![]() | |
|
NİÇİN YENİDEN MÜDAFAA-İ HUKUK? | |
|
Sahip
olduğumuz Kemalist birikim ve içimizdeki ülke sevgisiyle, Türk halkının
benzersiz dayanışma ruhuna ve devrimci dinamizmine dayanarak ulusumuzu
esenliğe ulaştırmak için çaba harcayacağız. Bütün ulusal güçlerle
birleşerek halkımıza ulaşmayı onun sorunlarını çözmeyi sadece yayın
ilkesi değil, bir vatan borcu biliyoruz. Halk
yoksuldur ve yoksullaşmaya devam etmektedir. Toplanan vergilerin
%85’ini yaşam savaşı veren çalışanlar ödemektedir ama ulusal
gelirin %80’ini yüz elli aile kullanıyor. Türk ekonomisi, 1999 yılında
%6.4 düşüşle Cumhuriyet tarihinin en büyük küçülmesini yaşadı;
21.4 milyar dolarlık dış ticaret açığıyla, açık vermede dünya
ikincisi olurken, Türkiye’nin 111 milyar dolar dış, 55 milyar dolar iç
borcu vardı. Bugün ise durum daha da korkunç boyutlara ulamış
durumda. 1999’da vitrinler halkın satın alamadığı ithal mallarla
doluydu. 2004 yılında ise, tüketim çılgınlığı ile halkı borçlandırılarak,
parası yetemediği ürünleri, asla alamayacağı ürünlere ulaşabilir
duruma geldi. Ancak, ‘Türkiye çağ atlıyor!’ aldatmasıyla
yaratılan sanal cennetin faturası Türk halkına patlıyor. Ankara
Ticaret Odası tarafından yapılan ''Borç Kıskacında Türkiye Araştırması''na
göre, milli gelirin son 10 yılda yüzde 82 artmasına karşın borcumuz
da katlanarak büyüdü. İç borç yüzde 589, dış borç yüzde 129,
toplam borç ise yüzde 239 oranında arttı. Araştırmaya göre, 1994 yılında
60.5 milyon nüfusa sahip olan Türkiye, son 10 yılda bu rakamı yüzde
17.4 artırarak 2004 yılında yaklaşık 71 milyon nüfusa ulaştı. Aynı
dönemde 10 hükümet görev yaptı. Her yıl neredeyse bir hükümetin
iktidar olduğu Türkiye'nin borçları da katlanarak arttı. 1994 yılında
20.6 milyar dolar iç borca sahip Türkiye'de bugün 142 milyar dolarlık
iç borca ulaştı. Aynı dönemde 65.6 milyar dolarlık dış borca sahip
Türkiye'nin, bugün yaklaşık 150 milyar dolarlık dış borcu
bulunuyor. Ulusal
Sanayiciler, kendi ülkesinde yabancı muamelesi görüyor ve hızla yok
oluyorlar. Şirket hisselerinin yabancılara satılması günün modası
durumunda. En
zengin %3 nüfus ulusal gelirin %30’unu alırken en yoksul %20 nüfus
ancak %4.9’unu alıyor. Bir yandan Kürdistan hayali kışkırtılırken
diğer yandan Ermeni sorunu, Patrikhane’nin “Ekümenlik” iddiaları
ortaya atılıyor. Boğazlar’ın yabancı egemenliğine geçmesi için
sinsice kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Batı kaynaklı irtica,
örgütlenmesine ve faaliyetlerine özgürce devam ediyor. Türkiye zor
durumda. Bu ülkede sanki Mustafa Kemal Atatürk yaşamadı. Türk Devrimi
sanki hiç olmadı. Oysa biz biliyoruz ki Mustafa Kemal yaşadı ve Türk
Devrimi bir gerçek. İşte
biz, bu gerçeği yaşatıp geliştirmek için çıkıyoruz. Sahip olduğumuz
Kemalist birikim ve içimizdeki ülke sevgisiyle, Türk halkının
benzersiz dayanışma ruhuna ve devrimci dinamizmine dayanarak ulusumuzu
esenliğe ulaştırmak için çaba harcayacağız. Bütün ulusal güçlerle
birleşerek halkımıza ulaşmayı onun sorunlarını çözmeyi sadece yayın
ilkesi değil bir vatan borcu biliyoruz. Bunun için; 1)
Anti-emperyalist bir savaşın zaferi üzerine kurulan Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin
sınırları içinde
yaşayan, tarihsel yakınlığı
ortak bir kültürle birleştiren ve ekonomik çıkar birliği içindeki Türk
ulusunun bağımsızlığına
ve gönencine karşı gelişecek
her türlü iç ve dış saldırıya karşı koyacağız. Sınırları,
Misak-ı Milli ile belirlenmiş olan üniter devlet yapısına, her ne ad
ve biçimde olursa olsun karşı tavır alanları düşman bileceğiz.
Cumhuriyet’in temelini oluşturan “altı ok”a dolayısıyla sosyal
hukuk devleti anlayışına karşı çıkanları asla bağışlamayacağız.
“İrtica’nın ılımlısının ılımsızının da, kanlısının da
kansız olanın da ülkemizin
bağımsızlığının ve
esenliğinin can
düşmanı olduğunun bilincindeyiz. 2)
Ulusumuzun temelini oluşturan her kesimden emekçi kitlelerin yanında
olacağız. Çok yönlü sıkıntılar
içindeki; memurlar, işçiler, ulusal sanayiciler, çiftçiler,
esnaflar ve gençliğin sorunlarını dile getirip çözüm üretmeyi
kendimize görev sayıyoruz. Onların haklarına sahip çıkıp savunmanın
ulusumuzu savunmak olduğunu biliyoruz. 3)
Kurtuluş Savaşımızla kazanılmış ulusal haklarımızın, yeraltı
ve yerüstü zenginliklerimizin,
ormanlarımızın, doğal çevremizin, hükümranlık haklarımızın ve
ulusal hukukumuzun; çeşitli uluslararası anlaşmalarla elden çıkarıldığını,
üzüntü ve hayretle görüyoruz. IMF reçetelerine, Dünya Bankası
direktiflerine ve tahkime karşı çıkıyoruz. Bu uygulamaları ortadan
kaldırarak, “Atatürkçü Düşünce” sisteminin yeniden ve güçlü
olarak devlet politikası haline getirilmesi yönünde mücadele edeceğiz.
Bu mücadeleye halkımızı katacağız. 4)
Ulusun sorunlarına çözüm yerine sorun getiren politik hareketlere, başta
partiler olmak
üzere karşı çıkacağız.Onlara,
ülke ve halk yararına politikalar üretmeleri için baskı altında
tutacağız. Cumhuriyet ilkelerinden ödün verdiklerinde karşılarında,
Atatürkçülüğü savunduklarında yanlarında olacağız. 5)
Ulusal tam bağımsızlık temelinde yükselen Kemalist anlayış içinde
yer alması mümkün olmayan Gümrük Birliği ve “onursuz bir
aldatmaca”ya dönüşen Avrupa Birliği macerasına karşı çıkacağız.
Halkımızı, bir sömürge anlaşması durumundaki
bu konu hakkında bilgilendirerek aydınlatacağız. 6)
Türkiye’nin sadece bugününü değil geleceğini de tehlike içine
sokan ve bir talana dönüşen özelleştirme uygulamalarına karşı çıkacağız.
Halkın sorunlarını çözmek ve sosyal devleti güçlü kılmak için,
Atatürk döneminde büyük başarı sağlayan karma ekonomi, planlı kalkınma
ve sosyal piyasa ekonomisinin, yerleşip geliştirilmesi konusunda çaba
harcayacağız. Gelişmiş bütün ülkelerin uygulamış olduğu; devlet
öncülüğünde, ulusal nitelikteki özel girişimciliği destekleyen
ekonomik programları savunacağız. Bizler,
“Yeniden Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk” adını verdiğimiz bu
derginin çevresinde anti-emperyalist bir bilinçle birleşip bütünleşmiş
bulunuyoruz. Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi, bağımsızlık
ve özgürlük inancıyla yurdumuzun dört bir yanında, sesimizin işitilmesini
ve yankılanmasını sağlayacaktır. Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
dergisi ile daha geniş kitlelere ulaşacağımız kuşkusuzdur. Kaldı
ki, ülkemizde, ulusal birlik yönünde gelişen birlik ve bütünleşme eğilimleri,
bize güç vermektedir. Şunu biliyoruz ki, bu eğilimler, 1919’da olduğu
gibi bugün de kısa sürede tüm yurdu kapsayan “Ulusal Güçbirliği”
ile sonuçlanacaktır. Ulusal varlığımıza yönelen emperyalist
politikalara ve bu politikaların yerel uzantısı irticaya karşı savaşım
veren başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, ulusçu tüm kuruluş
ve kişiler ile omuz omuza olacağız. Çünkü bizim mücadeleye çıktığımız
yol Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu yol, Türk Ulusu’nu esenliğe
çıkaracak olan yoldur. |