Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK YAYINLARI KİTAPLARI TÜM KİTAPÇILARDA            KİTAP KAMPANYASI DEVAM EDİYOR            Yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızın e-posta veya bilgisayar disketi ile gönderebilirsiniz.            ABONELERİN AÇIK AD VE ADRESİNİ, NE KADAR SÜREYLE ABONE OLDUKLARINI FAKS VEYA POSTA İLE LÜTFEN BİLDİRİRİNİZ             MÜDAFAA-İ HUKUK'UN ESKİ (2005-2006-2007-2008 YILLARINA AİT)SAYILARINA %50 İNDİRİMLİ SAHİP OLABİLİRSİNİZ !...             

YENİ SAYI

DERGİ ARŞİVİ

| 2010 | 2009  | 2008 | 2007 | 2006 | 2005 | 2004 | 2003 | 2002 | 2001 | 2000 | 1999  | 1998 | 1997

 

 GEÇEN SAYI

 

 

Yazarlarımızdan Yargıtay C. Onursal Başsavcısı Vural SAVAŞ, "Ulus Devletimizi Parçalama Projesi"ni Nisan 2007'de yazmıştı.

İŞTE O YAZI...

ULUS DEVLETİMİZİ PARÇALAMA PROJESİ


 

 
   
 
1 2 3 4 5 6  
 

 

Prof.Dr.Çetin YETKİN'in Kaleminden

Akdeniz Üniversitesi Dosyası

Gül’ün Akdeniz Üniversitesi Rektörü İsrafil Kurtcephe

 

 

Yazarlarımızdan Emekli Hakim Alb. MSB (E) Başhukuk Müşaviri M.Emin DEĞER, 2005'te bugünkü Kürt Açılımı'nı yazmıştı.

 

 

TAYYİP ERDOĞAN VE DÜŞÜNDEKİ CUMHURİYET  (SİSTEM)

 

Bölüm-1  Bölüm-2

 

VE YİNE 2005'TE  Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK OLARAK SORMUŞTUK

 

SAYIN BAŞBAKAN,

NE YAPTIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ?

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sözümona aydınları huzuruna kabul ettiğinde ilk kez “Kürt sorunu”ndan söz etmiş. Ülkeyi yönetmek durumunda olan birinin böylesi bir yanılgı içinde olması Türkiye için büyük talihsizliktir. Çünkü, “Kürt sorunu” demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşların devletle, Türkler’le aralarında “sorun” olması demektir. Başbakan, böyle dediğinde gerçekten de acaba toplam nüfusun ancak 1/7’sini oluşturan Kürt kökenli vatandaşların toplam sermayenin %40’ına sahip olduğunu bilmiyor muydu? Bu “sermayedarlar”ın devletle, Türkler’le bir sorunu olduğunu kim öne sürebilir?

 

Yazının devamı >>

Su Alp TİGİN

R.T. Erdoğan Hiç Değişmedi

  • Dün “Osmanlı eyalet sistemine geçilebilir” diyordu, bugün geçilmek üzere.

  • Dün “Türkiye Türklerindir gibi tezler yanlıştır” diyordu, bugün vatan toprakları satılıyor.

  • Dün “2000’li yılların dünyasında ve Türkiye’de artık Kemalizm’e yer yoktur” diyordu, bugün Kemalizm’e karşı savaş açılmış bulunuyor.

  • Dün “Demokrasi, rejimi değiştirmek için araçtır” diyordu, bugün rejimimiz değişiyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP, “Değiştim/değiştik” sloganıyla iktidara gelmiş bulunuyor. Bu sava kanan ya da kanmış gözüken kimi yazarlar da AKP’ni destekleyip durdular. İçlerinde hâlâ gözü açılmamış olanlar çok sayıda. Kimileri ise, zaten AKP’nin anlayışında oldukları için bu aldatmacayı pazarlayıp duruyorlar. Ancak, AKP’nin yapıp ettikleri, onun ve hele Erdoğan’ın hiç değişmediğini ve hiç de değişmeyeceğini su götürmez bir biçimde kanıtlıyor. Bu uygulamalar yalnızca Türkiye’nin geleceğini ölümcül bir tehlike altına atmakla kalmamakta, bir bölümü şu anda bile ülkemizin temellerini sarsmakta Hele AKP’nin kamu ve yerel yönetimler ile sözümona “reform” girişiminin, Türkiye’nin once “eyalet” sistemine geçmesi, sonra da bölünüp parçalanması ile sonuçlanacağı çok açık. İşte, bu girişimin de Erdoğan’ın yıllar öncesinden gönlünde yatan bir “düşüncesi” olduğu, Refah Partisi MKYK üyesi ve bu partinin İstanbul İl Başkanı olduğu 1993 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda söyledikleri ile açıkça kanıtlanıyor. Öte yandan, kimi AKP’lilerin son seçimler sırasında ve sonrasında “80 yıllık karanlık” gibi sözlerle ortaya atılarak Atatürk dönemini karanlık bir zulüm dönemi olarak karalamaya kalkışmaları da, Erdoğan’ın yıllar öncesinde ortaya attığı görüşlerinin yinelenmesinden başka bir şey olmadığı da, aynı röportajdan açıkça anlaşılıyor.

Röpartajı yapanlar, Metin Sever ve Cem Dizdar. Yayınlandığı yer, “2.Cumhuriyet Tartışmaları” adlı ve Ankara’da 1993’te Başak Yayınevince yayınlanmış olan kitap.

 Yazının devamı >>

Prof.Dr.Çetin YETKİN

Kalan Sağlar Bizimdir

Ufuk SÖYLEMEZ

Aleviler;

Ne Akp’nin,

Ne Ayrılıkçı Kürtçülerin, Ne De İşbirlikçi “Düşkünler”in Peşinden Asla Gitmezler!

Serdar ANT

İsmet Paşa Ve Bağımsızlığın Yitirilmesi

Prof.Dr.Mehmet YALÇIN

Faşizmin Yolları

Yetkin ARÖZ

Sivil İktidarların Sıkıyönetimi – Özel Yetkili Mahkemeler

Altemur KILIÇ

Devlet Ebet-Müddet?

 Favorilerine Ekle

TÜM KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Yeni Sayı

Peygamber Ocağı

E.Dz.Kur.Alb.Reşit ÇAĞIN

HÜCUM

Genelkurmay Başkanı’nın “Allah Allah” diyerek hücum ettiğini söylediği asker, günümüzde karşı Taraftan gelen akıl ve ahlak dışı hücumlar karşısında da “Allah Allah!” diyor ama, bunda bir coşku değil de hayret işareti var. “Bana hangi vicdanla bunları yakıştırırsınız?” diye isyan ediyor.  Oysa bunda şaşılacak bir şey yok. Mevlana’nın;”Ne elbiseler gördüm içinde insan yoktu” tanımına uyan Tarafın akıl hocalarına, tetikçilerine ve destekçilerine bakıldığında;

TSK’ya karşı Olmayana Ergi (Olmayan bir şeyi “var” farz ederek bu “var”lıktan yola çıkıp olduğunu ispatlama) metodunu uyguladıkları açıkça görülüyor. Yapılmamış darbeleri olmuş farzedip Soros Tiyatrosunun ödenekli aktörleri olarak yazılı ve sözlü hücum rollerini yeteneksizce oynuyorlar.  Bir de olanı “yok” sayma taktikleri var.Sadece hücuma değil, bir çok işe “Yaradanın adıyla” başlama geleneğine sahip olan askeri “dinsiz” gösterme gayretlerine, son senaryoda cami bombalama, kendi uçağını düşürme gibi uçuk planları da katmış bulunmaları din ticaretinden anlamayan askeri isyan ettiriyor. O asker ki:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın Yol Haritası

M.Emin DEĞER

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın politikasını bilmeyen ya da anlayamadıklarını söyleyenler için, onun yol haritasını çizecek belgelerin aslını sunmak istedim bugün. Hiçbir yorum yoktur. Metin İkinci Cumhuriyet tartışmaları sırasında Tayyip Bey’le yapılan söyleşinin soru ve yanıtlarıdır.[1]

SORU: “Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin 70 yıllık tarihindeki ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?”

RTE: “Türkiye Cumhuriyeti’nin 70 yıllık tarihine çok kestirme bir biçimde, kuşbakışı baktığımızda rejimin yüz aklığı ile çıktığını söyleyemeyiz.”

“Rejimi kuran militarist ve sivil bürokrasi, demokrasi ve cumhuriyet kavramlarını kendi egemenliklerini ve dayatmaların halka kabul ettirmek için aracı olarak kullanmıştır.”

“Halk her zaman gariban zavallı eğitilmeye muhtaç yaratıklardır. Ve, onları  ‘adam etmek’ için uygulanacak her yöntem meşru görülmüştür. Onlar için demokrasi bazen amaç bazen araçtır.”

“Bize göre demokrasi ancak araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde araçtır. Yani demokrasi ile düzenler gelir, düzenler gider.. Ve bu noktada demokrasiyi halkın iradesinin tecellisi şeklinde tanımlayabiliriz.”

HALK İRADESİNİN TECELLİSİ

“Halka rağmen iktidar olunamaz........Eğer halk totaliter rejimi istiyorsa buna saygı duymalıyız. Ama rejim geldi ve halk bundan memnun değil, bunu değiştirecek olan yine halktır.”

SORU:Peki bir değişimin aracı sizce ne olabilir?”

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Halkın Çoğunluğu Atatürkçü

Prof.Dr.Anıl ÇEÇEN

Son dönemde yeşil bir başlıkla özel bir misyon gazeteciliği yapmak üzere yayınlanmakta olan günlük basın organı hemen her gün ya Türk Silâhlı Kuvvetlerini ya da Türk yargısını manşetlere çıkararak Türkiye Cumhuriyeti devletinin hem yargı gücünü hem de askeri gücünü ciddi boyutlarda yıpratmaya hedefleyen bir yayın senaryosunu gerçekleştirmek için çalışmaktadır. Normal koşullarda hiç bir gazetenin yapmayacağı ya da yapmaktan çekineceği bir yayıncılık misyonunu kararlı bir biçimde yürütmeye kararlı olan bu yayın organı dolaylı yollardan Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e de yoğun bir eleştiri kampanyası sürdürmekte ve köşe yazarları aracılığı ile Atatürk ya da Kemalizm’e normalin ötesinde katı eleştiriler ya saldırıları gündeme getirmeyi bir görev bilmektedir. Bu nedenle Türk toplumunun Atatürkçü ya da ulusalcı kesimleri tarafından protesto edilen söz konusu yayın organı,  bir türlü tirajını artıramamakta ve kendisinden beklenen psikolojik kamuoyu oluşturma misyonunu gerektiği gibi yerine getirememektedir. Sürekli gündemde kalmak ve üstlenilen misyon doğrultusunda günlük gündemler oluşturmak üzere çoğunlukla gerçek dışı haberler ya da senaryolar, birinci sayfadan verilmekte ve bu doğrultuda mahkemelerde bir çok dava gündeme gelmektedir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Ne Uğruna

Erol ERTUĞRUL

Güzel Yurdumuz 2010 yılına yine sorunlarla girdi. Belirli çevreler tarafından gün geçmiyor ki TSK’ne yönelik darbe planları (!), eylem planları (!) ortaya çıkarılmamış olsun. Bu planlar, belirli basın organlarına servis ediliyor. Günlerce gündemde tutuluyor. Kamuoyu bu sözde planlarla uğraştırılıyor. Böylece TSK yara alıyor, yıpratılıyor. Soruşturmalar yapılıyor, bu planların gerçek olmadığı anlaşılıyor, ama sonuçları  kamuoyuna açıklanmıyor.  12 Eylül gibi gerçekleşmiş askeri el koymaların hesapları sorulmuyor, gerçekleşmemiş sözde darbe planları ile TSK görevlileri incitiliyor. Son, sözde “Balyoz”   darbe planının beş bin sayfa olduğu söylendi. Hangi darbe, önceden beş bin sayfayı bulan planlarla gerçekleştirilir? Darbeler, önceden  böyle duyurularak gelir mi? Bu planlar neden ve nasıl oluyor da, belirli basın organlarına servis ediliyor. Belli ki ortada gerçek olmayan senaryolar  var. Umulandan çok daha planlı ve umulandan çok daha organize  güçler tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin  düzenine karşı açık ve net bir girişim var.

Açık biçimde TSK hedef yapılıyor. Bunun nedeni düşünülmelidir. Birilerinin dilinden demokrasi sözcükleri düşmüyor.  Yurdumuz da demokrasiyi gerçekleştirmek için TSK’ni küçük düşürmek mi  gerekiyor?

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

“Devletin Kasasını Soydurmayız”

Diyenlere Bakın

Ali ERALP

ali-eralp@hotmail.com

Güneşin aydınlık yüzü beliriyor dağların doruklarından.

Sessiz çoğunluk, sesini yükseltmeye başladı.

İşçiler direnişe geçti. Memurlar, eczacılar, doktorlar direniyor. Binlerce öğretmen açığına karşın, atanması yapılmayan işsiz öğretmenler de direnişe hazırlanıyor.

Türkiye ayakta…

Herkes hak, hukuk peşinde.  Alın teri, göz nuru,  kimse kazanılmış haklarını kaybetmek istemiyor.

Tekel işçisi eksi 5 derecede,  Ankara’nın ayazında;  itfaiyeciler İstanbul’da, kar kış demeden, yağmur altında geleceklerini kurtarmaya çalışıyorlar. Yaşam mücadelesi veriyorlar. El ele, gönül gönüle birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenmişler, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz…”, “Ölmeye geldik…”  diye haykırıyorlar. Gösteri değil bu, orta oyunu değil. İçlerinde, on beş, yirmi gün önce ameliyattan çıkıp gelenler, ölümü hiçe sayanlar var.

 Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar sıcak yataklarında mışıl mışıl uyurken; analar, babalar beton zeminde, battaniyeler altında, elleri ayakları şiş, çocuklarının geleceği için savaşım veriyorlar. 4/C denilen kölelik düzeninin tutsağı olmamak için baş kaldırıyorlar. “Zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şeyleri yok...  “Yeni bir dünya kazanmak” için canlarını ortaya koyuyorlar.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Liberalizm, İlk İktisatçılarımız Ve Musa Akyiğit

Prof.Dr.Cihan DURA

www.cihandura.com 

Çirkin Batı kurban seçtiği ülkenin pazarlarına girmek, kaynaklarını ele geçirmek için, bir takım makul görünen, kulağa hoş gelen “bilimsel”  görüşler arkasına gizlenerek, bunları birer “Truva Atı” gibi kullanarak o ülkeye nüfuz eder, adeta işgal eder onu. Söz konusu görüşlerden en başta geleni, Liberalizm’dir, “serbest rekabet”tir, “piyasa ekonomisi”dir. Ancak başarı için bir koşul daha vardır: Hedef ülkede “işbirlikçiler” bulmak.

I) Batı’nın bu stratejisini -sayıları az da olsa- eski yazarlarımız, en az bugünküler kadar, belki onlardan daha iyi biliyorlardı.

a) Yukarda belirttiğim hususları; Batı’nın kendi görüşünü nasıl Osmanlı’ya dayattığını, bu dayatmada Ermeni azınlığın rolünü, Türkiye’de Liberalizm’in propagandasının nasıl yapıldığını, örneğin Yusuf Akçura’nın (1879-1935), 1921 yılında yayınladığı bir makalesinde aynen buluyoruz. Özetle, şunları yazıyor Y. Akçura:

Bizde uluslararası servet biliminin öğreticileri, Osmanlı iktisatçılarının ilk tabakası, Ermeni yurttaşlarımızdı. Bunlardan meselâ Sakızlı Ohannes Efendi ile Portakal Mikail Paşa, bu bilime dair Frenk kitaplarını tercüme eder, Mekteb-i Mülkiye-i Şahane’de gençlere Uluslararası Servet Bilimi adı altında okuturlardı. Her iki öğreticiye göre iktisadın sadece tek bir okulu doğruyu söylüyordu:  Manchester Okulu  ya da diğer adıyla Liberal iktisatçılar  okulu!... Bu öğretiye göre ekonomide, sanayide ve ticarette mutlaka serbest rekabet olmalıdır. Rekabet ülkeler arasında da sağlanmalı, dış ticarette gümrük duvarları kaldırılmalıdır. Adam Smith’in görüşlerini savunurken,  Osmanlı Devleti için, sanayileşmeyi kaynak israfı olarak görüyorlardı.

Oysa bu görüş yani Liberalizm ancak İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin çıkarlarına uygundu. Çünkü onlar sanayileşip zenginleşmişler, ekonomik faaliyetin en üst basamağına ulaşmışlardı. Büyük sermaye ve büyük sanayi açısından, gelişmişlik açısından bütün diğer milletlerden ileriydiler. Diğer ülkelerin, sanayi ve ticarette bunlarla rekabet etmeleri imkânsızdı.

Aynı gerçeği Ziya Gökalp da görüyor ve şöyle dile getiriyordu:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Mahallemizin “Kozmik Odası” Bakkallarımız

Orhan ÖZKAYA

Halkımızın her türlü derdinin ‘sır küpü’ sayılan mahalle bakkalımız, şu günlerde yaşam savaşımı veriyor. Büyük sermayenin karşısında hiç de şansı görünmüyor ve küçücük birikimiyle, halkına güven verici desteği esirgemeden sürdüren bu mütevazı kurum, ortadan kaldırılmamak için direniyor. Kendisinin yok edilmesi için çıkarılmaya çalışılan AVM (Alış Veriş Merkezleri) Yasası ile küresel sermayenin, neo-liberalizmin avlanma sahasına mahalleler, sokaklar dâhil ediliyor. Bir emekçi sınıf olan esnaflık da böylece yok edilmek isteniyor. Buna da ‘Ne yapalım çağın gerçeği bu!’ denilerek, ilgisiz yaklaşımlar sergileniyor. Oysa bu süper-hiper marketlerin, bize birer tüketim tuzağı olarak kurulduğunun farkında değiliz. Manyetik kartları, tel arabaları tıka basa doldurmak için kullanmakta ve bu alanlarda konuşmayan, birbiriyle iletişim kuramayan, sessiz birer robota, ağzı kilitli tüketim kölelerine dönüştürülmekteyiz.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Çuvalcıbaşı Ankara’da

Tülay HERGÜNLÜ

Süleymaniye'de, Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi olayının sorumlusu olarak tanınan, Irak'taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General Raymond Odierno, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın daveti üzerine Ankara'ya gelmiş. General ayağının tozuyla ilk olarak PKK'yı kınamış ve "ABD terörle mücadelede Türkiye'nin yanındadır" mesajı vermiş!

Yersek!

Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü!

4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına Amerikan askerlerince çuval geçirilmesi olayı milletçe unutulmayan bir yaradır. Bu öyle bir yaradır ki hâlâ ilk günlerdeki tazeliğini korumaya devam etmektedir. 

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Orams Kararı Hukukun

Kötüye Kullanılmasıdır

E.Büyükelçi Tugay ULUÇEVİK

Emekli Büyükelçi / tulucevik@tnn.net  

Müzakere Sürecine Darbe

İngiltere’deki İstinaf Mahkemesi’nin, kamuoyumuza ORAMS davası olarak yansımış bulunan konuda, GKRY’deki mahkemelerin KKTC’deki taşınmaz mülkler hakkında aldıkları kararların AB hukukuna göre İngiltere’de uygulanabileceğine dair verdiği hüküm, AB hukuk sistemini siyasi amaçlarla istismar etme fırsatçılığıdır. Kıbrıs müzakere süreci bakımından  hukukun kötüye kullanılmasıdır. Kıbrıs’ta müzakere sürecine hukuk kisvesi altında indirilmiş bir darbedir.

Çünkü, İngiliz mahkemesinin bu kararının, Kıbrıs Rum Tarafı’nı, Kıbrıs sorununu müzakere yöntemi dışındaki yollardan kendi amaç ve hedeflerine uygun düşen çerçevede çözme  teşebbüslerinde, bunu sağlayamazlarsa, çözümsüzlüğü sürdürme niyetlerinde  daha da kararlı hale getireceği kuşkusuzdur.

 

İngiliz İstinaf Mahkemesi’nin Kararı Tarafsız Değil   

İngiltere İstinaf Mahkemesinin ORAMS davası hakkında 19 Ocak 2010 tarihinde açıkladığı kararına genel bir bakış halinde, kararın Kıbrıs’taki duruma ilişkin olguların saptandığı 2. paragrafında, tarihe belgelenerek geçmiş olayların dahi Rumların lehine tek yanlı tahrif edilerek yansıtıldığını görmekteyiz.

Kararda şöyle denilmektedir: “Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında bağımsız egemen bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. Bununla beraber adadaki Rum ve Kıbrıs Türk toplumları arasındaki daha önceki zorluklar devam etmiştir.”

 Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Ali Kemal

Prof.Dr.Zeki ARIKAN

Ordunun henüz İzmir’e girmediği bir sırada, 7 Eylül 1922 tarihli gazetelerde şu telgraf yer alıyordu:

“İleri Gazetesi vasıtasıyla Sabah muharriri Ali Kemal Bey’e: Ankara 6 (saat 14, dakika 40) – Yunan Ordusu imha edildi. 26 Ağustos tarihli makalemizdeki vaadiniz veçhile kaleminizden ve insanlığınızdan feragat ettiğiniz haberini bekliyoruz.” Telgraf Cebelibereket milletvekili İhsan ve Kozan Milletvekili Fikret imzalarını taşıyordu.

Evet, Ali Kemal, bütün Milli Mücadele boyunca, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere onun çevresindekilere en ağır hakaretleri edecek, Ankara’nın savaşı kazanamayacağını öne sürecek, zafere ulaşıldığı zaman da “Seviniyoruz ama bu sevincimiz bizi siyasi içtihatlarımızdan vazgeçiremez” diye yazacaktır. Kurtuluştan sonra İstanbul’da yakalanıp yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken, İzmit’te Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın tertibiyle korkunç bir biçimde linç edilecektir. Bu, aklı başında hiç kimsenin onaylamayacağı bir trajedidir.

Kimdir Ali Kemal?

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Kadro

Hüseyin Gündüz ÖKLEM

Hepimizin içinde bulunduğu bir gemi bu… Ulusal Mücadele gemisi.. Kimimiz kaptan köşkündeyiz, kimimiz makine dairesinde. Bazılarımız filika içinde, diğerlerimiz güvertede. Farklı yerlerdeyiz, farklı konumlardayız… Ama hepimiz aynı geminin içinde seyahat ediyoruz. Geminin yönü belli olan, rotası belli olan bir geminin içindeki insanların farklı bir yere gitme olasılığı olabilir mi?

Hal böyle iken, konumların veya bulunulan yerlerin ne önemi olabilir ki? Asıl amaç geminin rotasından şaşmaksızın hedefe ulaşması değil midir? Sonunda hedef limana yanaşılacak ve herkes karaya çıkacaktır. Yan yana oturulacak, el ele tutuşulacak, sırt sırta verilecek ve gerekli olan amaçlar yerine getirilecektir.

Elbette daha bilgili olan, daha deneyimli olan, yetenek ve eğitimi daha uygun olan belirli noktalarda görev alacaktır. Makine teknikerinin gemi kaptanı olmak istemesi veya çımacıbaşının ikinci kaptan olmak istemesi doğaldır ve önünde de engel yoktur. Ancak gerekli eğitim olmadan, yeterli bilgi olmadan böylesi bir istem sadece ütopik bir arzu olarak kalmağa mahkumdur.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

YÖK Başkanına Açık Mektup

Prof.Dr.Mustafa KAYMAKÇI

Sayın

Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN,

9 Ocak 2010 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Yusuf Kuşdemir / Uşak(DHA)’ın haberinde, size atfen ”YÖK Başkanı:”Üniversitelerimiz Derin Uykuda”” adlı bir haberi yayınlandı

 

Haberde, sizin,”Biz ekonomiye ne katkı veriyoruz? Yeni yeni teknolojiler mi üretiyoruz? Bugün domates tohumunu İsrail’den, buğday tohumunu da ABD’den alıyoruz. Utanç verici bir durum. Bugün bir kilo tohum altından daha değerlidir. Bizim ziraat fakülteleri bu tür işlerle hiç ilgilenmiyor mu? Eğer memleketimiz bugün bu durumdaysa bunun sorumlusu biziz” denmektedir.

Bu haber konusunda tarafınızdan bir açıklama gelmediğine göre, izin verirseniz görüşlerinizi irdelemek istiyorum.

Durum tespiti konusunda yapmış olduğunuz değerlendirmeye katılmakla birlikte, “ziraat fakülteleri görevlerini yapmıyor” şeklindeki ifadelerinizi paylaşmak mümkün gözükmemektedir.

Bu bağlamda, size öncelikle ziraat fakülteleri ve tarımsal araştırma kurumlarında elde edilen tohumluklar ve damızlıklar konusunda kısaca bilgi vermek, daha sonra da içinde bulunduğumuz durumu yaratan neden-sonuç ilişkileri konusunda görüşlerimi aktarmak dileğindeyim.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Atatürk Ve Nazım Hikmet:

“Deniz Kızı Eftalya” Hikayesi

Taylan ÖZBAY

www.taylanozbay.com

Deniz Kızı Eftalya Hanım, 1891-1939 arasında yaşamış bir şarkıcı, bir kanto sanatçısıdır. 1934’te, Sahibinin Sesi adlı müzik şirketinin (İstiklal Marşı’nın bestesini değiştiren şirket!) 7 no’lu katalogunda şöyle tanılır Deniz Kızı Eftalya Hanım:

‘Deniz Kızı Bayan Eftalya Sadi'yi musiki aleminde tanımayan hemen hiç kimse yok gibidir, muhteşem ve kudretli sesiyle senelerden beri musiki erbabını peşinden sürükleyen ve hala bugün bile sanat sahasında aynı zevk ve lezzetle dinlenen Deniz Kızı daima okuyor ve alkışlanıyor, o bu sıfatı çocukken kazanmıştır. Pederi çok musiki meraklısı idi. Mehtaplı gecelerde boğazın binbir gece masallarını yaşatan sahillerinde saz alemi yapılırdı. Bayan Eftalya o zaman şakrak ve gür sesiyle sakin suları dalgalandırır, kayalara çarpan nağmelerin akisleri dinleyenleri çıldırtırdı. Hayranları ona pek haklı olarak Deniz Kızı ünvanını verdiler. Birkaç sene evvel bayan Eftalya kıymetli sanatkarlarımzdan Bay Kemani Sadi'yle evlenerek bu suretle sanatını dahi evlendirmiş oldu. Kendilerinden daha çok büyük muvaffakiyetler bekleriz.’1

Deniz Kızı Eftalya Hanım, Atatürk’ün huzurunda da şarkılarını söylemiş, büyük beğeni toplamıştır.

Nâzım Hikmet ile Atatürk arasında yaşandığı söylenen olayda adının sıkça anılması da bu yüzdendir...

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Türk Filozofu Farabi

Prof.Dr.Şahin FİLİZ

Yaşamı

Ortaçağ Latince metinlerde ve eserlerde “Alfarabius” ya da “Avennasar” diye bilinen meşhur Türk filozofu Farabi’nin tam adı, Ebu Nasr Muhammed b. Muhammed b. Tarhan b. Uzluk’tur. Farabi., İslam felsefesinin en güçlü filozoflarındandır. “İlk Muallim (öğretici)” Aristoteles’den sonra, “İkinci Muallim” unvanıyla tanınmış; felsefe ve düşünce tarihinde bu unvanla anılmıştır.(1)

Ebu Yusuf Yakup b. İshak el-Kindi (795–870) “İlk Arap Filozof”  olarak adlandırılırken Farabi de, ondan sonra, “İlk Türk Filozof” diye bilinmiştir. Farabi Maveraünnehr bölgesinde Farab ilinin Vesic köyünde yaklaşık (257/870) yılında dünyaya gelmiştir.(2) Yaklaşık olarak diyoruz, çünkü doğum tarihi genelde 259/870 olarak kabul edilmektedir. Ayrıca onun doğum tarihinin 258/871, 259/872, 260/873, 261/874 gibi farklı tarihler olduğunu söyleyenler de vardır. Doğum tarihi vefat tarihinden hareketle tespit edilmiştir. Ölüm tarihi ise kesin olarak bilinmektedir. O, 339/950 de Recep ayının bir Cuma günü ölmüştür. Farabi öldüğünde seksen yaşlarında idi. (3)

Babasının bir Türk olduğu ve bir kumandan olarak görev yaptığı hususu neredeyse kesin bir bilgi olarak elimizdedir.

Farabi’nin soyu hakkında farklı görüşler de ileri sürülmüştür.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Bazı Gerçekler “Darbe”

Yalanları İle Gizlenemiyor

(Pamuk Eller Ceplere Girsin!)

Av.Cemil CAN

AKP iktidarı samimiyet sınavından hiçbir zaman geçemedi. Hizmet yerine hayali senaryolar üreterek yıllarını boşuna geçirdi. Elinde birkaç tane daha komplo planı kaldıysa eğer, onları da kısa süre içinde kullanmak zorunda kalacağı belli oldu. Çünkü AKP iktidarının sonuna geldi. SONAR’ın yaptığı araştırmaya göre oyların sadece %29.50’si AKP’nin…  CHP’nin oyları %27.11 ile ikinci sırada; MHP %20.41’lere tırmanmış…  En kötü olasılıkla tünelin ucunda AKP’siz bir koalisyon görünüyor(1)…

8 yıllık iktidarı boyunca AKP’nin en başarılı olduğu konu,  halkın gerçek gündemini saptırmak oldu. İktidarın sahipleri, halka ne durumda olduğunu düşünüp değerlendirmesi için bir saniyelik bile fırsat tanımadılar. Bir darbe edebiyatıdır tutturdular gitti, yıllar yılları kovaladı da, hala ortaya somut bir şey koyamadılar. Yandaş yayın organlarının tek yanlı bombardımanı ile vatandaşı ‘darbe manyağına’ çevirdiler. Gerçekte darbeye karşı olsalardı gam yemezdik.  Bizi sinsi, ikiyüzlü çirkin bir siyaseti izlemeye mecbur bıraktılar. 12 Eylül darbecileri ortalıkta duruyor; onları koruyan Anayasa’nın geçici 15. maddesi de öyle…

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Prof. Dr. Çetin YETKİN

HER PAZAR

YENİÇAĞ GAZETESİNDE

 

Milli Burjuvanın

Kompradorlaşması

Hüsnü MERDANOĞLU

Kimi Kavramlar

Devletçilik, Atatürkçülüğün altı ilkesinden birisi olarak, Atatürk döneminde anayasa hükmü haline gelmiştir. Devletçilik ilkesi, Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında kazanılan bağımsızlığımızın sürekliliğini güvenceye alan bir ilke olması nedeniyle önemli bir ilkedir. Bu bağlamda; devletçiliği, özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı alanlarda devlet tarafından yatırım yapılması şeklinde dar kalıba sıkıştırmak doğru değildir. Devletçilikte amaç; ulusun geleceğini güvenceye almaktır. Ulusun ve ülkenin geleceği söz konusu olduğunda ülkenin tüm olanaklarının devreye girmesi gerekir. Ekonomik kararları başkaları tarafından alınan devletler bağımsız değildir. Bir devletin ekonomik kararları alacak bağımsız iradeye sahip olması ekonomik gücü ile yakından ilgilidir. Devletimizin kurucusu ve devletçiliğin kurumlaştırıcısı Atatürk bilmektedir ki; “Ekonomik yönden zayıf bir ulus, fakirlik ve sefaletten kurtulamaz. Toplumsal ve siyasi yıkıntıdan yakasını kurtaramaz." Toplumsal ve siyasi yıkımların yaşanmaması için, yüzyıllardan beri kaynakları sömürülmüş, halkı yoksullaştırılmış ve ülkesi işgale uğramış ülkenin, onurlu bir kurtuluş savaşından sonra elde ettiği bağımsızlığının korunması ve güçlenmesi gerekir. Bunun için de; en kısa süre içerisinde; “ … ulusu refaha, ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için, ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanlarda, devleti fiilen" ilgilenmelidir. Dünyadaki bütün gelişmeleri yakından inceleyen Kemalist kadro, Avrupa’da halkı mutluluğa ülkeyi gelişmişliğe taşıyan etkenlerden birisi olarak gördükleri için, ulusal burjuvanın gelişmesini desteklemişlerdir.

Burjuva kavramı, genellikle kentlerde yaşayan, bu nedenle de Türkçe karşılığı “kentsoylu” olarak nitelendirilen, yatırım yapacak ekonomik güce ve bilgi birikimine sahip varsılları tanımlamaktadır.  Marksist öğretide üretim araçlarına el koyup, emekçileri sömürenler olarak nitelendirilen bu sosyal sınıf, Kemalizm’de gelişmiş ülkeler düzeyine yükselmek için ülkenin kalkınmasına katkı vererek ulus ve üniter devlet yapımızın güçlenmesi için desteklenmiştir. Ne var ki, Türkiye burjuvasında, önce yabancılaşma ve giderek de kompradorlaşma görülmektedir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i

Hukuk dergisinin

138. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Hikmet AKSOY,  

Ercan BAYSAL,

Halis DOKGÖZ

Sunder ERDOĞAN

ve Mustafa İZBERK'ten

 

ÇİZİ-YORUM

sayfası 

açıldı!..

Kitap Tanıtım

 

“İhanet Basını” Ve

“Sırmalı Haydutlar”

Burhan ÖZBEY

 

“İhanet basını” ya da “mütareke basını” diye tanımlanan “utanç basını”nın varlığını, belli yaşlarda olan insanlarımızın pek çoğunun duymuş olması gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde emperyalist güçlere karşı Türk milleti’nin vermiş olduğu özgürlük mücadelesi, biliyoruz ki, dünya tarihinde milletimiz adına bir büyük gurur olarak yerini almış durumda…

Kurtuluş Savaşı yıllarının derin hüzün veren olaylarından biri de, ülkeyi işgal etmek çabasında olanlar lehine, ülkemize ve Kurtuluş Savaşı önderlerine yönelik içimizdeki hainlerin ortaya koydukları ihanetlerdir. Bunların başında “satılmış basın” geliyordu..... “İhanet basını” ya da “mütareke basını” denilen yüz karası gazeteler…

Devamı Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinde

(Yazının devamı için tıklayınız)

A.Kadir PAKSOY

Bozkır Gemisi

Yetkin ARÖZ

Grev Çadırında Tekel İşçileri

OKURLARIMIZA DUYURU VE ÇAĞRI…

Mehmet YALÇIN

GÜNCELLİKLER

İletişim ve paylaşım :

 Düşüncemi özetliyorum: “Çocuk yazını” ancak çocukların sözlü ürünleri  için geçerli olabilir. Kurumlaşmamış görünse de, hiç değilse gücül olarak,  böyle bir yazın türünden söz edilebilir. Ben burada çocukların yetisini canlandırmayı deneyeceğim: Bu amaçla, bu köşe onlara her zaman açık olacak. Aldığım şiir, öykü, anı, resim, vb. türü  iletilerden örnekler yayımlayacağım.

Elimde olmayarak, bu yazı da ne yazık ki çocuklardan çok büyüklere seslenir gibi  oldu; yani bir kez daha “büyüklüğüm” tuttu.

Ama amacım 7’den 70’e herkese seslenmek. Herkesten katkı bekliyorum.

>>Yazının devamını

Mehmet YALÇIN

Güncellikler 28 – Tuncer Uçarol

Bu ayki konuğum eleştirmen - yazar Tuncer Uçarol. Kendisini yaklaşık kırk yıldır dergi yazılarından tanıyorum, on beş yılı aşkın süredir de doğrudan tanışıyoruz. Ayrı kentlerde yaşıyor olmamıza karşın sıcak bir dostluk da kuruldu aramızda. Bunun bir nedeni aynı bir konuyu (şiir incelemesini) paylaşmak ve aynı dergilerde yazmış olmak; ama sanırım daha önemlisi, tutum ve düşünce yapımızın büyük ölçüde uyuşmasıdır. Son Ankara yolculuğumda (Ekim 2009), yine her zamanki gibi buluştuk, özlem giderdik ve de Y. A. R. Müdafaa–i Hukuk için bir söyleşi yapmaya karar verdik.

Aşağıda aktardığım özgeçmişinden onu daha iyi tanıyacaksınız. Hoş, başta şiir olmak üzere, yazınsal etkinliklerle ilgilenen okurlar hiç kuşkusuz sayın Uçarol’a yabancı değillerdir.

İşte o söyleşi:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

TÜM KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.