Dr. İsmail KILINÇ

 

 

Çevre/İklim

Sığınmacıları - I

 

 

 

 

                                           

“Benim yüzyıllardır yaşadığım ada  deniz seviyesinin yükselmesiyle sular altında kaldı. Çocuklarım artık bu adada yaşamayacak. Beni ve ailemi  sığınmacı olarak kabul etmenizi istiyorum.”

“Çöl yavaş, yavaş ilerledi.Tarım alanları çölleşti. Artık yağmur da yağmıyor. Tek geçim kaynağımız olan tarımla artık uğraşmam olanaklı değil. Nereye gideceğimi bilemiyorum. Ailemle beni sığınmacı olarak kabul edin.”

“Her gün geçimimi sağlayan balıkçılığı yapamıyorum. Gölümüz kurudu, yok oldu. Toprak tuzla kaplı. Ne yapacağımızı bilemiyorum. Nereye göç etsem? Beni ve ailemi kabul eden olur mu?”

“Çevremizde bulunan ormandan geçimimizi sağlıyorduk. İklim değişti. Orman alanları talan edildi. Şimdi yeni ürünler ekiyorlar ve burada yaşayan bizleri başka yerlere sürüyorlar. Ne yapacağımızı şaşırdık. Neyle uğraşacağız? Nereye gideceğiz?'”

“Çalıştığım fabrika kimyasal ürünler üretiyordu. Bir sanayi kazası sonrası patlama oldu ve fabrika yerle bir oldu.Yüzlerce insan öldü ve ayrıca çevreye çok zarar verdi. Çevrede kalmamız olanaklı değil. Göç etmemiz gerekli. Ama bizi kim, nasıl kabul edecek?”

 

Her geçen yıl sayıları giderek artan ve eğer yeterli ve gerekli önlemler alınmasa, önümüzdeki yıllarda sayıları daha da artacak olan bu kişilere çevre ya da iklim sığınmacıları (mültecileri)” (Bu yazıda ÇİS olarak geçecektir) adı veriliyor. Yaşadığı çevrede koşulların dış etkenler ya da insan tarafından bozulması sonucu insanlar yaşamlarını sürdüremez hale geliyorlar. İklim koşullarının değişmesi sonucu, yine aynı şekilde insanların yaşadıkları çevre değişime uğruyor ve artık yaşam ve geçim koşulları zorlaşıyor, olanaksız hale geliyor. İnsanlar göç etmek zorunda kalıyorlar.

Peki kim bu insanlar? Çevre ve iklim koşulları neden değişiyor? Neden göç etmek zorundalar? Nereye gidiyorlar ya da gitmek zorundalar? Bunları 'sığınmacı' olarak kabul edebilir miyiz? Ya da bilinen sığınmacı tanımından bu insanları ayıran özellikler nelerdir? Sığınmacı tanımını yeniden gözden geçirmek gerekir mi?

Son yıllarda adlarından sıkça söz edilen bu sığınmacılara genellikle 'çevre ya da iklim sığınmacıları ' adı veriliyor. Kuşkusuz  çevre ve iklim karşılıklı olarak birbirini etkiliyor. Küresel ısınma dediğimiz olayla iklim değişirken çevreyi de etkiliyor ya da çevre koşullarının insan eliyle ya da doğal afetler yoluyla değişmesi sonucu iklim de etkileniyor. Peki iklim ve çevre koşulları niçin, nasıl değişiyor? Dünyamız ilk kez mi küresel ısınma (ya da soğuma) ile karşı karşıya geliyor? Bu yazımızda  bu sorulara yanıt aramaya çalışacak ve ÇİS’nın kim olduklarını, ne gibi çevresel ya da iklim sorunlarıyla karşı karşıya kaldıklarını, kısacası zorunlu göç sorunlarını inceleyecek ve ÇİS’in diğer sığınmacılardan farklarını ve bilinen sığınmacılardan bu sığınmacıları ayıran özellikleri araştırmaya çalışacağız.

Özetle ÇİS’in insani boyutunu (kimler, kaç kişiler, gelecekte sayıları ne olacak? Neden göç ediyorlar?), coğrafi boyutunu (Dünyamızda çevre ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülke ve bölgeler hangileridir ve küresel ısınmayla gelecekte bunların durumu ne olacaktır?) ve hukuki boyutunu (bu kişiler sığınmacı olarak kabul edilebilir mi? Bugünkü sığınmacı tanımı yeterli mi yoksa yeni bir tanım gerekli mi?) ele alacağız.

 

Yazının tamamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarına ulaşmak için tıklayınız)

   

   

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.