![]() | |
|
TAYYİP
ERDOĞAN VE CUMHURİYET
II | |
|
-
M.
Emin DEĞER Emekli Hakim
Alb. MSB (E) Başhukuk
Müşaviri | |
|
Tayyip
Bey, birkaç kez programına alıp ertelediği Güneydoğu
gezisini gerçekleştirecek. Hoş amedi!. Onun bir programı
olmalı ki, Diyarbakır’ı
Gerçek şu ki, Tayyip Bey, Lozan
Cumhuriyeti’ni benimsemedi benimseyemedi, benimse-yemezdi de. Kendince
haklı sayılır. Çünkü onun gündeminde 1923 Cumhuriyeti yok. Dahası
1919-1923 arası flu bir fotoğraf gibi. Kemalizm yok..Kemalizm ona göre
bir din!(Haşa) Peki bunlar, bu devletin temel ilkeleri yoksa o boşluğu
nasıl ve neyle dolduracaktır. Bu sorunun yanıtını, 1993’te İkinci
Cumhuriyet tartışmaları sırasında şu soruya verdiği yanıttan çıkarak
arayalım:
[i]
SORU:
“Burada zikredilen MİLLİ tanımı, İslam’ın ümmet kavramıyla çelişik
gözükmüyor mu?.. Ayrıca bütünlüğünü çalışmaya uğraştığınız
bu sınırlar içerisinde siz de söylediniz, değişik etnik yapılar
ve dinsel gruplar var. Bunlarız hem ümmet çerçevesinde hem de milli
devlet içinde nasıl düşünebiliyorsunuz?”
RTE: “Ümmet kavramı içinde düşünmüyorum ki,
İslam’i
devlet planı içinde düşünüyorum.
“ADİL DÜZEN”
diye tanımladığım bir
devlet çerçevesinde ele alıyoruz. Ümmetin içinde zaten Hıristiyan’ın,
Yahudi’nin olması söz konusu değil..
Ama
bu ümmet, Hıristiyan’la da Yahudi’yle
de kendi HUKUKLARINI belirleyerek yaşayabilir.”[ii]
“Gelinen bu noktada; Türkiye tam bir kaosla karşı
karşıya. REJİM TIKANMIŞTIR. ÇÜRÜMÜŞTÜR, ETRAFA RAHATSIZ EDİCİ
KOKULAR SALMAKTADIR. Kimsenin rejime güveni kalmamıştır.”
“Türkiye’nin yarınında artık
‘Kemalizm’e’ veya başkaca
herhangi bir resmi ideolojiye yer yoktur.Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir......Aradan
70 yıl geçti. Artık, militarist ve sivil bürokrasi ‘devleti biz
kurduk, korumak kollamak görevi de bizimdir’ diyemez.
Çünkü
insanlar böyle bir devleti istemiyor.
En önemlisi de bu düşüncelerini açıkça dile getiriyorlar.”[iii]
[1]
“Bu bağlamda Kemalizm’in kendini yeniden üretmesi
söz konusu değildir. 2000’li yılların dünyasında ve büyük
dünya ailesinin bir birimi olan Türkiye’de artık
Kemalizm
ve Kemalizm benzeri rejimlere , sistemlere yer yoktur."
Ve
işte bu adam aydınlarla buluşup Diyarıbakır’a gidecek, Kürt
sorununu(!) çözümleyecek öyle mi? Sorun Kürt sorunu mu, Lozan’a
dayalı çözüm arama mı? Sorun Kürt sorunu mu, Cumhuriyet’in var oluşunu
yadsıyarak yeni yol ve yöntem arama ve bulma mı? Kısaca Cumhuriyet’e
bağlılık ve Kemalizm’i kucaklamak mı, reddetmek mi? Var olmak mı
yokluğa giden yolda karanlıkta yol aramak mı?
Evet,
evet bu söylemiyle Tayyip Bey, Cumhuriyet’e ve onu kurana bağlılığı
din olarak niteleyerek, Cumhuriyete ve İslam’a bağlı ve inançlı kişileri
dinsizlikle, dahası zındıklıkla itham ederken ve Lozan’ı yok sayıp
Güneydoğu sorunun Kürt sorunu olarak algılayan yetkiliye neyi
ve nasıl emanet ettiğimizi biliyor muyuz?
TAYYİP
BEY’E SORULAR VE İLGİNÇ
YANITLARI:
Soru:
Milli
bütünlüğümüzün korunmasından söz ettiniz. Bu değişim süreci içersinde
eğer, ülke içinde yaşayan bazı grup insanlar milli yapı içersinde
kalmak istemezlerse ne olacak?
RTE:
Onun kararını halk verecek.
Soru:
Örneğin
Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler.
RTE:
Bu durumda belki Osmanlı
Eyaletler sistemi benzeri bir
şey yapılabilir. (Diyarbakır’a gidiyor ya işe yarar!/notum ED)
Soru:
Bağımsızlık isterlerse, tamamen
ayrılmak isterlerse …
RTE:
Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız
yapıyı kurma kudreti varsa kurar. Ama kudreti yoksa…
Soru:
Buna
hakkı var mıdır? Kudreti olmayabilir…
RTE:
Bu hakkı kimden isteyeceği önemlidir.
Soru:
Hak
istenmez. O hak meşrudur ya da değildir.
Burada sorulan o; meşru mudur?
RTE:
Coğrafi bütünlük içersinde
evet, ama coğrafi ayrılık içersinde hayır.
Soru:
Coğrafi
bütünlükten kastınız misak-ı milli sınırları mı?
RTE:
Ona orda hudut tayin edemem.
Soru:
O
zaman bu hak da meşru değildir diyorsunuz…
RTE:
Eyaletler tarzı bir sistem içinde
olabilir diyorum.
Soru:
Ama
bağımsız bir devlet olarak tasarlayamam diyorsunuz.
RTE:
Tasarlayamam çünkü bu coğrafyanın mücadelesini veren sadece Kürtler
olmamıştır ki!
Soru:
Ama o coğrafyada yaşayan insanların
böyle bir talebi olduğunda.. “Biz kendi kimliğimizle, bayrağımızla,
Kazakistan, Özbekistan gibi bir ülke olmak istiyoruz” derlerse, siz bu
hakkı meşru bulur musunuz; bunu öğrenmek istiyorum!
RTE:
Onu meşru olarak görmüyorum.
TAYİP BEY VE CUMHURİYET
Tayyip
Bey, aydınlarla görüşürken, Güneydoğu sorununu Kürt sorunu olarak
anmış öyle nitelemiş! Ve o mantık yukarda sergilenen sorulu yanıtlı
konuşmanın mantığına uygun değil mi? 1993 yılında İkinci
Cumhuriyet tartışmaları sırasında yapılmış bu konuşma Tayyip
Bey’in değişmeyeceğini göstermiyor mu? Görülüyor ki, Tayip Bey, yönetim
sorumluluğunu, geçici asıl hedefe giden yolda araç olarak görüyor.
Tayyip Bey o söyleşide “Biz Türkiyeliler” deyimini kullanıyor. Türk kavramını
ağzına almayı hedefine giden yolda engel olarak gördüğü izlenimini
yaratıyor.
TV’de
İnsan Hakları Kurulu’nun
raporu üzerinde konuşan bir yetkili, “İsteğimiz
sorunumuzu, yani Kürtler’in özerkliğini demokratik bir sistem içinde
tartışmaktır. Bu nedenle Başbakana bu istemimizi sunacağız”
demişti. Aydınlar toplantısı ve Tayyip Bey’in sözleri onun özünde
değişiklik olmadığını, hedefinin 1923 Cumhuriyeti ve onu reddetmek
olduğu anlaşılmıyor mu?
Aşağıya
Tayyip Bey’in özde cumhuriyete ve devrim hareketlerine bakış açısının
belgesi olan 1993 konuşmasının son bölümünü sunarak, yalnız Güneydoğu
sorununu değil Cumhuriyet’i kime ve nasıl bir dünya görüşüne
emanet ettiğimizi görüp düşünelim diyorum. İşte Tayyip Bey’in değişmeyen
dünya görüşü ve Cumhuriyetimiz’e bakışı!
“Sormak
isteğiniz şeyi anlıyorum. Sorununuza öncelikle tarafsız biri olarak
hatta teknik bir anlayışla yaklaşmak istiyorum. Sorunuzun, ikinci kısmında
insanların benimsedikleri hukuk anlayışını terk etme gibi bir şansları
var mı diyorsunuz? Bu soruya olumsuz cevap vermek var mı diyorsanız? Bu
soruya olumsuz cevap vermek (garipsediğimi söyleyerek belirtmeliyim ki
sizin sorunuzun içinde kendi cevabımızın bu yönde olduğuna dair şeyler
seziyorum) her şeyden önce insanı bir varlık olarak tanımadığımızı
ya da günümüz Türkiyelilerini hafife aldığımızı gösterir. İnsanların
benimsedikleri bir şeyi hafife aldığımızı gösterir. O zaman yukarıda
sözünü ettiğimiz değişimin hiçbir anlamı kalmaz. Eğer bugünün Türkiye’sinde
yaşayan sözüm ona laikliği benimsemiş insanların, bu anlayışı
terk edip, İslami bir anlayışa ve hukuka geçmemiz mümkün müdür
diye sormak istiyorsanız, öncelikle şunu hatırlatmak isterim.Bu
insanların atalarının 100 yıl önce hangi hukuk sisteminde yaşıyorlardı.?
Bu günkü hukuk sistemini, hangi yöntemlerle gerçekleştirildi..Bundan
30 yıl önce halkın İslam’a ilgisi ne kadardı, bugün hangi
seviyede? Biz inanıyoruz ki Türkiye’de inananların hemen tamamı erek
varlık olarak fıtratları ereği, gerekse üzerinde yaşadıkları coğrafya
ve tarihi misyon gereği zaten Müslüman’dırlar. Ancak bu özeliklerini
ortaya koymaları engellenmiştir. Cebri yollarla bastırılmıştır. Eğer
insanların beyinlerindeki ipotekleri kaldırsak onlar kendiliğinden İslam’ı
seçecektir. Çünkü özlerinde inanç vardır.”
“Biz
Türkiyelilere ve insanlığa diyoruz ki, bu konuda gerek teorik gerekse
performanslarımız sayılmayacak kadar çoktur. Uzun sayılacak bir süredir
Müslümanlar fetret devri yaşamışlardı.
Bu nedenle Müslümanlar inançlarını,
düşüncelerini cağın diline uygun bir söylemle ve çağdaş bir insanın
algılayabileceği bir biçimde ortaya koyamamışlardır. Buna belki de iç
fetretten daha çok dış dayatmalar, tuzaklar, hileler etkili olmuştur.
Burada sırf Müslümanlara reva görülenleri
hatırlatmak yeterlidir. İstiklal Mahkemeleri vasıtası ile
kurulan dar ağaçlarında kimlerin ve hangi suçlamayla idam edildiğini
nasıl izah edecekler? Tevhid-i Tedrisat Kanunu
nelerin önünü tıkamak, nelerin önünü açmak içindi. Harf inkılabı
vasıtasıyla bir ülkenin tamamının bir anda sıfır okur yazar
seviyesine seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?”
“Bir
fazilet rejimi olarak takdim edilen demokrasinin ana özelliği çoğunluğu
elde etmektir.Yani %51, %49’a tahakküm eder. Oysa bize göre % 99’u
n,%1 üzerinde dahi tahakküm kurma hakkı yoktur.Bir ferdin dahi bir ülke
menfaati için hakları elinden alınamaz. Bizim geçmişimiz bunun
referansları ile doludur.”
TAYYİP
BEY’E BU TOPRAĞIN İNSANI OLARAK SESLENİYORUZ:
Üzerinde
yaşama hakkına sahip olduğumuz bu toprakların, şehit kanıyla yoğrulduğunu
ve her karış toprağının düşman kanıyla sulanmadan terk edilemeyeceğini;
Başkomutan’ın sonsuza akan her dakikada belleğimize kazıdığı emri
anımsayarak konuşun. Dileğimiz, bu toprağa göz dikenlere, bu bedeli
ödeyecek hiçbir değer bulunmadığı, AB’nin yolunun Ankara’dan ve
şehitliklerden geçtiğini, gerçeğini anlamak istemeyenlere anlatılmasıdır.
Tayyip
Bey’in Cumhuriyet anlayışıyla Cumhuriyet’in dayandığı temellerin
çelişkisini gündeme alalım unutmayalım, gündeme alalım ki,
yarın geç olmasın!
Cumhuriyet
hangi ortamda ve hangi koşullarda doğmuşsa, bir başka deyimle kökleri
hangi sosyal ve siyasal olaylara, emeklere dayanıyorsa, gelişmesi ve
varlığını sürdürmesi onların sistem içinde geliştirilmesine bağlıdır.
Bunu Tayyip Bey’e söyleyecek dil yok mu dersiniz.
Devrimleri
zulüm, Cumhuriyet’in 80 yılını fetret devri olarak nitelemenin
cumhuriyet karşıtlığı olduğunu bu nedenle bulunduğu makamı suç öğesi
olarak kullanmayacağını bilmediği söylenemez. Hiçbir sorumlu halka
ve rejime hizmet için seçildiğini unutmamalıdır.
[i]
Metin Sever, Can Dizdar, 2.
Cumhuriyet Tartışmaları (2.CT), Başak yayınları 1993, syf:191 vd.
Bu konudaki düşüncelerini açıklarken söyledikleri bugün yönetimde
bulunmamasını gerektirir.Ne yazık ki, o, Cumhuriyeti var eden
ilkeleri yok sayarak oturuyor o koltukta.
[ii]
Hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek kadar açık değil mi Tayip
Bey’in sözü. Kurulacak devlet halkın oylarıyla belirlenecek ve Osmanlı tipi sistemde, her din ve her ırk kendi hukuku ve toplumsal
sistemi içinde Osmanlı Devleti’ninki gibi ama kendinin açacağı
şemsiye altında o kurallara uyarak kardeş kardeş yaşayacaklar.
Osmanlı’nın bu sistemle battığını gözardı etmeden bu sisteme
evet denilemeyeceğini unutmuş görünüyor hazret.Ya da aklınca
bu çağda insanların aldatılacağını var sayıyor..
[iii]
Tayyip Bey’in değiştiğini söyleyip yazanlar, bu gerçeği onun
dilinden topluma aktaranları dinazor ya da angut nitelemesiyle aşağılamak
isteyenlere sorulur. O açıkca “Bu
sözlerin tümünü reddediyorum. O zaman yanlış görmüş ve anlamışım.
Bugün bunları kabul edersem dinimden dönmüş olayım” der
mi. bir sorsunlar olmaz mı? |