Kaan TURHAN

 

ULUSAL İSTİHBARATIN TASFİYESİ

FETHULLAHÇI/AMERİKANCI ÇATI İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ

 

 

 

Savcı Ferhat Sarıkaya’nın hazırladığı Şemdinli İddianamesi’yle gündeme gelen asılsız ihbar mektuplarıyla, yasa dışı yollarla ve delil niteliği taşımayan unsurlarla subayları, astsubayları ve istihbarat mensuplarını özellikle NATO’da olmayan, bağımsız Jandarma’yı hedef alarak; gayrimilli unsurların, ulusal unsurları tasfiyesi hız kazanmıştır. Halkının güvenliği ve ülkesinin ulusal çıkarları için yaşamını ortaya koyan insanları ve gurupları sıkıştıran, hareket alanını daraltan ve kendilerini devlete küstüren süreç Ergenekon soruşturmasıyla derinleşmiştir. Fethullahçı istihbaratçıların türlü çeşitli komplo ve dezenformasyonlarıyla geliştirilen “akılsız”, “zekâsız” yöntemlerle yüzlerce yurtsever insan zapturapt altına alınmıştır. Soruşturmada bu “zekâsızlık” kuşkusuz AKP’nin, Fethullahçı istihbaratın eseridir. Yoksa soruşturmanın esası ve seyri AKP’yi de Fethullahçı istihbaratı da aşmıştır. Çünkü emir Atlantik ötesindendir. Amerika’da Bush-Erdoğan görüşmesi, Dolmabahçe’de Büyükanıt-Erdoğan görüşmesi; Amerikancı uzlaşmanın seyrini belirlemiştir. Yine TSK’nın bağımsızlıkçı ve NATO’da olmasını eleştiren emekli generallerin tutuklanması üzerinden yeni dönemde uzlaşmaya dahil edilmiştir.

Öyle ki 14 Nisan 2009’da yaptığı konuşması, küresel emperyalist işgalin mimarları Samuel Huntington, Eliot Cohen, Anthony Smith, Chaim Kaufmann atıflarıyla örülmüştü. Konuşmasında:“Irak’ın kuzeyi artık terör

örgütü için emniyetli bir bölge olmaktan çıkmıştır... Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Irak tarafından yürütülen faaliyetlerin ve alınan tedbirlerin önümüzdeki dönemde daha etkin sonuçlar vermesi beklenmektedir.” 1 diyerek, ithâl tehdit algılamalarının görünür kılınarak belirleyiciliğinin benimsendiğinin ipuçlarını vermiştir. Aynı biçimde MİT’in de küresel tuzağı kabullenmiş olduğu gibi. MİT Müsteşarı Emre Taner, MİT’in 80. kuruluş yılında demiştir ki: “Sistemin bir veya birden çok noktasında mutlaka bir değişim yaşanmıştır. Bunun etkileri geçmişte daha çok bölgesel nitelikte olsa da günümüz şartlarında, özellikle her alanda yaşanan küreselleşmenin sonucu olarak global düzeye taşınmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı/kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur...

Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olamamakla kalmayacak; aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir. Yeni sorun ve tehditler doğrultusunda 21. yüzyılda doğuya doğru genişleyen dinamik bir alan söz konusu olmakta ve bu durum Türkiye’nin gittikçe genişleyen bir alanda merkezi pozisyon kazandığını/kazanacağını göstermektedir. Bu süreç içinde Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da ‘bekle-gör-tavır al’ taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslar arası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlamayla (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye’ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır.” 2

 

1 Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Harp Akademileri Komutanlığı’nda Yaptığı Yıllık Değerlendirme Konuşması, 14.04.2009.

2 www.mit.gov.tr, erişim: Mayıs 2009.

 

Yazının tamamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 135. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarına ulaşmak için tıklayınız)

   

   

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.