NİÇİN YENİDEN MÜDAFAA-İ HUKUK?

  Sahip olduğumuz Kemalist birikim ve içimizdeki ülke sevgisiyle, Türk halkının benzersiz dayanışma ruhuna ve devrimci dinamizmine dayanarak ulusumuzu esenliğe ulaştırmak için çaba harcayacağız. Bütün ulusal güçlerle birleşerek halkımıza ulaşmayı onun sorunlarını çözmeyi sadece yayın ilkesi değil, bir vatan borcu biliyoruz.

 20. yüzyılın başında, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı tarihin ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı veren ve yarattığı eylemle tüm ezilen uluslara örnek olan ülkemiz; bugün ne yazık ki eski duruma geri götürülmüş bulunuyor. 1919 yılında askeri işgalle kurulan dış hegemonya, bugün ekonomik ve siyasal ilişkilerle, daha etkin ve daha yıkıcı olarak gerçekleştiriliyor. 50 yıllık ekonomik Sevr sürecinin politik sonuçları; Kürtçülükten gericiliğe, mandacılıktan talancılığa kadar toplumsal yaşamımızın her alanında, ulus karşıtı hareketler olarak karşımıza çıkıyor. Kemalist dönemin yarattığı ulusal birikim, uluslararası programlara bağlı olarak teker teker elden çıkarılıyor. Devlet kaynakları kullanılarak 50 yıldır yaratılan tekelci ekonomik yapı; yabancılardan aldığı güçle emperya­lizmin ileri karakolu olarak ülkemizde “görev” yapıyor. “İrtica” ülkemizi yeniden Orta Çağ karanlığına gömmek için her gün mevzi kazınıyor.

Halk yoksuldur ve yoksullaşmaya devam etmektedir. Toplanan vergilerin %85’ini yaşam savaşı veren çalışanlar ödemektedir ama ulusal gelirin %80’ini yüz elli aile kullanıyor. Türk ekonomisi, 1999 yılında %6.4 düşüşle Cumhuriyet tarihinin en büyük küçülmesini yaşadı; 21.4 milyar dolarlık dış ticaret açığıyla, açık vermede dünya ikincisi olurken, Türkiye’nin 111 milyar dolar dış, 55 milyar dolar iç borcu vardı. Bugün ise durum daha da korkunç boyutlara ulamış durumda. 1999’da vitrinler halkın satın alamadığı ithal mallarla doluydu. 2004 yılında ise, tüketim çılgınlığı ile halkı borçlandırılarak, parası yetemediği ürünleri, asla alamayacağı ürünlere ulaşabilir duruma geldi. Ancak, ‘Türkiye çağ atlıyor!’ aldatmasıyla yaratılan sanal cennetin faturası Türk halkına patlıyor. Ankara Ticaret Odası tarafından yapılan ''Borç Kıskacında Türkiye Araştırması''na göre, milli gelirin son 10 yılda yüzde 82 artmasına karşın borcumuz da katlanarak büyüdü. İç borç yüzde 589, dış borç yüzde 129, toplam borç ise yüzde 239 oranında arttı. Araştırmaya göre, 1994 yılında 60.5 milyon nüfusa sahip olan Türkiye, son 10 yılda bu rakamı yüzde 17.4 artırarak 2004 yılında yaklaşık 71 milyon nüfusa ulaştı. Aynı dönemde 10 hükümet görev yaptı. Her yıl neredeyse bir hükümetin iktidar olduğu Türkiye'nin borçları da katlanarak arttı. 1994 yılında 20.6 milyar dolar iç borca sahip Türkiye'de bugün 142 milyar dolarlık iç borca ulaştı. Aynı dönemde 65.6 milyar dolarlık dış borca sahip Türkiye'nin, bugün yaklaşık 150 milyar dolarlık dış borcu bulunuyor.

Ulusal Sanayiciler, kendi ülkesinde yabancı muamelesi görüyor ve hızla yok oluyorlar. Şirket hisselerinin yabancılara satılması günün modası durumun­da.

En zengin %3 nüfus ulusal gelirin %30’unu alırken en yoksul %20 nüfus ancak %4.9’unu alıyor. Bir yandan Kürdistan hayali kışkırtılırken diğer yandan Ermeni sorunu, Patrikhane’nin “Ekümenlik” iddiaları ortaya atılıyor. Boğazlar’ın yabancı egemenliğine geçmesi için sinsice kamuoyu oluşturul­maya çalışılıyor. Batı kaynaklı irtica, örgütlenmesine ve faaliyet­lerine özgürce devam ediyor. Türkiye zor durumda. Bu ülkede sanki Mustafa Kemal Atatürk yaşamadı. Türk Devrimi sanki hiç olmadı. Oysa biz biliyoruz ki Mustafa Kemal yaşadı ve Türk Devrimi bir gerçek.

İşte biz, bu gerçeği yaşatıp geliştirmek için çıkıyoruz. Sahip olduğumuz Kemalist birikim ve içimizdeki ülke sevgisiyle, Türk halkının benzersiz dayanışma ruhuna ve devrimci dinamizmine dayanarak ulusumuzu esenliğe ulaştırmak için çaba harcayacağız. Bütün ulusal güçlerle birleşerek halkımıza ulaşmayı onun sorunlarını çözmeyi sadece yayın ilkesi değil bir vatan borcu biliyoruz. Bunun için;

1)      Anti-emperyalist bir savaşın zaferi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin  sınırları  içinde  yaşayan,  tarihsel yakınlığı ortak bir kültürle birleştiren ve ekonomik çıkar birliği içindeki Türk  ulusunun  bağımsızlığına ve  gönencine karşı gelişecek her türlü iç ve dış saldırıya karşı koyacağız. Sınırları, Misak-ı Milli ile belirlenmiş olan üniter devlet yapısına, her ne ad ve biçimde olursa olsun karşı tavır alanları düşman bileceğiz. Cumhuriyet’in temelini oluşturan “altı ok”a dolayısıyla sosyal hukuk devleti anlayışına karşı çıkanları asla bağışlamayacağız. “İrtica’nın ılımlısının ılımsızının da, kanlısının da kansız olanın da  ülkemizin  bağımsızlığının  ve  esenliğinin  can  düşmanı olduğunun bilincindeyiz.

2)      Ulusumuzun temelini oluşturan her kesimden emekçi kitlelerin yanında olacağız. Çok yönlü  sıkıntılar  içindeki; memurlar, işçiler, ulusal sanayiciler, çiftçiler, esnaflar ve gençliğin sorunlarını dile getirip çözüm üretmeyi kendimize görev sayıyoruz. Onların haklarına sahip çıkıp savunmanın ulusumuzu savunmak olduğunu biliyoruz.

3)      Kurtuluş Savaşımızla kazanılmış ulusal haklarımızın, yer­altı ve yerüstü  zenginliklerimizin, ormanlarımızın, doğal çevremizin, hükümranlık haklarımızın ve ulusal hukukumuzun; çeşitli uluslararası anlaşmalarla elden çıkarıldığını, üzüntü ve hayretle görüyoruz. IMF reçetelerine, Dünya Bankası direktifle­rine ve tahkime karşı çıkıyoruz. Bu uygulamaları ortadan kaldırarak, “Atatürkçü Düşünce” sisteminin yeniden ve güçlü olarak devlet politikası haline getirilmesi yönünde mücadele edeceğiz. Bu mücadeleye halkımızı katacağız.

4)      Ulusun sorunlarına çözüm yerine sorun getiren politik hareketlere, başta  partiler  olmak  üzere karşı  çıkacağız.Onlara,  ülke ve halk yararına politikalar üretmeleri için baskı altında  tutacağız. Cumhuriyet ilkelerinden ödün verdiklerinde karşılarında, Atatürkçülüğü savunduklarında yanlarında olacağız.

5)      Ulusal tam bağımsızlık temelinde yükselen Kemalist anlayış içinde yer alması mümkün olmayan Gümrük Birliği ve “onursuz bir aldatmaca”ya dönüşen Avrupa Birliği ma­cerasına karşı çıkacağız. Halkımızı, bir sömürge anlaşması duru­mundaki  bu konu hakkında bilgilendirerek aydınlatacağız.
Sürekli olarak Türkiye’nin aleyhine işleyen Gümrük Birliği’nden çıkılıp Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkileri, Atatürkçü dış politikanın temelleri üzerine yükselen eşit, dengeli, ulusal çıkarları gözeten onurlu ilişkiler haline getirilmesini savunacağız.

6)      Türkiye’nin sadece bugününü değil geleceğini de tehlike içine sokan ve bir talana dönüşen özelleştirme uygulamalarına karşı çıkacağız. Halkın sorunlarını çözmek ve sosyal devleti güçlü kılmak için, Atatürk döneminde büyük başarı sağlayan karma ekonomi, planlı kalkınma ve sosyal piyasa ekonomisinin, yerleşip geliştirilmesi konusunda çaba harcayacağız. Gelişmiş bütün ülkelerin uygulamış olduğu; devlet öncülüğünde, ulusal nitelikteki özel girişimciliği destekleyen ekonomik programları savunacağız.

Bizler, “Yeniden Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk” adını verdiğimiz bu derginin çevresinde anti-emperyalist bir bilinçle birleşip bütün­leşmiş bulunuyoruz. Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi, bağımsızlık ve özgürlük inancıyla yurdumuzun dört bir yanında, sesimizin işitilmesini ve yankılanmasını sağlayacaktır. Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi ile daha geniş kitlelere ulaşacağımız kuşkusuzdur. Kaldı ki, ülkemizde, ulusal birlik yönünde gelişen birlik ve bütünleşme eğilimleri, bize güç vermektedir. Şunu biliyoruz ki, bu eğilimler, 1919’da olduğu gibi bugün de kısa sürede tüm yurdu kapsayan “Ulusal Güçbirliği” ile sonuçlanacaktır. Ulusal varlığımıza yönelen emperyalist politikalara ve bu politikaların yerel uzantısı irticaya karşı savaşım veren başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, ulusçu tüm kuruluş ve kişiler ile omuz omuza olacağız. Çünkü bizim mücadeleye çıktığımız yol Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu yol, Türk Ulusu’nu esenliğe çıkaracak olan yoldur.

 Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dergisi