokrasisi ve CHP” yazısında  çok önemli bir gerçeğin altını çizdi. Küresel ekonominin dümen suyunda giden sosyal demokrat partiler seçenek olmaktan çıkıyor. Alman Sosyal Demokrat Partisi SPD’nin son seçimlerde aldığı sonuçlar, nasıl bir erime çizgisine sürüklendikleri gösteriyor… Sözü sosyal demokrat olduğunu varsayan  CHP’ye ilişkin olarak şunları söylüyor:

 “…Buradan CHP gerekli dersi çıkarır, umarım. Ama her şeyden önce, son dönemlerde bir modaya uyarak kendisini ‘sosyal demokrat’ diye nitelemesini anlamıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin devrim koşullarından doğan, kuruluşu ve devrimleri taşıyan bir partinin tarihsel süreç içerisinde gerekli evrimleri yapıcı ve devrimci nitelikleriyle geçirerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin Halk Partisi olarak varlık göstermesi için, gereksiz küresellik anlayışıyla kendini sosyal demokrat diye nitelemesine gereksinimi yok bence.

 Bu benzetmeyi yakıştıran bazı postmodern siyasilerin, zaman zaman ‘altı ok’tan şu ya da bu oku atmak gerek diye ahkâm kestikleri belleğimizde. Kuruluş sürecinde altı ok ne denli doğruysa, bugün de en az o denli doğru olduğu, son yaşanan krizle iyice görülmüştür sanırım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Avrupa ülkelerinin artık sağ partilere yanaşmakta yarıştığı sosyal demokrasisine gereksinimi yok. CHP, ‘cumhuriyetçi, devrimci, halkçı, laik, ulusal devlet partisi’ niteliklerine sıkı sıkıya sarılarak, ülkenin çok gereksinim duyduğu işlevini yerine getirmelidir.”

Bu konuda kim bilir kaç kez yazdım. Kimseler ya okumadı ya da görmezliği yeğledi. Cumhuriyet gazetesinin sayfalarında da “olağan bir biçimde” yer bulamadı. Sevgili Demirtaş Ceyhun’un da “mayınlı araziler” üzerine yazdığı belgesel içerikteki yazısı da uzunca bir süre bekledi, ancak ölümünden sonra yayımlanabildi... Oysa bu  gerçekliğin açıklıkla görülmesi, özümsenmesi, CHP’nin kendi varoluş çizgisine oturması Türkiye’nin geleceği için son derece yaşamsal önemde. Son dönemlerde sürdürdükleri politikalarla CHP kurmaylarının, Sayın Deniz Baykal’ın da bu gerçeği bildiğine kuşku yok. Ulusal  duruş çizgileri ve kararlılıkları bunu göstermektedir. Moda akımlar gelip geçici, CHP’nin tarihsel ve toplumsal işlevi kalıcıdır. Çünkü aydınlanmacı, devrimci ulusal bir cumhuriyet olma atılımıdır. Emperyalizme karşı bir duruştur.

Yeniden başa dönersek;

Yaşanan süreçlerden, gelinen noktalardan sonra artık bu gerçeğin altını açıkça çizmek, iki doğruyu birden söylemek gerekiyor: Sosyal demokrasi Türkiye için bir çözüm değildir! CHP, sosyal demokrat bir parti değildir! Hiçbir zaman da olmamıştır. Sadece; yenilenmeyi, değişimi böyle bir çizgide bulma arayışına girmiştir. Bulamamıştır! Çünkü “bu soldaki” arayış tarihsel kökleriyle örtüşmemektedir. Emperyalizme karşı verilen bir Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan CHP, bütün ilke ve devrimleriyle birlikte kendi içeriğinde var olan ulusalcı bir cumhuriyet partisi kimliğine sahiptir. Türkiye’nin tarihsel gelişim çizgisi, toplumsal birikimleri, hele de ekonomik varlığı, kültürel bileşkeleri, sosyal demokrasinin AB toplumlarındaki oluşum koşullarıyla bağlaşık olmaktan uzaktır. Kısacası, sosyal demokrasi hareketi Batı öykünmeciliğinden, birilerini ilerici ve “solcu” kılmaktan öteye bir işlev taşıyamamıştır. Atatürkçü ilkeler sosyal demokrasi ile karıştırılmış, örtüştürülmek istenmiş, ortaya kaygan bir zemin çıkmıştır. Beraberinde büyük bir sapmayı ve toplumsal çözülmeyi getirmiştir.

Kemalizm ya da Atatürk ilke ve devrimleri bir bütün olarak emperyalist Batıya karşı bağımsızlığına kavuşmuş bir ulusun duruşudur. Kendi ayakları üzerinde doğrulmayı, çağdaşlaşmayı hedeflemiştir. Devrimlerini ve ilkelerini buna göre kurgulamıştır. Uygulamaya sokmuştur. Bu bakış açısı içinde doğal olarak emperyalistlerin pazarı olmaktan çıkmaya, tarımda ve sanayileşmede atılım yapmaya, yoksul ve eğitsel donanımdan yoksun halkını eğitim ve kültürel kazanımlar yoluyla aydınlatmaya, kalkınmanın düşünsel boyutunu güçlendirmeye planlanmıştır. “Aklın ve bilimin yol göstericiliğini” temel ilke olarak algılanmıştır. Özetlemek gerekirse, bütün çıkışlarının, atılımlarının gerisinde bağımsız, kendi ayakları üzerinde duran, ekonomik toplumsal sorunlarını çözmüş, Batı ile arasındaki çağdaşlaşma çizgisini hızla kapatacak, giderek onu aşacak bir hedefler bütünü vardır.

Sosyal demokrasi ise sanayi devrimini tamamlamış, bilgi toplumuna erişme sürecindeki Batıda oluşan bir başka boyuttaki toplumsal yapının dönüşümüdür. Emperyalist ülkelerin, emeklerine ve kaynaklarına el koydukları geri bıraktırılmış ülkelerdeki sömürülerinin bir bölümünü kendi ülkelerinin halklarına, emekçi kesimlerine “sus payı” olarak aktardıkları, yaşam kalitelerini yükselmek zorunda bırakıldıkları evrelerdeki toplumsal dengeleri kurma çabalarını yansıtan bir olgudur. Sosyalizmle kapitalizm arasında süre gelen kapışmanın uzlaşma boyutudur. Ancak gelişmeler göstermiştir ki küreselleşen  emperyalizm bataklığı artık kendi ülkelerinin sosyal demokrasilerine de katlanamaz hale gelmiştir. Çok kutuplulaşan dünyada emekçilerine verdiği sömürü payını şimdi geri almaktadır. Kuşku yoktur ki  gelecek dünyayı yeni bir sosyalizm dalgası beklemektedir.

Batı, kuşkusuz ki bu kapsam içindeki ABD ve AB emperyalizmi, Türkiye’yi ve CHP’yi kendi köklerinden koparma didiklemeciliğinden hiç vazgeçmemiştir. Batı; hesaplarını çok iyi yapmayı, neyin nereye varacağını önceden kestirmeyi, geri kalmış ülkelere karşı kullanacağı silahları ustaca kotarmayı hep sürdürmüştür. Ekip biçtiği yerli işbirlikçileriyle kurduğu tezgâh çok açıktır: Türkiye’de ve bütün geri kalmış ülkelerde herkesin isteyeceği “Batı” tipi bir demokrasi olmalıdır, insan haklarını ve özgürlükleri güvence altına alınmalıdır. Olmayan batıya benzeşilmelidir. Özlemi duyulan bir cennet düşlenmelidir. Oysa bütün bunların bir tuzak olduğu, toplumsal koşulların oluşmadığı ve hiçbir zaman oluşmayacağı ülkelere çöküntü getireceği hep gizlenmeye çalışılmış,  bunun gerçeği yaşanan küresel yıkımda  iyice açığa çıkmıştır. Dönüşümünü tamamlayamamış, yani milli demokratik devrimi yarıda bıraktırılmış bizim gibi ülkeler büyük bir kargaşanın içine itilmiştir. Ulus kimliği güçten düşmüş,  dinci akımlar “demokrasi adı altında” siyasal iktidarlara taşınmış,  ayrılıkçı güçler beslenmiş ve emperyalist ülkelerden “icazet” almış yöneticiler işbaşına getirilmiştir. Örümceğin ağları örülmüştür.

Böylece Türkiye Kemalist çizgiden, devrim ilkelerinden uzaklaştırılmıştır. CHP etkisiz tepkisiz hale getirilmiştir. Var olan demokrasi nasıl bir demokrasi ise, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çağdışı düzenin ağalık, toprak beyliği ve tarikatçılık egemenliğini genişletmiştir. Yurttaşlarımızın büyük bir bölümü kulluktan yurttaşlığa, birey olmaya dönüşememiştir. Ayrı bir hükümranlık haline getirilmiştir. Din ticareti, gericilik, tarikatçılık, ayrılıkçılık iktidar olmuştur. Atatürk ve cumhuriyet aydınlanmacılığı en büyük tehlike olarak görülmüştür. Demokrasi istemek bir şeyse; onun toplumsal koşullarını oluşturmak her şeydir. Tuzak burada açığa çıkmaktadır. Batı hiçbir zaman Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye ulaşmasını istememiştir. Çıkarlarına uygun bir pazar olarak kalmasını planlamıştır. Kalkınmasına,  ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel atılımları sürdürmesine olanak vermemiştir. Onu Osmanlılaştırmıştır. Şimdilerde AB kapısına bağlamış, ABD, AB. İMF, Dünya Bankası, Gümrük Birliği örümceğinin ağında Sevr’e doğru iteklemektedir.

Batıda ve Türkiye’de olup bitenleri iyi gözleyen teslimiyetçiler, işbirlikçi-mandacı sözde solcularımız, hele de sosyal demokratlarımızın bir büyük bölümü dümen suyuna girdikleri işbirlikçi sermayenin  güdümünde “solculuk” yapmakta gecikmemişlerdir! CHP’yi iyice köklerinden koparmak için, “Ne Olacak Bu CHP’nin Hali” biçimindeki yazılarla saptırmalarını sürdürmüşlerdir. Kemalizm’den, onun 6 Ok’undan, CHP’nin kendi tarihsel yörüngesine oturmasından çok korkmaktadırlar! Dertleri günleri onun bu çizgiye oturmasını önlemektir. Durmadan kafa karışıklığı yaratmaktır. Solun ve sağın, sol ya da sağ olmadan önce, sağın ve solun çağdaş anlamda önünü açacak taşları yerli yerine koyması, feodal artıkları, dinci-tarikatçı odakları-çöküntüleri temizlemesi, yarım kalan  milli demokratik devrimini tamamlaması, Atatürk devrimlerini yaşam biçimine dönüştürme önceliği vardır. Kurtuluş; “sosyal demokrasi” söyleminde değildir; solcusu sağcısı emperyalizme karşı hep birlikte ulusal kurtuluş savaşını yeniden vermelerindedir!

CHP bunun için var olmalıdır. Ulusalcı-yurtsever, bağımsızlıkçı, özgürlükçü anti-emperyalist doğrultusunda yeniden toparlanmalıdır. Dip dalgasının beklediği budur…

 

Google
Del.icio.us
Yahoo

Digg

Facebook
StumbleUpon

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.