Yazarın Önceki Yazıları

Sosyal Demokrasi Ve CHP

CHP İçin Açılım Zamanı

Ulusalcı, Devrimci Yurtsever Bir Buluşma...

Gün Doğarken Geceden...

Atatürk’ün Bıraktığı Yerden

“Kürt Sorunu” mu Dediniz

  Gelin Birlikte Çözelim

Seçimleri Cumhuriyet  

  Yürüyüşleri  Kazandı

“Ilımlı İslam”mış

Yeniden Kurtuluşa Doğru

10.Yıl Marşımız

10 Kasımlar Hesap Verme Günleridir

Terör

Köprüden Önce Son Çıkış –

  Yerel Seçimlerde CHP’li

  Olmak

Yürüyüş Uzun Sürecek

Cumhuriyetin Akıl Çağı Yeniden

Çağdaş Bir Türkiye İçin Aklını Ve

   Bayrağını Yanında Tut

Bursa Nutku’ndayım

Kemalist Devrim Yeniden

Baykalisttan Genel Başkanıyla

  Konuştuk

 

Yetkin ARÖZ

 
 

TÜRKİYE’NİN AÇILIMI

DÜNDEN BUGÜNE, BUGÜNDEN GELECEĞE TÜRKİYE’NİN AÇILIMINI

BİR DE SABAHATTİN EYÜBOĞLU’NDAN OKUYALIM…

 

Ülkemizin içine düştüğü yıkımların sarmalında ulusal birliğimizi, geleceğimizi savunma adına verdiğimiz öncelik her şeyimizin önüne geçti… Kimi şiirimizi, kimi yazacaklarımızı olmayan günlere bıraktı. Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973) edebiyatımızın süzme, özgün ve bilge bir yazarıydı. Kör açılımların, açılımsız açılımların pazara çıktığı bu karanlık günlerde gelin bir kez de Türkiye’nin açılımını Eyüboğlu’nin dizelere dökülmemiş şiir dilinden okuyalım…

 

Eyüboğlu 1965’de kaleme almış “Halk” yazısını. Atatürk’ün öğretmenlerine ve devamına yetişmiş bizim kuşakların aydınlığına hiçbir zaman ırkçılık, dincilik, mezhepçilik girmemiştir. Bizi birbirimize düşürmek, kolay yutulur lokma haline getirmek isteyen, adına gelişmiş ülkeler denilen emperyalist odaklara karşı bitimsiz savaşımımız ve direncimiz bugün de sürmektedir. Bizim kültürümüzde Sabahattin Eyüboğlu gibi insancıl, sevgi dolu, bilge yazarlarımız, şairlerimiz, sanat ve düşün adamlarımız olmuştur. Mezar kazıcıları hiçbir zaman olmamıştır. Ne mutlu bize…

Birlikte okuyalım bir kez daha:

 

HALK

“Rum, Ermeni, Kürt, Çerkes, Laz, Gürcü, Çingene, Arap, Fars, Yahudi, Dönme, Arnavut, Giritli, Kıbrıslı, Rodoslu, Mısırlı yurttaşlarımıza, Romanya’dan, Bulgaristan’dan, Yugoslavya’dan, Türkistan’dan, Azerbaycan’dan, Kıpçakistan’dan, Kırgızistan’dan, dünyanın dört bir yanından gelenlerimize, ateşe, putlara, cümle Tanrılara tapanlara inandığımız inanmadığımız bütün bütün peygamberlerin yolundan gidenlere, Mevlana’ya Hacı Bektaş’a, bütün ulu kişilerin müritlerine (nursuz nurcular hariç, çağdışı, insaf dışı en kaba sağduyu dışı oldukları için ayrık), biz Müslüman, Türk Sünni, münni olanlardan selam ola! Duyduk duymadık demeğin, bir yeni, bir başka, hem eski hem yeni, hem aynı hem başka, dünyanın en önemli ve en önemsiz bir yerinde, bir ileri bir geri, bir sağa bir sola giderek yaşıyoruz hepimiz.

Burası geçmişi gibi geleceği de akılları aşan bir yer. Atatürk’ün Türkiye’si burası. Kim bu Atatürk, neden Türk’ün atası? Bir yaman adamımız bu bizim, hepimizin, bütün bu bizim dediğimiz topraklarda yaşayanların. Atatürk, Türk ırkının atası demek değil (böyle bir ırk, bir sop, kan yok ki zaten, olamaz ki zaten.) Yeni Türkiye’nin, bu katışık karmaşık yeni ulus atası, Yunan’ın, Roma’nın, Bizans’ın, Osmanlı İmparatorluğu’nun hor gördüğü Anadolu halkının, çoğu köylü, ezelden beri ezilmiş insanların atası demek. Hor görülmüş Anadolu halkının, İstanbul’da keyif çatan aşağılık sülüklerin kanını emdiği, köklerini dünyanın dört bir yanına attığı insanların atası demek Atatürk. Böyle düşünmediyse bu adı alırken, başka nasıl düşünmüş olabilir?..Yeter çektiği bu güzelim yurdun saraylardan, krallardan, padişahlardan, soysuz soylulardan, göbekleriyle birlikte kafaları davula dönenlerden! İllallah başımıza geçip başımıza bela olanlardan!

Gelin dostlar bir olalım, diyordu Atatürk; hep birden Türkiye halkı olalım; bu yurdu bütün geçmişi geleceğiyle, değişik, karışık, karmaşık bütün insanlarıyla benimseyelim; hor görülmüş çoğunluğumuzun adı,Türk adı hepimizin adı olsun; ayrılık gayrılık, gavurluk Müslümanlık, Sünnilik, Şiilik kalksın ortadan. Dilimiz çoğunluğumuzun dili olsun, tarihimiz topraklarımızdan çıkan en eski uygarlık kalıntılarıyla başlasın, coğrafyamızın sınırları Yeni Türkiye’nin sınırları olsun; yurdumuzda ve dünyada savaşa karşı barıştan yana olalım. Bu kadar insanca düşünen bir büyük asker örneği zor bulursunuz dünyamızın tarihinde. Bir de Napoleon’u düşünün: Büyük Fransız Devrimi’nin ve hakkını arayan halkın çocuğu olduğunu unutup Avrupa’yı kana boyayan ve oğlunu Roma kıralı yapan Napoleon’u.

Yeni Türkiye’nin en büyük özelliklerinden ve yaşama sırlarından biri büyük

askerlerinin sivilce, hatta çok kez sivillerden daha sivilce düşünmeleri, halktan, haktan ve barıştan yana olmalarıdır. Başka her yerde az çok tutumcu, gerici olan ordu bizde genel olarak ilericidir. Atatürk’ün, İnönü’nün, 27 Mayısçıların üniformadan çok söze ve kaleme sarılmalarını, Yeni Türkiye’yi anlamak isteyenlerin hiç unutmamaları gerekir. Bizim yurdumuz en şanlı zaferlerin halka yararı olmak şöyle dursun halk düşmanlarının ekmeğine yağ sürdüğünü en çok görmüş yurtlardan biridir. Bu bizim topraklarımız gerçek fatihin kılıç değil sapan olduğunu ta Büyük İskender’den beri görmüş ve Atatürk’e söyletmiştir bunu. Yeni Türkiye’yi barışa susamış savaşçılar kurmuştur, unutmayalım bunu.

Yeni Türkiye’nin halkı, mikroplarından kurtulduğu gün, dünya demokrasisine yeni değerler katabilecek bir halktır. Anadolu’nun halkı, bilinçli bilinçsiz, insanlık destanını bütün serüvenleriyle yaşamış, bütün tanrıları kapı dışarı etmiştir. Uyandığı gün halklarına söyleyeceği çok şeyleri olacaktır Anadolu halkının. Bugün susan halkımızın, konuşma fırsatı bulduğu gün dünyaya söyleyeceği çok şeyler olacaktır.

… Milliyetçilik halkçılık demektir bizim için. Millet kavramını, halk ve yurt kavramlarından ayırtmakta direnenlerimiz yok değil. Ama bu ayırmanın insanlık içinde, bizim içinde çıkar yol olmadığı, kanlı iflaslarla sonuçlandığı bütün sağduyulu gözlerin önündedir artık. Milliyetini Türkiye’den ayrı düşünen, başka anayurtlar, başka türlü yurttaşlar hayal edenler milletin de kendilerinin de başını derde sokmaktan, Atatürk’ün de, Yeni Türkiye’nin de pişmiş aşına su katmadan akıllarını başlarına devşirmelidirler...” (1965, Mavi ve Kara ‘1967’, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2002, s. 16-18 )

 

Google
Del.icio.us
Yahoo

Digg

Facebook
StumbleUpon

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.