5 Vesayette Esarete
Reşit ÇAĞIN
E.Dz.Kur.Alb.
Neymiş?
Askerin vesayetine son veriyorlarmış! Kimler? Yaşadığımız tüm
rezilliklerin mimarı olanlar. O kadar ehliyetli(!) bir zümre ki;
milletvekili sayısından fazla dokunulamayan suç dosyaları ile malul.
Yüzsüzlüğün, ahlaksızlığın bini bir para. Ümit Yaşar’ın Taş devri,
Tunç Devri, Utanç Devri yaşanıyor. Şimdi bu muhteremler;
kendilerinde var olup(!) da ülkede ve özellikle bazı kurumlarda
eksik olduğuna inandıkları demokrasi kültürünü güya yerleştirmek
üzere işe “askerin vesayetine son vermekle” başlamış ve yüksek
yargının kuşatmasını(!) yarmaya kadar gelmiş bulunuyorlar.
Peki neden ve hangi cüretle? Sorunun cevabı geçen
yedi buçuk yılın içinde yatıyor.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
6 Cemaatçi Paranoya
Prof.Dr.Şahin FİLİZ
İslam dünyasının ve
Müslümanların hemen her alanda geri kaldıklarını üzüntüyle
izliyoruz. Bu dünyanın bir parçası olan ülkemiz de benzer geri
kalmışlıkların pençesindedir. Tek farkla ki, Atatürk Cumhuriyeti
olması ve Atatürk’ün muasır medeniyetler ötesini hedef olarak
göstermesi sayesinde onlardan bir gömlek öndeyiz. Bu bile cemaatçi
zihniyet tarafından sindirilememiştir. İnsan hakları, demokrasi,
hukukun üstünlüğü ve en önemlisi tam bağımsız bir ülke olma
yolundaki çağdaş değerlerin benimsenme süreci, özgür bir ülkede
özgür bir yurttaş olarak başı dik yaşamak, marjinal kesimlerin
yıllardır hedef tahtasına oturttuğu; gücü eline geçirince de
araçsallaştırarak kendi baskıcı tutumlarına alet ettikleri değerler
olmaktan kurtulamamıştır.
Model Müslümanlık tarzı olarak
Afganistan’ı bile değil, Taliban zihniyetini, Mısır’ı bile değil
oradaki Müslüman Kardeşleri, Suudi Arabistan’ı bile değil oradaki
Elkaaideyi din istismarcısı ideolojilerine esin kaynağı alan
cemaatçi zihniyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları
denilince bir zamanlar bunların “İslami” olmadıklarını, yabancı
kaynaklardan alınan din-dışı düşünceler olduğunu ileri sürüyorlardı.
Hatta bu kavramları icat edenlerin Yahudi ve İslam düşmanı laikler
olduklarını söylüyorlardı.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
8 Aslolan İktidar Mücadelesidir,
Sözde Muhalefet Değil
Ali ERALP
Emekçiler,
33 yıl aradan sonra Taksim Meydanına girdiler. Taksim Meydanını
teslim aldılar.
Siz bakmayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın “Taksim'deki
dostluk kardeşlik ve dayanışma tablosu, Türkiye'nin çetelerle
mücadelesinin bir eseridir. Demokratikleşme mücadelesinin bir
eseridir.
Her şeyin zamanı var. Zamanı gelince de
çözüyoruz…“
demesine.
Onun nasıl çözümler
ürettiğini, soğuk kış gününde tekel işçilerini havuzlara atarken
gördük, yaşadık. Onun nasıl bir demokratikleşme mücadelesi verdiğini
1 Mayıs 2009’da işçileri coplarken, yerlerde sürüklerken, yüzlerine
biber gazı sıkarken gördük, yaşadık.
RTE, 2009’dan 2010
yılına gelinceye dek, insan haklarında ne gibi iyileşmeler, ne gibi
gelişmeler gerçekleştirdi ki, şimdi demokrasiden, dostluk ve
kardeşlikten söz ediyor? 2009 –
2010 arasında neyi değiştirdi de “Taksim’e giriş hakkı”nın,
“demokrasi mücadelesinin bir eseri” olarak ortaya çıktığını ileri
sürüyor?
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
11 Emperyalizmin Hedefi: Atatürk
Ertuğrul KAZANCI
Tarihsel gerçekler, Batı
kaynaklı emperyalizmin Anadolu’daki Türk varlığından duyduğu
hoşnutsuzluğunu belirtir.“Mondros” silah bırakışması ve “Sevr”
antlaşması, emperyalizmin sevinçle karşıladığı olaylardır. “Hasta
adamın”, dürülen defteriyle birlikte bir daha dirilmemek üzere
silinip gittiği sanılmıştır. Saldırganların içteki kötücül
bağdaşıkları da bu sanıya gönüllü katılmışlardır. Ama
antiemperyalist Anadolu İhtilali, umulmadık utkuyla sonuçlanınca
işler değişmiştir. Kemalist Devrim; siyasal, sosyal ve ekonomik
kazanımlarını kültürel derinliklere bile taşıyıp kudretli bir devlet
biçimiyle belirince emperyalizm, plan ve programında zorunlu
ertelemeler yapmıştır.
Ama 1950’lerden sonraki
kayıtsız-koşulsuz Batı uyduculuğu, devrimci Türkiye değerlerini
bozmak isteyenlere fırsatlar yaratmıştır. Lozan’a karşı Sevr’in
özlemi, Batı’da yeniden canlandığı gibi içteki karşıdevrim
tutkunları da dış payandalı ortam yakalamışlardır.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
12 Tarih Ve Tarih Yapan Adam,
Bir Ulusun Yeniden Doğuşu
M.Emin DEĞER
Atatürk - Bir Milletin
Yeniden Doğuşu. Bu Lord Kinros’un Ulusal
Kurtuluşu ve onu yaratan adamı tarihleştirdiği kitabının adıdır bu.
Bu yalnız sıradan bir kitap adı değil, o tarih olayını onu dünya
tarihindeki yerine oturtan bir belgesel- destandır.
Kinros kitabını şu sözlerle
bitirir: “Kemal Atatürk yeni bir Türkiye yaratmıştı. Onu
tecrübeli bir şefin, verimli bir yöneticinin ve sırası gelince daha
liberal bir şekilde gelişebilecek bir parlamenter sistemin ellerine
bıraktı. Memleketini Ortaçağ’dan çağımızın eşiğine, hatta buradan
bir adım ileriye getirmişti. Gerideki boşlukları doldurup memleketi
yeni alanlarda daha ileriye götürmek, ondan sonra yerine geçeceklere
düşen bir görevdi.”
Evet, ünlü İngiliz bilim adamı
Lort Kinros, Atatürk- Bir Milletin Doğuşu adlı kurtuluştan
Türkiye Cumhuriyeti’ne ve devrimlere uzanan yoldaki Atatürk’ün
etkinliği, ulusal biriliğin kuruluş belgeselini bu sözlerle bitirir.
Dikkat edelim Atatürk-Bir Milletin Doğuşu. Sıradan bir kitap
değil, tarih belgesi değil; bir ulusun yeniden doğuşunun anıtıdır.
Öyle bir çalışma ki, Türk Ulusu’nun yeniden doğuşu Atatürk’le
birlikte belgesel anılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu
Atatürk’le birlikte anılması o tarih olayının yapısında örülmüş.
Biri ötekiyle el ele, hayır biri ötekiyle kaynaşmış bir tarih
olayıdır sözü edilen. Bu öyle bir olaylar zinciridir ki, bir
parçasını çıkardığınızda hepsi yok olur. Çünkü biri yoksa öteki de
yoktur.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
15 “Utanç Yılları” Unutulmayacak
Burhan ÖZBEY
Hiç kuşkunuz olmasın…
Bugün yaşananlar, ileri de
kesinlikle “UTANÇ YILLARI” olarak anımsanacaktır.
Cumhuriyet tarihinde bugünkü
kadar, gizemli olaylarla dolu yarını meçhul bir süreç yaşanmadı.
1 Mart 2003 Tezkeresi’nden
sonra, ülkenin bir yerlere doğru belli belirsiz sürüklenmeye
başladığı bir gerçek..
Oyunun ve planın mimarı,
yöneticisi Emperyalist ABD…
Saf ve temiz halkımızın dışında
herkes biliyor ki, “Dünya jandarması” ve yeryüzünün, insanlığın
belası ABD için asıl “hedef Türkiye.”
576 liralık asgari ücrete mahkûm
edilmek, bu planın bir parçasıdır.
Aç bırakılan insanlar, sadece
açlıklarını giderebilmenin çabası içerisinde olurlar… Oynanan büyük
oyunlar onların ilgi ve algılama sınırlarının uzağındadır…
Akşama eve ekmek götürme
savaşımı, çileli ömürlerinin yegane uğraşısıdır…
Bu talihsiz kitleden mücadele
konusunda şimdilik bir şey beklenemez…
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
19 Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Zeki ERGÜL
Kader ağlarını insafsızca ördüğü
dönemde yıkılıp yıkılarak harap olan bir imparatorluğu avlusundan
çekip çıkararak bir devlet kuran O yüce adamı eleştirenlerin ya
akıllarından zoru var, ya da utanmadan gelecekleri karatmaya
çalışıyorlar.
Eğer Kurtuluş Savaşı yapılıp
cumhuriyet kurulmasaydı, köy köşelerinden gelip o yüce makamlarda
oturup bunlar ahkâm kesebilecekler miydi? Kimileri de, köşe
yazarları olarak televizyon başlarında büyük büyük konuşabilecekler
miydi?... Bu denli nankör olmanın sebebi acaba cumhuriyetle elde
ettikleri nimetlere kavuşmak mıdır, ne dersiniz?
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
27 Kemalizm’in Uçak Sanayi Açılımı
Orhan ÖZKAYA
Kemalist dönemin kapalı ekonomi
olarak algılanması ve bugün ikinci Cumhuriyetçiler tarafından:
‘1920’lere takılıp kalmamak gerekir. o dönem geride kaldı; artık
dünyaya açılmak ve küresel düşünmek zorundayız!’ şeklindeki
saptırmaları, halkımız tarafından kabul görmemektedir. Zira o
dönemin her alanda yaptığı atılımların, dünyanın 1929 krizini
yaşarken %9’luk bir büyüme hızına erişmiş olması, Türk lirasının
dolara eşit düzeyde bulunması, işsizliğin yok edilmeye yüz tutması
unutulmaz kazanımlar olarak halkın bilincine kazınmıştı. Yoksulluğun
belinin kırılmaya başladığı, yolsuzluk diye bir konunun devlet
yönetimin semtine dahi uğramasının mümkün olmadığı da bilinçlerde
yer etmişti. Devlet halka sorumluluk duygusuyla bakan devlet
adamları tarafından yönetilmekteydi. Tarım alanındaki çalışmaların
köylü ve çiftçi tarafından büyük destek görmesi ve tarım sanayinin
üretimi hızlandırması ve böylece tarım ürünleri dışsatımında dünya
sıralamasında ilk sıralara çıkılması, tarımda iç tüketimin kendine
yeterli hale gelmesi hep o dönemin kazanımları olarak görülür.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
28 Hangi Türk Kadını?
Tülay HERGÜNLÜ
Başbakanın eşi Emine Erdoğan sanat ve iş çevresinden
oluşturduğu 200 (kimine göre 300) kadınla Avrupa Birliği (AB)
Brüksel çıkarması yapıyor! AP üyesi Emine Bozkurt'un
organizatörlüğünde gerçekleşecek olan “Avrupa Birliği Sürecinde Türk
Kadını” konulu bir panelde Türk Kadını’nı anlatacakmış!
Emine Erdoğan’ın yanında Süper Starımız… Ajda Pekkan,
İngilizce sözlerle söylediği şarkıyla Eurovision birincimiz… olan
Sertab Erener, İngiliz Prensi’nin yakın dostu…iş kadını Çiğdem
Simavi, İş adamı Mustafa Koç’un eşi Caroline (Giraud) Koç ve Fener
Rum Patriği Bartholomeos`un avukatı, Kezban Hatemi de yer almış!..
Diğer katılımcıların isimleri ise nedense açıklanmamış!
Söylenen o ki, katılımcı kadınlar masraflarını kendi
ceplerinden karşılayacaklarmış!
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
35 KKTC’de “Demokrasi Şöleni”
Tugay ULUÇEVİK
KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talât 18 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin süreç
içinde seçimleri “demokrasinin şöleni” olarak nitelemiştir.
Gerçekten de seçim süreci bu veciz ve yerinde nitelemeye uygun
biçimde “şölen” havası içinde ve çağdaş demokrasi anlayışıyla
ve olgunluğuyla cereyan edip tamamlanmıştır. Dünyanın gözü önünde
yaşanan bu “şölen”, kendi siyasî iradesini ve tercihini köklü
demokrasi kültürüyle serbestçe ortaya koyan halkıyla;
uluslararası toplumun birçok üyesini gıpta ettirecek mükemmellikte
işleyen demokrasisiyle; Devlet’in anayasal organlarıyla;
demokrasinin icaplarını yerine getiren ve hür seçim kampanyasının
adabına uygun hareket eden siyasetçileriyle KKTC gerçeğini
bir kere daha çarpıcı biçimde ortaya koymuştur.
Bu tablo,
Türkiye’nin, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) ve Cumhurbaşkanı Gül
tarafından 2008 yılı içinde açıklanmış olan, iki halkın,
iki demokrasinin ve iki devletin varlığından oluşan
Kıbrıs adasındaki gerçeklere uygun çözüm söyleminin ve isteminin
ne kadar haklı olduğunun da kanıtını oluşturmuştur.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
51 Korku Ve Utanç Duvarları
Dr.İsmail KILINÇ
Duvar’ın sözlük tanımı “Bir
yapının yanlarını dışa karşı koruyan ya da iç bölümlerini
birbirinden ayıran taş, tuğla, v.b. gereçlerden yapılan ya da örülen
dikey düzlem”dir. Ayrıca engel olarak ta tanımlanıyor. Canlıları
kimi tehlikelere karşı koruyabilen de bir engel. Dilimizde duvarla
ilgili çok güzel sözler deyimlerde var: Duvar yüzlü, duvar yazısı,
düz duvara tırmanmak, etten duvar örmek, gümrük duvarı, dört duvar
arasında kalmak, âşık alemi kör, dört yanını duvar sanır, alkol
duvarını aşmak, o duvar senin, bu duvar benim gibi. Daha da
yazabiliriz. Sözcük ve deyimlerden de görüldüğü gibi duvar engel,
sınır olduğu gibi olumsuz, hoş olmayan bir anlamada girebiliyor.
Kökeninde anlaşmazlık olduğunda iki insan arasına, kalpler arasına
örülen duvar ile insanları birbirinden ayıran, görüşmelerini,
birlikteliklerini zorlaştıran fiziki duvar arasında fark var mıdır?
Olabilir. Duvarı yıkabilir, sınırı, engeli kaldırabilir, insanların
birlikte yaşamasını kolaylaştırabilirsiniz. Gönüllerdeki duvarı
yıkmak daha zor olabilir, ömür boyu sürebilir. Kuşaklar arası bile
sürebilir.
Bizim bu
yazıda sözünü edeceğimiz bu fiziki duvarlar, duvar sınırdır, yasağı
gösterir. Buradan geçilmez, buraya girilmez der insana. Bahçe duvarı
koruma amaçlıdır. Bahçenizi,yeşilliğini ve evinizi korur. Tarla
duvarı koruma amaçlıdır. El emeğinizi, ekininizi korur. Tel örgü de
sınırdır. Dere de sınır olabilir. Mayınlı topraklar da. Sınır ve
dolayısıyla duvar siyasi, coğrafik, iktisadi, ideolojik bağlama
göre gelişme sağlar. Sınır bakışları, vücutları engeller. Denetim ve
egemenlik aracıdır. Güç ilişkilerine göre toplumsal, tarihsel bir
üretimdir.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
54 Quo Vadis?
Hüseyin G. ÖKLEM
AB hayranlarını hatırlayalım, AB
işbirlikçilerini hatırlayalım, AB mandacılarını hatırlayalım! Eeeee
bu arada AB’den hibe alan “Yeni Batılı Elit” tabakanın iki
yüzlülerini de elbette hatırlayalım… Neler diyorlardı,bir bakalım.
-AB’ye giren ihya oluyor, biz
yoksul ve geride kalıyoruz!
-AB bir uygarlık projesidir
bunun dışında kalamayız!
-AB Yunanistan’ı ihya etti, kişi
başına gelir 25000 dolar’a çıktı… biz “sahipsiz” kaldık!
-Ecevit “solculuk” yaptı bizi
de alacaklardı da istemedi!
-Yunanistan bizi 50 sene geçti!
-Her Yunan köyünde her köylünün
evinin önünde bir araba var!
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
55 Cumhuriyetimizin 100.
Yılına Hazırlanma Önerileri-I
Hüsnü MERDANOĞLU
Cumhuriyetimizin 100. yılı
vesilesiyle, cumhuriyet döneminde tarihi bir kimliğe sahip olan
Hasanoğlan “Cumhuriyet Kenti”ne dönüştürülmeli, burada cumhuriyet
döneminin önde gelen milli eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel
Üniversitesi kurularak, cumhuriyetimizin eğitim ve kültürel birikimi
gelecek kuşaklara aktarılmalı, ulusal başkentimiz Ankara,
Cumhuriyetimizin 100. yılına hazırlanmalıdır.
* * *
Başkent Ankara’ya yakın yerleşim
yerlerinden birisi olan Hasanoğlan kuruluş tarihi yönünden 500
yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, burasını cumhuriyet
tarihimiz yönünden önemli kılan asıl etken; Türkiye Cumhuriyetine
özgün bir uygulama olan Köy Enstitülerinin ve bu kuruluşların
eğitim kadrolarının yetiştirilmesinde ilk uygulama alanı olmasıdır.
Türkiye’nin hemen her bölgesinde
21 merkezde kurulan Köy Enstitülerinin, başkent Ankara’ya en yakın
örneği Hasanoğlan köyünde açılmıştır. Bozkırın ortasında yeni bir
başkent olarak kurulan Ankara’nın, her alanda Türkiye’ye örnek
olacak atılımları yaptığı bir dönemde, Köy Enstitüleri uygulamasının
merkezi olduğu için Hasanoğlan örnek bir konum kazanmıştır. Bu
yerleşim yerindeki Köy Enstitüsü başkentin yanı başında olduğu için
devletin ve milli eğitimin üst düzey yöneticileri, milli eğitim
programlarının örneklerini bu merkezde sergilemişler bir anlamda
diğer 20 merkezdeki Köy Enstitülerine öncü ve örnek bir merkez
olarak Hasanoğlan Köy Enstitüsü seçilmiştir. Hasanoğlan’ın
Cumhuriyet Kenti olarak yeniden düzenlenerek bu yerleşim yerinin
Cumhuriyetimizin 100. yılına hazırlanması cumhuriyet yönetimimize
yaraşır bir yatırım olacaktır.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
58 Demokrasi Erdemlerinin
Köy Enstitülerine Yansımaları
Gülşah ESER
Demokrasi, Yunanca bir sözcük
olan ve güç, iktidar anlamına gelen “kratos”tan türemiştir.
“Demos” ise fakirler, halk yığınları anlamına gelmektedir.
Böylelikle demokrasi sözcüğü, kelime anlamı olarak “halkın yönetimi”
anlamına gelmektedir. Ancak bu sözcüğün doğasını anlamak için
Abraham Lincoln’un 1864’te Gettysburg Söylevinde yaptığı tanımı
irdelemek gerekir: “Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi.”
Ancak buradaki “halk” kavramı zaman içerisinde büyük insan
toplulukları anlamına gelmekten sıyrılmış; demokrasi, eğitimden
yönetime birçok alanda, küçük guruplara kadar uzanan bir sistem
olarak belirmiştir. Ancak, asıl üzerinde durulması gereken
demokrasinin eğitim platformudur. Konu, eğitim olduğu zaman da
demokrasiyi öncelikle erdemleri açısından irdelemek gerekir. Çünkü
nitelikli bir eğitim, içerisinde sahip olduğu sistemin erdemlerini
barındırır. Türk eğitim tarihinde de köy enstitüleri, nitelikli bir
eğitim veren ve demokrasinin erdemleriyle bütünleşen kurumlar olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Demokrasinin
ahlakî temeli, bireylerin kendi kaderlerini özgürce tayin
edebilmesinde belirir. Demokratik yönetimlerde, kuralları yurttaşlar
koyar ve kendi koydukları kurallara uyum gösterirler. Bu bağlamda
köy enstitüleri, bulunduğu yerleşke içerisinde okul içi işleyiş
kurallarının gerek yönetim ve öğretim kadrosu, gerekse öğrenciler
tarafından belirlenmesi ve belirlenen kurallara herkesin kendi
rızasıyla uyum göstermesi açısından önemlidir. 1944 yılının Aralık
ayının sonlarına doğru, dönemin Maarif Bakanlığı’nın 19 köy
enstitüsüne gizlilik derecesiyle yolladığı bir yazı, enstitülerde
demokrasinin işlerliğini ortaya koyabilmek adına güzel bir örnektir.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin
141. sayısından okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)