![]() | |
|
R.T.ERDOĞAN
HİÇ
DEĞİŞMEDİ | |
|
| |
|
Dün
“Osmanlı eyalet sistemine geçilebilir” diyordu, bugün geçilmek üzere
bugün vatan toprakları satılıyor
Dün
“2000’li yılların dünyasında ve Türkiye’de artık
Kemalizm’e yer yoktur” diyordu, bugün Kemalizm’e karşı savaş açılmış bulunuyor Dün “Demokrasi, rejimi değiştirmek için araçtır” diyordu, bugün rejimimiz değişiyor
Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP, “Değiştim/değiştik”
sloganıyla iktidara gelmiş bulunuyor. Bu sava kanan ya da kanmış
gözüken kimi yazarlar da AKP’ni destekleyip durdular. İçlerinde hâlâ
gözü açılmamış olanlar çok sayıda. Kimileri ise, zaten AKP’nin
anlayışında oldukları için bu aldatmacayı pazarlayıp duruyorlar.
Ancak, AKP’nin yapıp ettikleri, onun ve hele Erdoğan’ın hiç
değişmediğini ve hiç de değişmeyeceğini su götürmez bir biçimde
kanıtlıyor. Bu uygulamalar yalnızca Türkiye’nin geleceğini ölümcül
bir tehlike altına atmakla kalmamakta, bir bölümü şu anda bile ülkemizin
temellerini sarsmakta¼
Hele AKP’nin kamu ve yerel yönetimler ile sözümona “reform” girişiminin,
Türkiye’nin once “eyalet” sistemine geçmesi, sonra da bölünüp
parçalanması ile sonuçlanacağı çok açık. İşte, bu girişimin de Erdoğan’ın
yıllar öncesinden gönlünde yatan bir “düşüncesi” olduğu, Refah
Partisi MKYK üyesi ve bu partinin İstanbul İl Başkanı olduğu 1993 yılında
kendisiyle yapılan bir röportajda söyledikleri ile açıkça kanıtlanıyor.
Öte yandan, kimi AKP’lilerin son seçimler sırasında ve sonrasında “80
yıllık karanlık” gibi sözlerle ortaya atılarak Atatürk dönemini
karanlık bir zulüm dönemi olarak karalamaya kalkışmaları da, Erdoğan’ın
yıllar öncesinde ortaya attığı görüşlerinin yinelenmesinden başka
bir şey olmadığı da, aynı röportajdan açıkça anlaşılıyor.
Röpartajı yapanlar, Metin Sever ve Cem Dizdar. Yayınlandığı
yer, “2.Cumhuriyet Tartışmaları” adlı ve Ankara’da
1993’te Başak Yayınevince yayınlanmış olan kitap.
*
* *
Önce şu “eyalet” konusu ile ilgili olarak Erdoğan’ın
söylediklerine bir göz atalım. Bu konudaki sorular ve yanıtları
şöyle:
“-Millî bütünlüğün korunmasından söz ettiniz. Bu değişim
süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gurup insanlar
millî yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?
-Onun
kararını yine halk verecek.
-Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler¼
-Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir.
-Bağımsızlık isterlerse, tamamen ayrılmak isterlerse¼
-Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurma kudreti
varsa kurar. Ama kudreti yoksa¼
-Buna hakkı var mıdır? Kudreti olmayabilir¼
-Bu hakkı kimden isteyeceği önemlidir.
-Hak istenmez. O hak meşrudur ya da değildir.
Burada sorulan o; meşru mudur?
-Coğrafî bütünlük içerisinde evet, ama coğrafî ayrılık içerisinde
hayır.
-Coğrafi bütünlükten kastınız Misak-ı Millî sınırları mı?
-Ona
orda hudut tayin edemem.
-O
zaman bu hak da meşru değildir diyorsunuz¼
-Eyaletler tarzı bir sistem içinde olabilir diyorum.„
(s.422-423)
Bir de, Erdoğan’ın dile getirdiği şu düşüncelerini
görürsek, günümüzdeki gelişmelerin nedenlerini daha bir temelden
kavrayabiliriz:
“70 yıllık tarihinde
[bu
görüşünü 1993’te açıkladığını anımsatalım] Türkiye
Cumhuriyeti katı bir üniter anlayışa sahip olmuştur.„ (s.420) “Şu
anda Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 etnik gurup yaşamakta. Bu 27 etnik
gurubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. Türkiye Türklerindir
gibi tezler yanlıştır.„ (s.422)
Yorum sizin.
*
* *
“80 yıllık karanlık“ vb. [1993’te 70 yıl] sözlere
gelince, bu konuda da Erdoğan’ın söyledikleri şunlar:
“Türkiye
Cumhuriyeti’nin 70 yıllık tarihine çok kestirme bir biçimde, kuşbakışı
baktığımızda rejimin yüz aklığı ile çıktığını söyleyemeyiz.
Birinci Meclis hariç, Türkiye Cumhuriyeti gerek temel hak ve özgürlükler
açısından gerekse halkın egemenliği açısından üzerinde taşıdığı
demokrasi ve cumhuriyet kavramlarının gereğini yerine
getirmemiştir.
Rejimi kuran militarist ve sivil bürokrasi, demokrasi ve
cumhuriyet kavramlarını kendi egemenliklerini ve dayatmalarını halka
kabul ettirmek için aracı olarak kullanmıştır.„
(s.419)
“Ne yazık ki Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa harcanmış
bir zamandır.„
(s.421)
“Burada sırf müslümanlara reva görülenleri hatırlatmak
yeterlidir: İstiklâl Mahkemeleri vasıtası ile kurulan dar ağaçlarında
kimlerin ve hangi suçlamayla idam edildiğini nasıl izah edecekler?
Tevhid-i Tedrisat Kanunu nelerin önünü tıkamak, nelerin önünü
açmak içindi? Harf imkılâbı vasıtası ile bir ülkenin tamamının
bir anda sıfır okur yazar seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?„
(s.432)
*
* *
Önce CIA görevlisi Graham Fuller açık bir biçimde “Kemalizm
artık bitmiştir„ dedi, son dönemde de Avrupa Birliği
yetkilileri, Kemalizm’in Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine
bir engel oluşturduğunu söyler oldular. Bunun yanı sıra, ABD’nin
ama özellikle AB’nin istek ve dayatmalarının Atatürk ilke ve
devrimleriyle ters düştüğü, AKP iktidarının da bunları –çoğu
zaman CHP’nin desteğiyle– uygulamaya geçirdiğini görüyoruz. Bu açıdan
baktığımızda, Erdoğan’ın dünkü ve bugünkü görüşlerinin
bu alanda da değişmediği, dünkü görüşlerini bugün yaşama geçirmeye
başladığı anlaşılmaktadır. Çünkü, 1993’te demiş ki:
“Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e veya başkaca
herhangi bir resmî ideolojiye yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi
söz konusu değildir¼
2000’li
yılların dünyasında ve büyük dünya ailesinin bir birimi olan Türkiye’de
artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer yoktur¼„
(s.425)
*
* *
Görüldüğü gibi, Recep Tayyip Erdoğan, tutarlı bir kişidir,
dün ne ise bugün de odur, hiç değişmemiştir. O nedenle bir de
“demokrasi „ konusunda ne demiş onu görelim:
“demokrasi
ancak bir araçtır. Hangi sisteme geçmek istiyorsanız, bu düzenlerin
seçiminde bir araçtır. Yani demokrasi ile düzenler gelir, düzenler
gider.„
(s.419)
Recep Tayyip Erdoğan’ın
başbakanlığı ve AKP iktidarı ile hangi sisteme / düzene doğru gittiğimiz
besbellidir. |