|
|
Yeni Sayı
Atatürk’ün Partisi Kemalizm’e Geri Dönmelidir
Prof.Dr. Anıl
ÇEÇEN
Dünya tarihinde
ender görülen bir siyasal kurtuluş olayının kahramanı olan
Atatürk’ün partisi, aynı zamanda devlet kuran bir siyasal parti
olarak geçmişten gelen bir çizgiyi bugün de devam ettirmek
durumundadır. Ne var ki, son dönemlerde ortaya çıkan siyasal
gelişmeler ve parti yönetimi tarafından izlenen yanlış siyasetler,
bu siyasal örgütü devlet kuran parti sorumluluğundan ve görünümünden
hızla uzaklaştırarak yeni ortaya çıkan emperyalist küreselleşme
döneminin çok görülen liberal partilerinden birisi konumuna
sürüklemiştir. Böylesine çelişkili bir durum Türk siyasal yaşamında
önemli ölçülerde sarsıntılar yaratmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti
kendisini kurmuş olan siyasal partinin uzağında kalmıştır. Her
devletin arkasında bir kurucu siyasal güç bulunmaktadır. Dünya
haritasında yer alan devlet yapılanmaları güçler dengesine göre
oluşmakta ve bu doğrultuda bir siyasal yapılanma küresel arenada
gerçekleşmektedir. Çeşitli ülkelerin dünya haritasındaki konumu ya
da tarihsel konjonktür içerisinde işgal ettikleri durum, devlet
yapılarının oluşumunu birinci derecede etkilemekte ve buna göre bir
siyasal düzen yerküre üzerindeki toprak parçaları üzerinde gündeme
gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti de jeopolitik haritanın tam
ortasında yer alan bir siyasal düzen olarak böylesine bir oluşum
sürecinin bugüne uzanan yansımasıdır. Yaklaşık bir asırlık geçmişe
sahip bulunan Atatürk’ün partisinin geçen yüzyıldan gelen bir
siyasal birikimin temsilcisi olarak bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucu iradesinin temsilcisi olması kaçınılmazdır.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
“Ay Işığını Saçar”
E.Dz.Kur. Alb.Reşit
ÇAĞIN
Yıllardır
AKP’nin değirmenine bilerek veya bilmeyerek su taşıyanların
mazeretleri şunlardı:
-Tamam bunlar
kötü ama kime oy vereceğiz, parti mi var?
-Adamlar çalıyor
ama, hiç olmazsa çalışıyor da.Muhalefet konuşmaktan başka ne iş
yapıyor?
-Baykal oldukça
CHP’ye oy vermem. Yıllardır aynı lider! Boş pusula atarım daha
iyi..... v.s.
Şimdi ne oldu?
Birdenbire adeta bir mucize gerçekleşti ve Kılıçdaroğlu CHP genel
başkanı oldu. Partililer mutlu. Küskünler geri dönüyor. Bağımsızlar
katılıyor. Halk mutlu. Karamsarlığı üzerinden atmış, yıllardan beri
ilk defa geleceğe umutla bakıyor. “Çalanın, vatanına ihanet edenin
yanına kâr kalmayacağı, hesap vereceği bir dönemin geleceğine
inanıyor. Kendisinden birinin sadeliğine, dürüstlüğüne, alçak
gönüllülüğüne hayranlık, sevgi, saygı duyuyor, inanıyor, güveniyor.
Böyle bir durumda; daha düne kadar demokrasideki seçeneksizlik
sorunundan, Baykal’dan, halktan kopuk CHP’den şikayet edenlerin
mutlu olmasını beklersiniz değil mi?
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
“İslamcılık” Yalancılığı: Osmanlı’nın Ve Osmanlı Kafalı AKP’nin Türk
Ulusunu Yıkıma Sürükleyen Politikası
Prof.Dr. Özer OZANKAYA
AKP iktidarı,
Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkıcı eylemlerini sürdürüyor:
Osmanlı’nın
çöküş döneminin “İslamcılık” aldatmacasını, ABD’nin ve AB’nin
güdümünde “Ilımlı İslam”, “BOB Eşbaşkanlığı”, “Medeniyetler
İttifakı” gibi aldatıcı kılıflar altında üstlenip, son olarak
“Gazze’ye yardım” aldatmacası olarak sahneleyince, dünyanın Türkiye
Cumhuriyeti’ni Arap ülkelerinin güçsüz ve derbeder durumunda bir
devlet gibi algılamasına bir kez daha neden olmuştur.
İslamcılık ve
Turancılık için Mustafa Kemal’in koyduğu tanının bugün de ne denli
doğru ve güncel değerde olduğu yeniden, ama ulusumuz ve
devletimiz için utanç ve üzüntü verici bir biçimde anlaşılıyor.
Mustafa Kemal,
İslamcı ve Turancı politikacılar için şu nitelemeyi yapmıştı:
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Kısır Döngü
Hüseyin Gündüz
ÖKLEM
Türk okumuş ve
varsıl kesiminin ilerlemek ve gelişmekten özde anlayabildiği, bilim
ve onun günlük hayattaki yansıması olan teknolojinin elle tutulur
sonuçlarıdır. Otomobiller, beyaz eşyalar, lüks tüketim malları,
elektronik eşyalar ve ekipmanlardır. Bunlar etrafımızda olduğu ve
onlara sahip olarak yaşadığımız sürece bu teknolojik ortam
içerisinde kendi kendimizi ilerlemiş sayarız ve bu savı yüreğimizde
kabullenerek ve aklımızı da buna uydurarak teselli buluruz.
Okumuşlar ve
bazı aydınlar arasındaki temel kanı şudur: “…bizim teknoloji
yaratmak için çabalamamıza gerek yok, hazır olanı alır ve oradan
devam ederiz!…” Buna bir örnek vermek gerekirse, bizim araştırarak
ve geliştirerek bir yeni silah yapmamıza gerek yok.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Tarımda Kapitalist Paradigmanın İflası-1:
“Endüstriyel
Tarımla
Nereye?”
Prof.Dr.Mustafa
KAYMAKÇI
Dünya genelinde
olduğu üzere, Türkiye’de de son 30 yılda ekonomide de tek ve biricik
gerçeğin liberal-kapitalist bir düzen olduğu evrensel bir söylem
olarak dayatıldı. Reel sosyalizmin bunalıma girmesi ve çöküşü ile
dünyanın tek kutupluluğa dönüşmesi de liberal-kapitalist sistemin
başarısı olarak gösterildi. Bu bağlamda, kapitalizm dünyanın
eriştiği en mükemmel sistemdi. Bunun yerine başka bir sistemin
geçmesi artık söz konusu olamazdı. Bu anlamda tarihin sonu gelmişti.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Zehirle Panzehir Aynı Eczaneden Olursa
Av.Hüseyin
ÖZBEK
Londra merkezli
Küresel Yenilik Ve Rehberlik Merkezi (GCRG) ile Canpous
Consulting adlı düşünce kuruluşunun düzenlediği Mardin: Barış
Yurdu (Mardin: The Abode of Peace) konferansı
Artuklu Üniversitesi’nin ev sahipliğinde 27-28 Mart 2010’da
gerçekleştirildi. Artuklu Üniversitesi’nin konferans ilanında;
“GCRG’nin küresel konuları ve sınamaları ele almayı hedefleyen
Küresel bir İslami düşünce kuruluşu” olduğu, “Canpous
Danışmanlık’ın ise, çağdaş bağlamda inançla ilgili
konuların açıklığa kavuşturulmasının yanı sıra Müslümanların daha
geniş bir toplumla ilişki içinde olmasını ve bu toplumun ayrılmaz
bir paydaşı haline gelmesini engelleyen kritik konuların tartışılıp
konuşulması için ilgili uzmanları bir araya getiren forumlar
düzenlediği” açıklanıyor.
Her iki
kuruluşun da İngiliz kaynaklı olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Bu
türden düşünce kuruluşları İngiltere’nin İslam dünyasına yönelik
politikalarında özel bir öneme sahiptir. Güneş batmayan
imparatorluktan miras sömürge diplomasisin küresel emperyalizm
döneminde yeni adlar, yeni sembollerle sürdürülmesinde Londra’nın
elinin altındaki İslami kuruluşlar önemli sorumluluklar üstlenir.
Canopus Consulting Direktörü Aftab Ahmed Malik’in konferans
öncesinde “cihat” kavramının yeniden yorumlanması
gerektiğini vurgulayıp, gazetecilerin, “Toplantıyı İngiltere
mi ısmarladı” sorusuna “Dini bir
toplantı değil ama dini bir belge üzerinde çalışıyoruz”
cevabı yeterli açıklıktadır!
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Tayyip Bey Ve Medeniyetler İttifakı
M. Emin DEĞER
Tayyip Bey’e
sorarlar. “Kökten dinciler hakkındaki görüşleriniz nedir?” Ne
desin? Hani derler ya, yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal!
Kaldı ki, ülkedeki gelişmeler üzerine sorulan sorulara Tayyip Bey’in
yanıtları, dolaylı da olsa, değişmez kimi kez de açıklamak istemez,
yeni bir görüş ve düşünce içermez. Bir halk deyimiyle: “Bizim
oğlan bina okur, döner döner yine okur” misali geçiştirir.
Onun için, soru
değil yanıtı önemlidir. Tayyip Bey evirir çevirir, kendi kurguladığı
yanıtı öne çıkarır. Siz sorunuza yanıt alabildim mi derken atı alan
Üsküdar’ı çoktan geçmiş olur. Eee bu da çoğu politikacının
yöntemidir. Soru kökten dincilerle mi ilgiliydi, al sana yanıt:
“Kökten
dinciler çok marjinal guruplardır. Bu çok marjinal gurupların da
Türkiye'de ağırlıklı bir esintisi söz konusu değildir. Medeniyetler
ittifakı anlayışı içinde şunu iyi anlamamız lazım.”
Bak sen hele Hayır demiyor, yok
öyle guruplar demiyor. Az da demiyor. Çok çok sıra dışılıktan
söz ediyor. Ama bir söz atıyor ortaya, “Medeniyetler ittifakı”
diye bir kavram... Bununla da kalmıyor, “Dinciler çok çok
marjinaldirler” diyor: Ama hemen “tehlikeli değiller”
sözüyle kafaları karıştırıyor. Medeniyetler ittifakı,
tartışmalı bir kavram. Ama o böyle demiyor.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Sahiller de Özelleştirme İdaresine Devrediliyor
Orhan ÖZKAYA
Bugünler de,
TBMM Bayındırlık ve İmar Alt Komisyonu’nda görüşülen tasarıda; ‘Her
tür ölçekte imar plânları, imar tadilâtları ile mevzi imar plânları
ÖİB (Özelleştirme İdaresi Başkanlığı) tarafından hazırlanacaktır’
denilerek, belediyeler devre dışı bırakılmak istenmektedir. İşler
iyice çığırından çıkmış, yol alıyor. Ülkenin satılacak alanları
iyice daralınca, şimdi de bütün sahillerin yapılaşmaya açılarak
tesis ve konuta çevrilmesi yolu seçiliyor. Bu alanların yeşil örtüsü
hiçbir önem arz etmiyor, kıyıların kamuya ait olduğu yasaların tozlu
sayfalarında eylemsizliğini koruyan bir anlamsızlık taşıyor.
Yürütülen yeni çalışmalar çerçevesinde kıyılardaki her tür ve
ölçekteki arsa ve arazilerin imar plânı, mevzii imar plânı ve plân
tadilâtı yapımı, ÖİB (Özelleştirme İdaresi Başkanlığı)’na
devredilerek, Güney ve Batı’dan iktidara yerel yönetim seçiminde oy
çıkmamasının rövanşı alınmak isteniyor.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Komşu Devletlerle “Sıfır Sorun” Politikası Ve Yunanistan
E.Büyükelçi
Tugay ULUÇEVİK
Türkiye’nin Komşuları
Türkiye,
sınırdaş komşu devlet sayısı yüksek olan Devletler arasında yer
almaktadır. Gürcistan, Ermenistan, Nahcivan (Azerbaycan), İran,
Irak, Suriye, Yunanistan ve Bulgaristan Türkiye’nin sınırdaş
komşularıdır. Aramızda şimdi ortak sınır kalmamış olmasına rağmen,
Rusya da tarihsel olarak Türkiye için bir komşu ülkedir. Keza, dış
ilişkilerimizin seyri içinde Romanya Türkiye’nin komşusu olarak
telâkki edilegelmiştir. Akdeniz yoluyla KKTC ve “Güney Kıbrıs Rum
Devleti” de Türkiye’nin komşularıdır.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Bilim Adamı Kimdir, Nasıl Davranır, Nasıl Bir Yol İzler?
Prof.Dr.Cihan
DURA
Evet, bilim
adamı kimdir, nasıl davranır, nasıl bir yol izler? Okuduğunuz
yazının konusu bu. Elbette çok şey yazılabilir bu konuda. Kitabî bir
yol tutarak, ders verir gibi yanıtlayabiliriz sorumuzu. Ancak bu,
sıradan, biraz da sıkıcı bir anlatım olmaz mı? Gelin öyleyse, bu kez
farklı bir yol deneyelim; bilim adamının kim olduğunu, nasıl
davranıp nasıl bir yol izlediğini değişik bir tarz benimseyerek, bir
bilim adamının hayat hikâyesini okuyarak öğrenmeye çalışalım. Öyle
sanıyorum ki bu usul yalnız daha çekici olmakla kalmayacak, aynı
zamanda çok daha verimli, çok daha semere verici olacaktır.
Bundan yaklaşık
350 yıl önce, kimsenin tanımadığı bir adam, dünyada ilk olarak
binlerce türden, ufacık yaratıkların yaşadığı esrarlı bir dünyayı
seyretti. Bu adamın adı Antony Leeuwenhoeck (Antoni Lövenhok)’tu.
Leeuwenhoeck, 1632’de Hollanda’nın Delft şehrinde doğdu[i].
O yıllarda dünya kendini bâtıl itikatların hâlâ egemen olduğu;
hastalıkların cinlere bağlandığı, bir kadavrayı kesip incelediği
için Seretus’un yakıldığı, dünyanın güneş etrafında döndüğünü ispata
kalkıştığı için Galile’nin zindana atıldığı bir dünya idi.
[i]
Antony Leeuwenhoeck’un kısa yaşam öyküsü, bilime meraklı
herkesin mutlaka okuması gereken şu değerli kitaptan
özetlenmiştir: Paul de Cruif, Mikrop Avcıları, MEB
yayını, İst., 1965.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Soluk Pazen Örtülü Kadınlar
Burhan ÖZBEY
“2010
Türkiye’sinde” herkes
birbirinin gözünü oyar duruma geldi… İnsanlar “çöken ekonominin”
getirdiği umutsuzluklar ve bunalımlar sonucu, tam anlamıyla düzenin
bireyi oldular… “Hümanist” duygular eridi bitti. Varsa yoksa
“materyalizm!..”
Her türlü
sahteliği yap; ama bir şekilde köşeyi kap(!)
Sözde dindar
görünen çıkarcı “dinci (din sömürücüsü) takım”, saf ve temiz
vatandaşlarımızı adeta hipnotize edip aldatarak, sülale boyu köşeyi
döndüler.
Eşlerinin
üzerindeki giysiler, başlarında ki türban örtüleri; Batı’nın en
pahalı markalarını taşırken, aldatıp sömürdükleri otobüs
duraklarındaki “SOLUK PAZEN ÖRTÜLÜ” çaresiz Anadolu
kadınlarının önlerinden, umursamaz biçimde dört çarpı dört
lüks ciplerle hava atıp geçerek, günlük yaşamlarına zevk
üzerine zevk kattılar!..
Kocaları
yaşamları boyu görmedikleri ve bir daha görmeyecekleri baş döndürücü
ihtişam içerisinde, zenginleşmenin yüksek basamaklarına
ulaşıp, “Harun gibi gelip Karun gibi” kavuştukları mutlu
yaşam deryasında, adeta ne oldum delisi oldular… Allah kitap
diyerek geldiler, Allah’ı da kitabı da unutup,
dünya nimetlerinin iflah olmaz tutsağı oldular…
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Kastamonu Üniversitesinde Köy Enstitüleri Sempozyumu
Mehmet
BAŞARAN
“Kastamonu”
dendi mi, hep o yiğit ses gelir kulağıma… Anadolu ihtilalinin
aydınlık sesi… Yüzyıllardır baskı, ezgi altında yaşayan halkın
özlemini çektiği sesi; yoksulluklara, acılara son veren, kurtuluşa
benzeyen ses…Tüm köylüleri okuma hakkına kavuşturmak için, Osmanlı
Mebusan Meclisi’ne, Köy Enstitüleri benzeri bir örgütlenmeyi öneren,
Kastamonulu İsmail Mahir Efendi de vardır o seste… Okuyabilmek için
Rumeli’nden yollara düşen Maarif Nazırı Şükrü’nün ilgisiyle,
öğretmen okulunun ilk iki yılını Kastamonu’da okuyan Köy
Enstitüleri’nin kurucusu, büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç da…
Kurtuluş Savaşı imecesini, eğitim imecesine dönüştüren Milli Eğitim
Bakanı Mustafa Necati de…
Şimşek gibi
çakar, Ortaçağ rengi çarşıda sesleri:
“Bundan sonra
memleketin casuslara, eşkiyaya, rüşvet alana, zalime, asker
kaçağına, bunları saklayanlara, varsılları yoksullara yeğleyenlere;
her kim ve ne mevkide, ne rütbede, ne kadar büyük olursa olsun, aman
yoktur!”
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Hüseyin Köycü’yü Anmak
Zeki ERGÜL
Şenkaya’nın
öncüsü ve kurucusu olan Hüseyin Köycü’nün kısa bir öz geçmişini
sizlerle paylaşırken, geçmişe bir göz atmanın faydalı olacağını
düşünüyorum.
Tarihin sırlarını
saklayamayız. Bunu, tarihin kendisi ret eder. Üretimde ilkel,
bilimden uzak, gelenek ve göreneklerde değişikliği istemeyen ve
yeniliklerle tanışmayan bir mirası, cumhuriyetle devir almış
bulunuyoruz. Geçmişe bir kere dokununca, insan kendini alıkoyamıyor.
Belki de ilahi güç bunun böyle olmasını istiyor. O dönemlerde;
açlık, yokluk kol gezerken, hayat ucuz, ölüm kolay geliyormuş.
Geçmişimiz acılarla dolu. Bu acıların da bir lezzeti olmalı ki,
şimdi burada toplanmış bulunuyoruz.
İntikamlar yavaş
oluşurlar, olgunlaşınca da kurtuluş bayrağı dalgalanır. İşte böyle
bir ortamda H. Köycü, o bayrağı taşıyan insanlardan birisiydi.
Zaman içindeki
yolculuğumuza bakınca, tarihi gerçekleri öğrenmiş oluyoruz.
Geçmişimizin yokluklarla, kıtlıklarla, savaşlarla geçtiğini
birbirimize anlatıyoruz. Bu yorgun ve kirli geçmişin dingiline taş
koyan liderleri, tarih dünya durdukça yaşatacaktır.
İşte bu
gerçeklerle söze başlarken, aklım hep o geçmişin korkunç resimlerini
tekrarlar. Hayatın acımasızlığı, insanın yüreğinde düğümlenen dert
oluyor.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|
Sivas’ın Önemi Ve
Madımak Oteli Kırımı
Hüsnü
MERDANOĞLU
kmilliyeci
@gmail.com
Cumhuriyetimizi yıkmaya çalışanlar ile İstiklal Marşımızı okumaktan
kaçınanlar arasında ne fark var?
2 Temmuz 1993
günü yurdunu, yurttaşını, canları ve anlıları seven, Türkiye’de
ulusal ve üniter devlet bütünlü içinde yaşama onurunu taşıyanlar
için unutulmaz bir acı yaşandı. O gün Sivas kent merkezinde güvenlik
güçlerinin gözü önünde Madımak Otelinde insanlar diri diri
yakıldılar.
Bu acı olayın
Sivas’ta gerçekleştirilmesi ayrı bir anlam taşımaktadır. Çünkü Sivas
kentimizin ulusal kurtuluşumuz ve ulus devletimiz yönünden ayrı bir
anlam ve önemi bulunmaktadır. Emperyalizmin Anadolu’muzu parça parça
ederek devletçiklere bölüp, yutulması kolay lokma durumuna getirme
plânları, Sivas Kongresinde bir araya gelen her etkin kökendeki
yurttaşlarımızın, emperyalizme ve onların öncüsü işgal ordularına
karşı güç birliği oluşturarak, ulus devletimizin kuruluş temellerini
atmışlardır. Böylece, ulus devlet olmanın temelleri atılarak,
günümüzde Yugoslavya’nın başına gelenlerin, ülkemizde yaşanılması
daha o günlerde önlenmiştir.
Dinsel,
mezhepsel, bölgesel ve ırksal etnik kökene dayalı olarak kurulan
Yugoslavya da onca insan acı ve gözyaşları içinde, insanlık dışı
olaylarla karşılaşılıp dağıtılıp istenilen şekle sokulmuştur. Bu
bağlamda; Madımak Kırımını irdelenirken, Yugoslavya örneğini göz
ardı etmek, eksiklik olur.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
142. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|
Prof. Dr. Çetin YETKİN
HER PAZAR
YENİÇAĞ GAZETESİNDE

|
|
SÖYLEŞİ
Hayrettin
İvgin Ve Puşkin Ödülü
Hüseyin Gündüz Öklem- Bize kısaca yaşam öykünüzü anlatır mısınız?
Hayrettin İvgin- 1944 Samsun Vezirköprü
doğumluyum. 1961’de Kuleli Askeri lisesini bitirdim 21 Mayıs
olaylarında 1963 yılında Kara Harp Okulundan son sınıftan ayrıldım.
Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünü 1966’da bitirdim. Daha sonra
Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans
çalışmamı tamamladım. Evliyim ve iki çocuğum vardır.
H.Öklem- Çalışma hayatınız hakkında biraz bilgi
verir misiniz?
H.İvgin – Sungurlu ve Hereke liselerinde
edebiyat öğretmenliği yaptım.MEB’da Yaygın Yüksek Öğretim Kurumunda
planlama müdürü,daire başkanlığı görevlerinde bulundum. Mektupla
öğretim okulunda Müdür yardımcılığı ve edebiyat öğretmenliği
görevlerinde bulundum. Kültür Bakanlığı Milli Folklor Araştırma
Dairesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. Son olarak APK
Kurulu Daire Başkanlığı görevinde bulundum. Ayrıca, Yüksek Okul,
Konservatuvar, Üniversite kurumlarında Halkbilimi, Musiki Tarihi
gibi dersler de verdim.
H.Öklem – Sayın İvgin bize edebiyat
çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
H.İvgin- Ben Türk Dili ve Edebiyatı üzerine
çalışmalar yaptım…2000’i aşkın yayınlanmış yazım vardır, bunların
300’ü bilimsel içerikli yazılardır. 50’ye yakın kitabım var… Ayrıca
üç ayda bir yayımlanan uluslararası hakemli KARADENİZ isimli bir
sosyal bilimler dergimiz ve yine üç ayda bir yayımlanan KÜLTÜR
EVRENİ isimli bir bilimsel dergimiz vardır ve her iki dergi de
Rusça, Türkçe, İngilizce dillerinde yayımlanmaktdır. Çalışmalarım,
Çince, Almanca, İngilizce, Fransızca, Özbek Türkçesi, Türkmence,
Azeri Türkçesi, Romence, Kırgız Türkçesi ve Rusça dillerine tercüme
edilmiştir.
H.Öklem – Aldığınız Ödüller hakkında biraz
bilgi rica edeyim.
H.İvgin- 150’yi aşkın teşekkür, takdirname ve
onur belgesi aldım. 100’ü aşkın ulusal ve uluslararası ödülüm
bulunuyor. 2009 yılında iki adet ödül aldım. Bunlardan birincisi
Kosova’da aldığım “Uluslararası Süleyman Brina Balkanlar Tük
Kültürüne Hizmet Ödülü”dür. Yine 2009 yılında Moskova’da “Puşkin
Uluslararası Edebiyat Ödülünü “ aldım.
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i
Hukuk dergisinin
139. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|
Hikmet
AKSOY,
Ercan
BAYSAL,
Halis DOKGÖZ
Sunder
ERDOĞAN
ve Mustafa İZBERK'ten
ÇİZİ-YORUM
sayfası
açıldı!..
|
|
Kitap Tanıtım
“Küresel Kapitalizme Karşı
Tarım Yazıları” Kitabı Üzerine
Prof.Dr.Tayfun ÖZKAYA
Prof. Dr. Mustafa
Kaymakçı’nın “ Türkiye Tarımı üzerine Notlar” kitabından
sonra “ Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları”
kitabı, Nisan 2009 ayının başlarında “Yeniden Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları” olarak okunur görüşüne
sunuldu.

Kaymakçı, bu kitabında
da tarımda yaşanan çöküşün nedenleri ve çözüm yollarını
araştırıyor. Bu bağlamda, 2009 yılında Türkiye ve dünyada
tarımla ilgili yaşanan somut olaylardan yola çıkarak
çözümlemeler yapıyor. Böylelikle, tarım tarihçilerine de
belge bırakmak istemiş.
Devamı Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinde
(Yazının
devamı için tıklayınız)
|
|
Şiir Köşesi
Öğretmenlerim… Ellerinizden Öperim…
Yetkin ARÖZ |
|
OKURLARIMIZA DUYURU VE ÇAĞRI…
Mehmet YALÇIN
GÜNCELLİKLER
İletişim ve paylaşım :
Düşüncemi özetliyorum: “Çocuk
yazını” ancak çocukların sözlü ürünleri için geçerli olabilir.
Kurumlaşmamış görünse de, hiç değilse gücül olarak, böyle bir yazın
türünden söz edilebilir. Ben burada çocukların yetisini
canlandırmayı deneyeceğim: Bu amaçla, bu köşe onlara her zaman
açık olacak. Aldığım şiir, öykü, anı, resim, vb. türü iletilerden örnekler
yayımlayacağım.
Elimde olmayarak, bu yazı da ne yazık
ki çocuklardan çok büyüklere seslenir gibi oldu; yani bir kez
daha “büyüklüğüm” tuttu.
Ama amacım 7’den 70’e
herkese seslenmek. Herkesten katkı bekliyorum.
>>Yazının
devamını
|
|
Mehmet YALÇIN
Güncellikler 28 – Tuncer Uçarol
Bu ayki konuğum eleştirmen -
yazar Tuncer Uçarol. Kendisini yaklaşık kırk yıldır dergi
yazılarından tanıyorum, on beş yılı aşkın süredir de
doğrudan tanışıyoruz. Ayrı kentlerde yaşıyor olmamıza karşın
sıcak bir dostluk da kuruldu aramızda. Bunun bir nedeni aynı
bir konuyu (şiir incelemesini) paylaşmak ve aynı dergilerde
yazmış olmak; ama sanırım daha önemlisi, tutum ve düşünce
yapımızın büyük ölçüde uyuşmasıdır. Son Ankara yolculuğumda
(Ekim 2009), yine her zamanki gibi buluştuk, özlem giderdik
ve de Y. A. R. Müdafaa–i Hukuk için bir söyleşi
yapmaya karar verdik.
Aşağıda aktardığım
özgeçmişinden onu daha iyi tanıyacaksınız. Hoş, başta şiir
olmak üzere, yazınsal etkinliklerle ilgilenen okurlar hiç
kuşkusuz sayın Uçarol’a yabancı değillerdir.
İşte o söyleşi:
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|