|
Orhan ÖZKAYA
Kurtuluş Savaşı'nda
Kadınlarımız...
Hâlâ kendilerini Doğu ve Güneydoğu’da yok
saydığımız ve ‘ellerinin hamuruyla erkek işine karıştırtmadığımız
kadınlarımız’, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in en büyük özgüven
kaynağı ve neferi olmuşlardır. Halkımız tarafından yalnızca Halide Edip
Adıvar’ın isminin bilinmesi, öne çıkması, diğer kadın hareketlerinin
toplum tarafından yeteri kadar bilinememesi o dönemin tarihin
sayfalarında saklı kalmasına bağlanabilir. Oysa güçlü bir kadın hareketi
1908 İkinci Meşrutiyetle birlikte başlamaktadır. Kentli kadının
toplumsal yaşamda kırsal alandaki kadından daha geride kalması, çalışma
yaşamının her alanında köylü kadının yer almasının bir sonucu olarak
ortaya çıkar. Toprakla uğraşan, eşine yardımcı olan köylü kadın, tarım
ve hayvancılıkla üretime katılmış ve cinsiyet ayrımcılığını üretimden
gelen gücüyle aşmıştır. Oysa kentli kadın sosyal yaşam dışına düşmüş ve
bunu aşma çabası içine girmiştir. Bu çaba 1876 Tanzimat Fermanı’ndan
önceki dönem olan 1869 ‘Maarif Nizamnamesi’nin, tüm erkek ve kızlar için
ilköğretimin zorunlu tutulması hükümleri ile yine 1876 Osmanlı Anayasası
(Kanuni Esasi) çerçevesinde aynı kapsamda olmasıyla bir anlamda
işlerinin kolaylaşmasına katkı koymuştur.
İzmir’in işgaline karşı durulan ilk İstanbul
mitingi, 19 Mayıs 1919 günü Fatih’te Türk Ocağı’nda yapılan bir
toplantıda karara varılarak, 70 bin kişini katılımıyla yapılmıştır.
Halide Edip Adıvar’ın konuşmasından sonra üniversite öğrencisi Meliha
Hanım’ın ateşli bir konuşmasıyla kadınlar Kurtuluş Savaşı’nda fiilen
ortaya çıkmışlardır. Daha sonra Üsküdar Doğancılar Mitingi’nde, Asri
Kadınlar Cemiyeti adına Sabahat, Naciye, Zeliha Hanımlar on binlere
hitap etmiştir. 22 Mayıs 1919 günü de Kadıköy mitinginde Halide Edip,
Münevver Saime ve Hayriye Melek Hanımlar halkın nabzını tutmaya devam
etmişlerdir. Bütün bu mitinglerin en önemlisi de, 23 Mayıs 1919 günü
Sultan Ahmet meydanında yapılan ve 200 bin kişinin katılımıyla
gerçekleştirilendir. Bu mitingde Halide Edip Adıvar’ın ününün doruğa
çıktığı anlaşılır. Bu yoğun çabalar, 15 Mayıs 1919 günü İzmir’in
işgalinden sonra geçen 9 günlük süre içersinde dört mitingle protesto
edilerek artmış, geri dönülmez bir ivme ile Milli Mücadele saflarında,
‘ya istiklâl, ya ölüm!’ ilkesiyle yer alınmasını sağlamıştır.
Mitinglerde, emperyalizmin maşası Yunanistan’a
karşı topyekûn kadın-erkek savaşılması, tutsaklığa boyun eğilmeyeceği,
Türk varlığının ve bağımsızlığının korunacağı, Türk kadının erkeğinin
yanında ulusal kimliği için mücadeleyi sürdüreceği, ulusun kendi
kaderini yine kendi kararlılığı ile kurtaracağı dile getirilmiştir.
İslâm dünyası (Hindistan, Afganistan, Pakistan, İran) ve Sosyalist dünya
(Sovyetler Birliği, Ukrayna, Azerbaycan) ile dayanışma
gerçekleştirileceği vurgulanmıştır. Bir anlamda, Mustafa Kemal’in Amasya
Genelgesi’nde ortaya koyduğu kararlar yinelenmiştir.
Yazının tamamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarına ulaşmak için tıklayınız) |
|
|
|