TAYYİP ERDOĞAN VE CUMHURİYET

II

 

- M. Emin DEĞER -  

Emekli Hakim Alb. MSB (E) Başhukuk Müşaviri

Tayyip Bey, birkaç kez programına alıp ertelediği Güneydoğu gezisini gerçekleştirecek. Hoş amedi!. Onun bir programı olmalı ki, Diyarbakır’ı onurlandırmanın gününü erteleyerek onları bekletti. İşte o gün geldi. Tayyip Bey Diyarbakır ziyaretiyle  yeni bir taktik adımı atacak gibi, Çünkü ziyaret sıradanlığı aşmanın eşiğinde yapılıyor. İHD’li aydınlarla görüşme mi, Tayyip  Bey ara sıra kimileriyle görüşüyor, ama bildiğinden de şaşmıyor. Güneydoğu ve Lozan’ın sürekli tartışıldığı, kimilerine göre, AB yolunun  Diyarbakır’dan geçtiği söylemlerini düşünürsek, Tayyip Bey’in düşüncelerini bilmemiz gerektiğine hak verirsiniz  Hele Tayyip Bey’in, o yollarda yağmur altında beraber yürüdüğü yol arkadaşlarını ve hedefinin alt yapısını incelemeden  bu son gezinin yol haritasını çıkarmayız. Bunun için de onun geçmişe ve günümüze nasıl baktığını, yola kimlerle çıktığını, programına neler aldığını, bilmemiz gerekecektir.

Gerçek şu ki, Tayyip Bey, Lozan Cumhuriyeti’ni benimsemedi benimseyemedi, benimse-yemezdi de. Kendince haklı sayılır. Çünkü onun gündeminde 1923 Cumhuriyeti yok. Dahası 1919-1923 arası flu bir fotoğraf gibi. Kemalizm yok..Kemalizm ona göre bir din!(Haşa) Peki bunlar, bu devletin temel ilkeleri yoksa o boşluğu nasıl ve neyle dolduracaktır. Bu sorunun yanıtını, 1993’te İkinci Cumhuriyet tartışmaları sırasında şu soruya verdiği yanıttan çıkarak arayalım: [i]

SORU: “Burada zikredilen MİLLİ tanımı, İslam’ın ümmet kavramıyla çelişik gözükmüyor mu?.. Ayrıca bütünlüğünü çalışmaya uğraştığınız  bu sınırlar içerisinde siz de söylediniz, değişik etnik yapılar ve dinsel gruplar var. Bunlarız hem ümmet çerçevesinde hem de milli devlet içinde nasıl düşünebiliyorsunuz?”

RTE: “Ümmet kavramı içinde düşünmüyorum ki, İslam’i devlet planı içinde düşünüyorum. “ADİL DÜZEN” diye  tanımladığım bir devlet çerçevesinde ele alıyoruz. Ümmetin içinde zaten Hıristiyan’ın, Yahudi’nin olması söz konusu değil.. Ama bu ümmet, Hıristiyan’la da  Yahudi’yle de kendi HUKUKLARINI belirleyerek yaşayabilir.”[ii]   

“Gelinen bu noktada; Türkiye tam bir kaosla karşı karşıya. REJİM TIKANMIŞTIR. ÇÜRÜMÜŞTÜR, ETRAFA RAHATSIZ EDİCİ KOKULAR SALMAKTADIR. Kimsenin rejime güveni kalmamıştır.”

“Türkiye’nin yarınında artık ‘Kemalizm’e’ veya  başkaca herhangi bir resmi ideolojiye yer yoktur.Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir......Aradan 70 yıl geçti. Artık, militarist ve sivil bürokrasi ‘devleti biz kurduk, korumak kollamak görevi de bizimdir’ diyemez. Çünkü insanlar böyle bir devleti istemiyor. En önemlisi de bu düşüncelerini açıkça dile getiriyorlar.”[iii] [1]

“Bu bağlamda Kemalizm’in kendini yeniden üretmesi  söz konusu değildir. 2000’li yılların dünyasında ve büyük dünya ailesinin bir birimi olan Türkiye’de artık Kemalizm ve Kemalizm benzeri rejimlere , sistemlere yer yoktur."

Ve işte bu adam aydınlarla buluşup Diyarıbakır’a gidecek, Kürt sorununu(!) çözümleyecek öyle mi? Sorun Kürt sorunu mu, Lozan’a dayalı çözüm arama mı? Sorun Kürt sorunu mu, Cumhuriyet’in var oluşunu yadsıyarak yeni yol ve yöntem arama ve bulma mı? Kısaca Cumhuriyet’e bağlılık ve Kemalizm’i kucaklamak mı, reddetmek mi? Var olmak mı yokluğa giden yolda karanlıkta yol aramak mı?

Evet, evet bu söylemiyle Tayyip Bey, Cumhuriyet’e ve onu kurana bağlılığı din olarak niteleyerek, Cumhuriyete ve İslam’a bağlı ve inançlı kişileri dinsizlikle, dahası zındıklıkla itham ederken ve Lozan’ı yok sayıp Güneydoğu sorunun Kürt sorunu olarak algılayan yetkiliye  neyi ve nasıl emanet ettiğimizi biliyor muyuz?

TAYYİP BEY’E SORULAR  VE İLGİNÇ YANITLARI:

Soru: Milli bütünlüğümüzün korunmasından söz ettiniz. Bu değişim süreci içersinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı grup insanlar milli yapı içersinde kalmak istemezlerse ne olacak?

RTE: Onun kararını halk verecek.

Soru: Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler.

RTE: Bu durumda belki Osmanlı Eyaletler sistemi  benzeri bir şey yapılabilir. (Diyarbakır’a gidiyor ya işe yarar!/notum ED)

Soru: Bağımsızlık isterlerse, tamamen ayrılmak isterlerse …

RTE: Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurma kudreti varsa kurar. Ama kudreti yoksa…

Soru: Buna hakkı var mıdır? Kudreti olmayabilir…

RTE: Bu hakkı kimden isteyeceği önemlidir.

Soru: Hak istenmez. O hak meşrudur ya da değildir. Burada sorulan o; meşru mudur?

RTE: Coğrafi bütünlük içersinde evet, ama coğrafi ayrılık içersinde hayır.

Soru: Coğrafi bütünlükten kastınız misak-ı milli sınırları mı?

RTE: Ona orda hudut tayin edemem.

Soru: O zaman bu hak da meşru değildir diyorsunuz…

RTE: Eyaletler tarzı bir sistem içinde olabilir diyorum.

Soru: Ama bağımsız bir devlet olarak tasarlayamam diyorsunuz.

RTE: Tasarlayamam çünkü bu coğrafyanın mücadelesini veren sadece Kürtler olmamıştır ki!

Soru: Ama o coğrafyada yaşayan insanların böyle bir talebi olduğunda.. “Biz kendi kimliğimizle, bayrağımızla, Kazakistan, Özbekistan gibi bir ülke olmak istiyoruz” derlerse, siz bu hakkı meşru bulur musunuz; bunu öğrenmek istiyorum!

RTE: Onu meşru olarak görmüyorum.

 

TAYİP BEY VE CUMHURİYET

Tayyip Bey, aydınlarla görüşürken, Güneydoğu sorununu Kürt sorunu olarak anmış öyle nitelemiş! Ve o mantık yukarda sergilenen sorulu yanıtlı konuşmanın mantığına uygun değil mi? 1993 yılında İkinci Cumhuriyet tartışmaları sırasında yapılmış bu konuşma  Tayyip Bey’in değişmeyeceğini göstermiyor mu? Görülüyor ki, Tayip Bey, yönetim sorumluluğunu, geçici asıl hedefe giden yolda araç olarak görüyor. Tayyip Bey o söyleşide “Biz Türkiyeliler” deyimini kullanıyor. Türk kavramını ağzına almayı hedefine giden yolda engel olarak gördüğü izlenimini yaratıyor.

TV’de İnsan Hakları Kurulu’nun raporu üzerinde konuşan bir yetkili, “İsteğimiz sorunumuzu, yani Kürtler’in özerkliğini demokratik bir sistem içinde  tartışmaktır. Bu nedenle Başbakana bu istemimizi sunacağız” demişti. Aydınlar toplantısı ve Tayyip Bey’in sözleri onun özünde değişiklik olmadığını, hedefinin 1923 Cumhuriyeti ve onu reddetmek olduğu anlaşılmıyor mu?

Aşağıya Tayyip Bey’in özde cumhuriyete ve devrim hareketlerine bakış açısının belgesi olan 1993 konuşmasının son bölümünü sunarak, yalnız Güneydoğu sorununu değil Cumhuriyet’i kime ve nasıl bir dünya görüşüne emanet ettiğimizi görüp düşünelim diyorum. İşte Tayyip Bey’in değişmeyen dünya görüşü ve Cumhuriyetimiz’e bakışı!

“Sormak isteğiniz şeyi anlıyorum. Sorununuza öncelikle tarafsız biri olarak hatta teknik bir anlayışla yaklaşmak istiyorum. Sorunuzun, ikinci kısmında insanların benimsedikleri hukuk anlayışını terk etme gibi bir şansları var mı diyorsunuz? Bu soruya olumsuz cevap vermek var mı diyorsanız? Bu soruya olumsuz cevap vermek (garipsediğimi söyleyerek belirtmeliyim ki sizin sorunuzun içinde kendi cevabımızın bu yönde olduğuna dair şeyler seziyorum) her şeyden önce insanı bir varlık olarak tanımadığımızı ya da günümüz Türkiyelilerini hafife aldığımızı gösterir. İnsanların benimsedikleri bir şeyi hafife aldığımızı gösterir. O zaman yukarıda sözünü ettiğimiz değişimin hiçbir anlamı kalmaz. Eğer bugünün Türkiye’sinde yaşayan sözüm ona laikliği benimsemiş insanların, bu anlayışı terk edip, İslami bir anlayışa ve hukuka geçmemiz mümkün müdür diye sormak istiyorsanız, öncelikle şunu hatırlatmak isterim.Bu insanların atalarının 100 yıl önce hangi hukuk sisteminde yaşıyorlardı.? Bu günkü hukuk sistemini, hangi yöntemlerle gerçekleştirildi..Bundan 30 yıl önce halkın İslam’a ilgisi ne kadardı, bugün hangi seviyede? Biz inanıyoruz ki Türkiye’de inananların hemen tamamı erek varlık olarak fıtratları ereği, gerekse üzerinde yaşadıkları coğrafya ve tarihi misyon gereği zaten Müslüman’dırlar. Ancak bu özeliklerini ortaya koymaları engellenmiştir. Cebri yollarla bastırılmıştır. Eğer insanların beyinlerindeki ipotekleri kaldırsak onlar kendiliğinden İslam’ı seçecektir. Çünkü özlerinde inanç vardır.”

“Biz Türkiyelilere ve insanlığa diyoruz ki, bu konuda gerek teorik gerekse performanslarımız sayılmayacak kadar çoktur. Uzun sayılacak bir süredir Müslümanlar fetret devri yaşamışlardı. Bu nedenle Müslümanlar inançlarını, düşüncelerini cağın diline uygun bir söylemle ve çağdaş bir insanın algılayabileceği bir biçimde ortaya koyamamışlardır. Buna belki de iç fetretten daha çok dış dayatmalar, tuzaklar, hileler etkili olmuştur. Burada sırf Müslümanlara reva görülenleri  hatırlatmak yeterlidir. İstiklal Mahkemeleri vasıtası ile kurulan dar ağaçlarında kimlerin ve hangi suçlamayla idam edildiğini nasıl izah edecekler? Tevhid-i Tedrisat   Kanunu nelerin önünü tıkamak, nelerin önünü açmak içindi. Harf inkılabı vasıtasıyla bir ülkenin tamamının bir anda sıfır okur yazar seviyesine seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?”

“Bir fazilet rejimi olarak takdim edilen demokrasinin ana özelliği çoğunluğu elde etmektir.Yani %51, %49’a tahakküm eder. Oysa bize göre % 99’u n,%1 üzerinde dahi tahakküm kurma hakkı yoktur.Bir ferdin dahi bir ülke menfaati için hakları elinden alınamaz. Bizim geçmişimiz bunun referansları ile doludur.”

 

TAYYİP BEY’E BU TOPRAĞIN İNSANI OLARAK SESLENİYORUZ:

Üzerinde yaşama hakkına sahip olduğumuz bu toprakların, şehit kanıyla yoğrulduğunu ve her karış toprağının düşman kanıyla sulanmadan terk edilemeyeceğini; Başkomutan’ın sonsuza akan her dakikada belleğimize kazıdığı emri anımsayarak konuşun. Dileğimiz, bu toprağa göz dikenlere, bu bedeli ödeyecek hiçbir değer bulunmadığı, AB’nin yolunun Ankara’dan ve şehitliklerden geçtiğini, gerçeğini anlamak istemeyenlere anlatılmasıdır.

Tayyip Bey’in Cumhuriyet anlayışıyla Cumhuriyet’in dayandığı temellerin çelişkisini gündeme alalım unutmayalım, gündeme alalım ki,  yarın geç olmasın!

Cumhuriyet hangi ortamda ve hangi koşullarda doğmuşsa, bir başka deyimle kökleri hangi sosyal ve siyasal olaylara, emeklere dayanıyorsa, gelişmesi ve varlığını sürdürmesi onların sistem içinde geliştirilmesine bağlıdır. Bunu Tayyip Bey’e söyleyecek dil yok mu dersiniz.  

Devrimleri zulüm, Cumhuriyet’in 80 yılını fetret devri olarak nitelemenin cumhuriyet karşıtlığı olduğunu bu nedenle bulunduğu makamı suç öğesi olarak kullanmayacağını bilmediği söylenemez. Hiçbir sorumlu halka ve rejime hizmet için seçildiğini unutmamalıdır.


[i] Metin Sever, Can Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları (2.CT), Başak yayınları 1993, syf:191 vd. Bu konudaki düşüncelerini açıklarken söyledikleri bugün yönetimde bulunmamasını gerektirir.Ne yazık ki, o, Cumhuriyeti var eden ilkeleri yok sayarak oturuyor o koltukta.

[ii] Hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek kadar açık değil mi Tayip Bey’in sözü. Kurulacak devlet halkın oylarıyla belirlenecek ve Osmanlı tipi sistemde, her din ve her ırk kendi hukuku ve toplumsal sistemi içinde Osmanlı Devleti’ninki gibi ama kendinin açacağı  şemsiye altında o kurallara uyarak kardeş kardeş yaşayacaklar. Osmanlı’nın bu sistemle battığını gözardı etmeden bu sisteme evet denilemeyeceğini unutmuş görünüyor hazret.Ya da aklınca  bu çağda insanların aldatılacağını var sayıyor..

[iii] Tayyip Bey’in değiştiğini söyleyip yazanlar, bu gerçeği onun dilinden topluma aktaranları dinazor ya da angut nitelemesiyle aşağılamak isteyenlere sorulur. O açıkca “Bu sözlerin tümünü reddediyorum. O zaman yanlış görmüş ve anlamışım. Bugün bunları kabul edersem dinimden dönmüş olayım” der mi. bir sorsunlar olmaz mı?