Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK YAYINLARI KİTAPLARI TÜM KİTAPÇILARDA            KİTAP KAMPANYASI DEVAM EDİYOR            Yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızın e-posta veya bilgisayar disketi ile gönderebilirsiniz.            ABONELERİN AÇIK AD VE ADRESİNİ, NE KADAR SÜREYLE ABONE OLDUKLARINI FAKS VEYA POSTA İLE LÜTFEN BİLDİRİRİNİZ             MÜDAFAA-İ HUKUK'UN ESKİ (2005-2006-2007-2008 YILLARINA AİT)SAYILARINA %50 İNDİRİMLİ SAHİP OLABİLİRSİNİZ !...             

YENİ SAYI

DERGİ ARŞİVİ

| 2010 | 2009  | 2008 | 2007 | 2006 | 2005 | 2004 | 2003 | 2002 | 2001 | 2000 | 1999  | 1998 | 1997

 

 GEÇEN SAYI

 

 

Yazarlarımızdan Yargıtay C. Onursal Başsavcısı Vural SAVAŞ, "Ulus Devletimizi Parçalama Projesi"ni Nisan 2007'de yazmıştı.

İŞTE O YAZI...

ULUS DEVLETİMİZİ PARÇALAMA PROJESİ


 

 
   
 
1 2 3 4 5 6  
 

 

Prof.Dr.Çetin YETKİN'in Kaleminden

Akdeniz Üniversitesi Dosyası

Gül’ün Akdeniz Üniversitesi Rektörü İsrafil Kurtcephe

 

 

Yazarlarımızdan Emekli Hakim Alb. MSB (E) Başhukuk Müşaviri M.Emin DEĞER, 2005'te bugünkü Kürt Açılımı'nı yazmıştı.

 

 

TAYYİP ERDOĞAN VE DÜŞÜNDEKİ CUMHURİYET  (SİSTEM)

 

Bölüm-1  Bölüm-2

 

VE YİNE 2005'TE  Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK OLARAK SORMUŞTUK

 

SAYIN BAŞBAKAN,

NE YAPTIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ?

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sözümona aydınları huzuruna kabul ettiğinde ilk kez “Kürt sorunu”ndan söz etmiş. Ülkeyi yönetmek durumunda olan birinin böylesi bir yanılgı içinde olması Türkiye için büyük talihsizliktir. Çünkü, “Kürt sorunu” demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşların devletle, Türkler’le aralarında “sorun” olması demektir. Başbakan, böyle dediğinde gerçekten de acaba toplam nüfusun ancak 1/7’sini oluşturan Kürt kökenli vatandaşların toplam sermayenin %40’ına sahip olduğunu bilmiyor muydu? Bu “sermayedarlar”ın devletle, Türkler’le bir sorunu olduğunu kim öne sürebilir?

 

Yazının devamı >>

Su Alp TİGİN

R.T. Erdoğan Hiç Değişmedi

  • Dün “Osmanlı eyalet sistemine geçilebilir” diyordu, bugün geçilmek üzere.

  • Dün “Türkiye Türklerindir gibi tezler yanlıştır” diyordu, bugün vatan toprakları satılıyor.

  • Dün “2000’li yılların dünyasında ve Türkiye’de artık Kemalizm’e yer yoktur” diyordu, bugün Kemalizm’e karşı savaş açılmış bulunuyor.

  • Dün “Demokrasi, rejimi değiştirmek için araçtır” diyordu, bugün rejimimiz değişiyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP, “Değiştim/değiştik” sloganıyla iktidara gelmiş bulunuyor. Bu sava kanan ya da kanmış gözüken kimi yazarlar da AKP’ni destekleyip durdular. İçlerinde hâlâ gözü açılmamış olanlar çok sayıda. Kimileri ise, zaten AKP’nin anlayışında oldukları için bu aldatmacayı pazarlayıp duruyorlar. Ancak, AKP’nin yapıp ettikleri, onun ve hele Erdoğan’ın hiç değişmediğini ve hiç de değişmeyeceğini su götürmez bir biçimde kanıtlıyor. Bu uygulamalar yalnızca Türkiye’nin geleceğini ölümcül bir tehlike altına atmakla kalmamakta, bir bölümü şu anda bile ülkemizin temellerini sarsmakta Hele AKP’nin kamu ve yerel yönetimler ile sözümona “reform” girişiminin, Türkiye’nin once “eyalet” sistemine geçmesi, sonra da bölünüp parçalanması ile sonuçlanacağı çok açık. İşte, bu girişimin de Erdoğan’ın yıllar öncesinden gönlünde yatan bir “düşüncesi” olduğu, Refah Partisi MKYK üyesi ve bu partinin İstanbul İl Başkanı olduğu 1993 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda söyledikleri ile açıkça kanıtlanıyor. Öte yandan, kimi AKP’lilerin son seçimler sırasında ve sonrasında “80 yıllık karanlık” gibi sözlerle ortaya atılarak Atatürk dönemini karanlık bir zulüm dönemi olarak karalamaya kalkışmaları da, Erdoğan’ın yıllar öncesinde ortaya attığı görüşlerinin yinelenmesinden başka bir şey olmadığı da, aynı röportajdan açıkça anlaşılıyor.

Röpartajı yapanlar, Metin Sever ve Cem Dizdar. Yayınlandığı yer, “2.Cumhuriyet Tartışmaları” adlı ve Ankara’da 1993’te Başak Yayınevince yayınlanmış olan kitap.

 Yazının devamı >>

Prof.Dr.Çetin YETKİN

Halide Edip Adıvar

Ufuk SÖYLEMEZ

“Asimetrik Psikolojik Harekat”la Böyle Baş Edilemez!

Serdar ANT

Türkiye’de Hukukçu Kalmadı mı?

Prof.Dr.Mehmet

Yaşasın <Cumhuriyet>!

Yetkin ARÖZ

Ulus, Bizim Ulusumuz… Ordu, Bizim Ordumuz…

Altemur KILIÇ

Hangi İsmet?

 Favorilerine Ekle

TÜM KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

Yeni Sayı

5       Vesayette Esarete

Reşit ÇAĞIN

E.Dz.Kur.Alb.

Neymiş? Askerin vesayetine son veriyorlarmış! Kimler? Yaşadığımız tüm rezilliklerin mimarı olanlar.  O kadar ehliyetli(!) bir zümre ki; milletvekili sayısından fazla dokunulamayan suç dosyaları ile malul. Yüzsüzlüğün, ahlaksızlığın bini bir para. Ümit Yaşar’ın Taş devri, Tunç Devri, Utanç Devri yaşanıyor. Şimdi bu muhteremler; kendilerinde var olup(!) da ülkede ve özellikle bazı kurumlarda eksik olduğuna inandıkları demokrasi kültürünü güya yerleştirmek üzere işe “askerin vesayetine son vermekle” başlamış ve yüksek yargının kuşatmasını(!) yarmaya kadar gelmiş bulunuyorlar.

Peki neden ve hangi cüretle? Sorunun cevabı geçen yedi buçuk yılın içinde yatıyor.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

6       Cemaatçi Paranoya

Prof.Dr.Şahin FİLİZ

İslam dünyasının ve Müslümanların hemen her alanda geri kaldıklarını üzüntüyle izliyoruz. Bu dünyanın bir parçası olan ülkemiz de benzer geri kalmışlıkların pençesindedir.  Tek farkla ki, Atatürk Cumhuriyeti olması ve Atatürk’ün muasır medeniyetler ötesini hedef olarak göstermesi sayesinde onlardan bir gömlek öndeyiz. Bu bile cemaatçi zihniyet tarafından sindirilememiştir. İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve en önemlisi tam bağımsız bir ülke olma yolundaki çağdaş değerlerin benimsenme süreci, özgür bir ülkede özgür bir yurttaş olarak başı dik yaşamak, marjinal kesimlerin yıllardır hedef tahtasına oturttuğu; gücü eline geçirince de araçsallaştırarak kendi baskıcı tutumlarına alet ettikleri değerler olmaktan kurtulamamıştır.

Model Müslümanlık tarzı olarak Afganistan’ı bile değil, Taliban zihniyetini, Mısır’ı bile değil oradaki Müslüman Kardeşleri, Suudi Arabistan’ı bile değil oradaki Elkaaideyi din istismarcısı ideolojilerine esin kaynağı alan cemaatçi zihniyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları denilince bir zamanlar bunların “İslami” olmadıklarını, yabancı kaynaklardan alınan din-dışı düşünceler olduğunu ileri sürüyorlardı. Hatta bu kavramları icat edenlerin Yahudi ve İslam düşmanı laikler olduklarını söylüyorlardı.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

8       Aslolan İktidar Mücadelesidir,

         Sözde Muhalefet Değil

Ali ERALP

Emekçiler, 33 yıl aradan sonra Taksim Meydanına girdiler. Taksim Meydanını teslim aldılar.

Siz bakmayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Taksim'deki dostluk kardeşlik ve dayanışma tablosu, Türkiye'nin çetelerle mücadelesinin bir eseridir. Demokratikleşme mücadelesinin bir eseridir. Her şeyin zamanı var. Zamanı gelince de çözüyoruz…“ demesine.

Onun nasıl çözümler ürettiğini, soğuk kış gününde tekel işçilerini havuzlara atarken gördük, yaşadık. Onun nasıl bir demokratikleşme mücadelesi verdiğini 1 Mayıs 2009’da işçileri coplarken, yerlerde sürüklerken, yüzlerine biber gazı sıkarken gördük, yaşadık.

RTE, 2009’dan 2010 yılına gelinceye dek, insan haklarında ne gibi iyileşmeler, ne gibi gelişmeler gerçekleştirdi ki, şimdi demokrasiden, dostluk ve kardeşlikten söz ediyor? 2009 2010 arasında neyi değiştirdi de “Taksim’e giriş hakkı”nın, “demokrasi mücadelesinin bir eseri” olarak ortaya çıktığını ileri sürüyor?

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

11      Emperyalizmin Hedefi: Atatürk

Ertuğrul KAZANCI

Tarihsel gerçekler, Batı kaynaklı emperyalizmin Anadolu’daki Türk varlığından duyduğu hoşnutsuzluğunu belirtir.“Mondros” silah bırakışması ve “Sevr” antlaşması, emperyalizmin sevinçle karşıladığı olaylardır. “Hasta adamın”, dürülen defteriyle birlikte bir daha dirilmemek üzere silinip gittiği sanılmıştır. Saldırganların içteki kötücül bağdaşıkları da bu sanıya gönüllü katılmışlardır. Ama antiemperyalist Anadolu İhtilali, umulmadık utkuyla sonuçlanınca işler değişmiştir. Kemalist Devrim; siyasal, sosyal ve ekonomik kazanımlarını kültürel derinliklere bile taşıyıp kudretli bir devlet biçimiyle belirince emperyalizm, plan ve programında zorunlu ertelemeler yapmıştır.

Ama 1950’lerden sonraki kayıtsız-koşulsuz Batı uyduculuğu, devrimci Türkiye değerlerini bozmak isteyenlere fırsatlar yaratmıştır. Lozan’a karşı Sevr’in özlemi, Batı’da yeniden canlandığı gibi içteki karşıdevrim tutkunları da dış payandalı ortam yakalamışlardır.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

12      Tarih Ve Tarih Yapan Adam,

          Bir Ulusun Yeniden Doğuşu

M.Emin DEĞER

Atatürk - Bir Milletin Yeniden Doğuşu. Bu Lord Kinros’un Ulusal Kurtuluşu ve onu yaratan adamı tarihleştirdiği kitabının adıdır bu. Bu yalnız sıradan bir kitap adı değil, o tarih olayını onu dünya tarihindeki yerine oturtan bir belgesel- destandır.

Kinros kitabını şu sözlerle bitirir:Kemal Atatürk yeni bir Türkiye yaratmıştı. Onu tecrübeli bir şefin, verimli bir yöneticinin ve sırası gelince daha liberal bir şekilde gelişebilecek bir parlamenter sistemin ellerine bıraktı. Memleketini Ortaçağ’dan çağımızın eşiğine, hatta buradan bir adım ileriye getirmişti. Gerideki boşlukları doldurup memleketi yeni alanlarda daha ileriye götürmek, ondan sonra yerine geçeceklere düşen bir görevdi.”

Evet, ünlü İngiliz bilim adamı Lort Kinros, Atatürk- Bir Milletin Doğuşu adlı kurtuluştan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve devrimlere uzanan yoldaki Atatürk’ün etkinliği, ulusal biriliğin kuruluş belgeselini bu sözlerle bitirir. Dikkat edelim Atatürk-Bir Milletin Doğuşu. Sıradan bir kitap değil, tarih belgesi değil; bir ulusun yeniden doğuşunun anıtıdır. Öyle bir çalışma ki, Türk Ulusu’nun yeniden doğuşu Atatürk’le birlikte belgesel anılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu Atatürk’le birlikte anılması o tarih olayının yapısında örülmüş. Biri ötekiyle el ele, hayır biri ötekiyle kaynaşmış bir tarih olayıdır sözü edilen. Bu öyle bir olaylar zinciridir ki, bir parçasını çıkardığınızda hepsi yok olur. Çünkü  biri yoksa öteki de yoktur.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

15      “Utanç Yılları” Unutulmayacak

Burhan ÖZBEY

Hiç kuşkunuz olmasın…

Bugün yaşananlar, ileri de kesinlikle “UTANÇ YILLARI” olarak anımsanacaktır.

Cumhuriyet tarihinde bugünkü kadar, gizemli olaylarla dolu yarını meçhul bir süreç yaşanmadı.

1 Mart 2003 Tezkeresi’nden sonra, ülkenin bir yerlere doğru belli belirsiz sürüklenmeye başladığı bir gerçek..

Oyunun ve planın mimarı, yöneticisi Emperyalist ABD…

Saf ve temiz halkımızın dışında herkes biliyor ki, “Dünya jandarması” ve yeryüzünün, insanlığın belası ABD için asıl “hedef Türkiye.”

576 liralık asgari ücrete mahkûm edilmek, bu planın bir parçasıdır.

Aç bırakılan insanlar, sadece açlıklarını giderebilmenin çabası içerisinde olurlar… Oynanan büyük oyunlar onların ilgi ve algılama sınırlarının uzağındadır…

Akşama eve ekmek götürme savaşımı, çileli ömürlerinin yegane uğraşısıdır…

Bu talihsiz kitleden mücadele konusunda şimdilik bir şey beklenemez…

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

19      Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Zeki ERGÜL

Kader ağlarını insafsızca ördüğü dönemde yıkılıp yıkılarak harap olan bir imparatorluğu avlusundan çekip çıkararak bir devlet kuran O yüce adamı eleştirenlerin ya akıllarından zoru var, ya da utanmadan gelecekleri karatmaya çalışıyorlar.

Eğer Kurtuluş Savaşı yapılıp cumhuriyet kurulmasaydı, köy köşelerinden gelip o yüce makamlarda oturup bunlar ahkâm kesebilecekler miydi? Kimileri de,  köşe yazarları olarak televizyon başlarında  büyük büyük konuşabilecekler miydi?... Bu denli nankör olmanın sebebi acaba cumhuriyetle elde ettikleri nimetlere kavuşmak mıdır, ne dersiniz?

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

27     Kemalizm’in Uçak Sanayi Açılımı

Orhan ÖZKAYA

Kemalist dönemin kapalı ekonomi olarak algılanması ve bugün ikinci Cumhuriyetçiler tarafından: ‘1920’lere takılıp kalmamak gerekir. o dönem geride kaldı; artık dünyaya açılmak ve küresel düşünmek zorundayız!’ şeklindeki saptırmaları, halkımız tarafından kabul görmemektedir. Zira o dönemin her alanda yaptığı atılımların, dünyanın 1929 krizini yaşarken %9’luk bir büyüme hızına erişmiş olması, Türk lirasının dolara eşit düzeyde bulunması, işsizliğin yok edilmeye yüz tutması unutulmaz kazanımlar olarak halkın bilincine kazınmıştı. Yoksulluğun belinin kırılmaya başladığı, yolsuzluk diye bir konunun devlet yönetimin semtine dahi uğramasının mümkün olmadığı da bilinçlerde yer etmişti. Devlet halka sorumluluk duygusuyla bakan devlet adamları tarafından yönetilmekteydi. Tarım alanındaki çalışmaların köylü ve çiftçi tarafından büyük destek görmesi ve tarım sanayinin üretimi hızlandırması ve böylece tarım ürünleri dışsatımında dünya sıralamasında ilk sıralara çıkılması, tarımda iç tüketimin kendine yeterli hale gelmesi hep o dönemin kazanımları olarak görülür.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

28     Hangi Türk Kadını?

Tülay HERGÜNLÜ

Başbakanın eşi Emine Erdoğan sanat ve iş çevresinden oluşturduğu 200 (kimine göre 300) kadınla Avrupa Birliği (AB) Brüksel çıkarması yapıyor!  AP üyesi Emine Bozkurt'un organizatörlüğünde gerçekleşecek olan “Avrupa Birliği Sürecinde Türk Kadını” konulu bir panelde Türk Kadını’nı anlatacakmış!

Emine Erdoğan’ın yanında Süper Starımız… Ajda Pekkan, İngilizce sözlerle söylediği şarkıyla Eurovision birincimiz… olan Sertab Erener, İngiliz Prensi’nin yakın dostu…iş kadını  Çiğdem Simavi, İş adamı Mustafa Koç’un eşi Caroline (Giraud) Koç ve Fener Rum Patriği Bartholomeos`un avukatı, Kezban Hatemi de yer almış!.. Diğer katılımcıların isimleri ise nedense açıklanmamış!

Söylenen o ki, katılımcı kadınlar masraflarını kendi ceplerinden karşılayacaklarmış!

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

35     KKTC’de “Demokrasi Şöleni”

Tugay ULUÇEVİK

KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât 18 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin süreç içinde seçimleri “demokrasinin şöleni” olarak nitelemiştir. Gerçekten de  seçim süreci bu veciz ve yerinde  nitelemeye uygun biçimde “şölen” havası içinde ve çağdaş demokrasi anlayışıyla ve olgunluğuyla cereyan edip tamamlanmıştır. Dünyanın gözü önünde yaşanan bu “şölen”, kendi siyasî iradesini ve tercihini köklü demokrasi kültürüyle serbestçe ortaya koyan halkıyla; uluslararası toplumun birçok üyesini gıpta ettirecek mükemmellikte işleyen demokrasisiyle; Devlet’in anayasal organlarıyla; demokrasinin icaplarını yerine getiren ve  hür seçim kampanyasının adabına uygun hareket eden siyasetçileriyle  KKTC gerçeğini bir kere daha çarpıcı biçimde ortaya koymuştur.

Bu tablo, Türkiye’nin, Millî Güvenlik Kurulu  (MGK) ve Cumhurbaşkanı Gül tarafından 2008 yılı içinde açıklanmış olan, iki halkın, iki demokrasinin ve iki devletin varlığından oluşan Kıbrıs adasındaki gerçeklere uygun çözüm söyleminin ve isteminin ne kadar haklı olduğunun da kanıtını oluşturmuştur.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

51      Korku Ve Utanç Duvarları

Dr.İsmail KILINÇ

Duvar’ın sözlük tanımı “Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan ya da iç bölümlerini birbirinden ayıran taş, tuğla, v.b. gereçlerden yapılan ya da örülen dikey düzlem”dir. Ayrıca engel olarak ta tanımlanıyor. Canlıları kimi tehlikelere karşı koruyabilen de bir engel. Dilimizde duvarla ilgili çok güzel sözler deyimlerde var: Duvar yüzlü, duvar yazısı, düz duvara tırmanmak, etten duvar örmek, gümrük duvarı, dört duvar arasında kalmak, âşık alemi kör, dört yanını duvar sanır, alkol duvarını aşmak, o duvar senin, bu duvar benim gibi. Daha da yazabiliriz. Sözcük  ve  deyimlerden de görüldüğü gibi duvar engel, sınır olduğu gibi olumsuz, hoş olmayan bir anlamada girebiliyor. Kökeninde anlaşmazlık olduğunda iki insan arasına, kalpler arasına örülen duvar ile insanları birbirinden ayıran, görüşmelerini, birlikteliklerini zorlaştıran fiziki duvar arasında  fark var mıdır? Olabilir. Duvarı yıkabilir, sınırı, engeli kaldırabilir, insanların birlikte yaşamasını kolaylaştırabilirsiniz. Gönüllerdeki duvarı yıkmak daha zor olabilir, ömür boyu sürebilir. Kuşaklar arası bile sürebilir.

Bizim bu yazıda sözünü edeceğimiz bu fiziki duvarlar, duvar sınırdır, yasağı gösterir. Buradan geçilmez, buraya girilmez der insana. Bahçe duvarı koruma amaçlıdır. Bahçenizi,yeşilliğini ve evinizi korur. Tarla duvarı koruma amaçlıdır. El emeğinizi, ekininizi korur. Tel örgü de sınırdır. Dere de sınır olabilir. Mayınlı topraklar da. Sınır ve dolayısıyla  duvar siyasi, coğrafik, iktisadi, ideolojik bağlama göre gelişme sağlar. Sınır bakışları, vücutları engeller. Denetim ve egemenlik aracıdır. Güç ilişkilerine göre toplumsal, tarihsel bir üretimdir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

54     Quo Vadis?

Hüseyin G. ÖKLEM

AB hayranlarını hatırlayalım, AB işbirlikçilerini hatırlayalım, AB mandacılarını hatırlayalım! Eeeee bu arada AB’den hibe alan  “Yeni Batılı Elit” tabakanın iki yüzlülerini de elbette hatırlayalım… Neler diyorlardı,bir bakalım.

-AB’ye giren ihya oluyor, biz yoksul ve geride kalıyoruz!

-AB bir uygarlık projesidir bunun dışında kalamayız!

-AB Yunanistan’ı ihya etti, kişi başına gelir 25000 dolar’a çıktı… biz  “sahipsiz” kaldık!

-Ecevit  “solculuk” yaptı bizi de alacaklardı da istemedi!

-Yunanistan bizi 50 sene geçti!

-Her Yunan köyünde her köylünün evinin önünde bir araba var!

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

55     Cumhuriyetimizin 100.

         Yılına Hazırlanma Önerileri-I

Hüsnü MERDANOĞLU

Cumhuriyetimizin 100. yılı vesilesiyle, cumhuriyet döneminde tarihi bir kimliğe sahip olan Hasanoğlan “Cumhuriyet Kenti”ne dönüştürülmeli, burada cumhuriyet döneminin önde gelen milli eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel Üniversitesi kurularak, cumhuriyetimizin eğitim ve kültürel birikimi gelecek kuşaklara aktarılmalı, ulusal başkentimiz Ankara, Cumhuriyetimizin 100. yılına hazırlanmalıdır.

*   *   *

Başkent Ankara’ya yakın yerleşim yerlerinden birisi olan Hasanoğlan kuruluş tarihi yönünden 500 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, burasını cumhuriyet tarihimiz yönünden önemli kılan asıl etken; Türkiye Cumhuriyetine özgün bir uygulama olan Köy Enstitülerinin ve bu kuruluşların eğitim kadrolarının yetiştirilmesinde ilk uygulama alanı olmasıdır.

Türkiye’nin hemen her bölgesinde 21 merkezde kurulan Köy Enstitülerinin, başkent Ankara’ya en yakın örneği Hasanoğlan köyünde açılmıştır. Bozkırın ortasında yeni bir başkent olarak kurulan Ankara’nın, her alanda Türkiye’ye örnek olacak atılımları yaptığı bir dönemde, Köy Enstitüleri uygulamasının merkezi olduğu için Hasanoğlan örnek bir konum kazanmıştır. Bu yerleşim yerindeki Köy Enstitüsü başkentin yanı başında olduğu için devletin ve milli eğitimin üst düzey yöneticileri, milli eğitim programlarının örneklerini bu merkezde sergilemişler bir anlamda diğer 20 merkezdeki Köy Enstitülerine öncü ve örnek bir merkez olarak Hasanoğlan Köy Enstitüsü seçilmiştir. Hasanoğlan’ın Cumhuriyet Kenti olarak yeniden düzenlenerek bu yerleşim yerinin Cumhuriyetimizin 100. yılına hazırlanması cumhuriyet yönetimimize yaraşır bir yatırım olacaktır.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

58     Demokrasi Erdemlerinin

         Köy Enstitülerine Yansımaları

Gülşah ESER

Demokrasi, Yunanca bir sözcük olan ve güç, iktidar anlamına gelen “kratos”tan türemiştir. “Demos” ise fakirler, halk yığınları anlamına gelmektedir. Böylelikle demokrasi sözcüğü, kelime anlamı olarak “halkın yönetimi” anlamına gelmektedir. Ancak bu sözcüğün doğasını anlamak için Abraham Lincoln’un 1864’te Gettysburg Söylevinde yaptığı tanımı irdelemek gerekir: “Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi.” Ancak buradaki “halk” kavramı zaman içerisinde büyük insan toplulukları anlamına gelmekten sıyrılmış; demokrasi, eğitimden yönetime birçok alanda, küçük guruplara kadar uzanan bir sistem olarak belirmiştir. Ancak, asıl üzerinde durulması gereken demokrasinin eğitim platformudur. Konu, eğitim olduğu zaman da demokrasiyi öncelikle erdemleri açısından irdelemek gerekir. Çünkü nitelikli bir eğitim, içerisinde sahip olduğu sistemin erdemlerini barındırır. Türk eğitim tarihinde de köy enstitüleri, nitelikli bir eğitim veren ve demokrasinin erdemleriyle bütünleşen kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Demokrasinin ahlakî temeli, bireylerin kendi kaderlerini özgürce tayin edebilmesinde belirir. Demokratik yönetimlerde, kuralları yurttaşlar koyar ve kendi koydukları kurallara uyum gösterirler. Bu bağlamda köy enstitüleri, bulunduğu yerleşke içerisinde okul içi işleyiş kurallarının gerek yönetim ve öğretim kadrosu, gerekse öğrenciler tarafından belirlenmesi ve belirlenen kurallara herkesin kendi rızasıyla uyum göstermesi açısından önemlidir. 1944 yılının Aralık ayının sonlarına doğru, dönemin Maarif Bakanlığı’nın 19 köy enstitüsüne gizlilik derecesiyle yolladığı bir yazı, enstitülerde demokrasinin işlerliğini ortaya koyabilmek adına güzel bir örnektir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Bir Anadolu Aydını:

Dr.Yahya Kanbolat

Mehmet BAŞARAN

Bulunduğumuz yerden Kale, İdris Dağı yamaçları görünüyor. Bir yandan da Anıtkabir; ışıklar içinde ama, hüzün verici. Dört bir yana yayılmış ta yayılmış Ankara: yayıldıkça da, bir şeyler yitirmiş özünden. Bizim bildiğimiz, Cumhuriyet Ankara’sıydı; Kurtuluş Savaşı aydınlığında, devrimler sıcaklığında… Sonra balyozcu, 12 Mart Ankarası….. Ardından Amerikalı koca dişli generalin, “bizim oğlanlar” dediklerinin, Türkiye’yi elli yıl gerilere götürenlerin, 12 Eylül Ankarası… Atatürk diye diye, Atatürk’e karşı olanların Ankarası… Halka bir deli gömleği Anayasa dayatanların, Turgut Özal’ı tepemize çıkaranların Ankarası…

“Ne o, gene dalıp gittin arkadaş!”diyor Mustafa Ekmekçi

“Hiç canım düşünüyorum, Ankara mı Türkiye’ye benzedi, Türkiye mi, Ankara’ya? Nerede o kırklı yıllarda Hasanoğlan’da okuduğumuz günlerin Ankarası!.. Yurdumuzun coşkun kalbi, içimizde güneş gibi yanan Ankara!..”

“Boş ver yav.. 12 Eylül karabasanından çıktık, daha ne istiyorsun? Bozula düzüle gidiyoruz  işte. Yüz verme karamsarlığa. Az sonra Yahya Ağa geliyor, dört dörtlük bir Anadolu aydını. Birkaç atımlık barutu olan dolma tüfek solcusu değil, toprağa sağlam basan, bildiklerini kaynağından öğrenmiş, özümsemiş biri. Anımsayacaksın canım, işçi partisi milletvekiliydi…”

“Her şeyin çürüdüğü ortamda, adam gibi adam tanıyacaksınız” dedi eşi Aldoğan Hanım da. “Anadolu kulübüne yemeğe götürmek istiyor sizi.”

“Evet arkadaş, Aldoğan’ın dediği gibi, adam gibi adam. Kişilikli, kaya gibi sağlam..” Bir de anı kitabı varmış, onu alıp geldi içerden: OLDUĞU GİBİ… Merakla evirip çevirmeye başladım.. Adından belli, bir övünme, böbürlenme yapıtı değil..Yaşadıklarına yalın, sade bir tanıklık. Arka kapakta ilginç bir yaşamöyküsü; şöyle sona eriyor:

 

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

141. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Prof. Dr. Çetin YETKİN

HER PAZAR

YENİÇAĞ GAZETESİNDE

 

SÖYLEŞİ

Hayrettin İvgin Ve Puşkin Ödülü

Hüseyin Gündüz Öklem- Bize kısaca yaşam öykünüzü anlatır mısınız?

Hayrettin İvgin- 1944 Samsun Vezirköprü doğumluyum. 1961’de Kuleli Askeri lisesini bitirdim 21 Mayıs olaylarında 1963 yılında Kara Harp Okulundan son sınıftan ayrıldım. Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünü 1966’da bitirdim. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans çalışmamı tamamladım. Evliyim ve iki çocuğum vardır.

H.Öklem- Çalışma hayatınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

H.İvgin – Sungurlu ve Hereke liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptım.MEB’da Yaygın Yüksek Öğretim Kurumunda planlama müdürü,daire başkanlığı görevlerinde bulundum. Mektupla öğretim okulunda Müdür yardımcılığı ve edebiyat öğretmenliği görevlerinde bulundum. Kültür Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. Son olarak APK Kurulu Daire Başkanlığı görevinde bulundum. Ayrıca, Yüksek Okul, Konservatuvar, Üniversite kurumlarında Halkbilimi, Musiki Tarihi gibi dersler de verdim.

H.Öklem – Sayın İvgin bize edebiyat çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

H.İvgin- Ben Türk Dili ve Edebiyatı üzerine çalışmalar yaptım…2000’i aşkın yayınlanmış yazım vardır, bunların 300’ü bilimsel içerikli yazılardır. 50’ye yakın kitabım var… Ayrıca üç ayda bir yayımlanan uluslararası hakemli  KARADENİZ isimli bir sosyal bilimler dergimiz ve yine üç ayda bir yayımlanan KÜLTÜR EVRENİ isimli bir bilimsel dergimiz vardır ve her iki dergi de Rusça, Türkçe, İngilizce dillerinde  yayımlanmaktdır. Çalışmalarım, Çince, Almanca, İngilizce, Fransızca, Özbek Türkçesi, Türkmence, Azeri Türkçesi, Romence,  Kırgız Türkçesi ve Rusça dillerine tercüme edilmiştir.

H.Öklem – Aldığınız Ödüller hakkında biraz bilgi rica edeyim.

H.İvgin- 150’yi aşkın teşekkür, takdirname ve onur belgesi aldım. 100’ü aşkın  ulusal ve uluslararası ödülüm bulunuyor. 2009 yılında iki adet ödül aldım. Bunlardan birincisi Kosova’da aldığım  “Uluslararası Süleyman Brina Balkanlar Tük Kültürüne Hizmet Ödülü”dür. Yine 2009 yılında Moskova’da “Puşkin Uluslararası Edebiyat Ödülünü “ aldım.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i

Hukuk dergisinin

139. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Hikmet AKSOY,  

Ercan BAYSAL,

Halis DOKGÖZ

Sunder ERDOĞAN

ve Mustafa İZBERK'ten

 

ÇİZİ-YORUM

sayfası 

açıldı!..

Kitap Tanıtım

 

“Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları” Kitabı Üzerine

Prof.Dr.Tayfun ÖZKAYA

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’nın “ Türkiye Tarımı üzerine Notlar”  kitabından sonra “ Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları” kitabı, Nisan 2009 ayının başlarında “Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları” olarak okunur görüşüne sunuldu.

Kaymakçı, bu kitabında da tarımda yaşanan çöküşün nedenleri ve çözüm yollarını araştırıyor. Bu bağlamda, 2009 yılında Türkiye ve dünyada tarımla ilgili yaşanan somut olaylardan yola çıkarak çözümlemeler yapıyor. Böylelikle, tarım tarihçilerine de belge bırakmak istemiş.

Devamı Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinde

(Yazının devamı için tıklayınız)

Şiir Köşesi

  Sınav

Yetkin ARÖZ

OKURLARIMIZA DUYURU VE ÇAĞRI…

Mehmet YALÇIN

GÜNCELLİKLER

İletişim ve paylaşım :

 Düşüncemi özetliyorum: “Çocuk yazını” ancak çocukların sözlü ürünleri  için geçerli olabilir. Kurumlaşmamış görünse de, hiç değilse gücül olarak,  böyle bir yazın türünden söz edilebilir. Ben burada çocukların yetisini canlandırmayı deneyeceğim: Bu amaçla, bu köşe onlara her zaman açık olacak. Aldığım şiir, öykü, anı, resim, vb. türü  iletilerden örnekler yayımlayacağım.

Elimde olmayarak, bu yazı da ne yazık ki çocuklardan çok büyüklere seslenir gibi  oldu; yani bir kez daha “büyüklüğüm” tuttu.

Ama amacım 7’den 70’e herkese seslenmek. Herkesten katkı bekliyorum.

>>Yazının devamını

Mehmet YALÇIN

Güncellikler 28 – Tuncer Uçarol

Bu ayki konuğum eleştirmen - yazar Tuncer Uçarol. Kendisini yaklaşık kırk yıldır dergi yazılarından tanıyorum, on beş yılı aşkın süredir de doğrudan tanışıyoruz. Ayrı kentlerde yaşıyor olmamıza karşın sıcak bir dostluk da kuruldu aramızda. Bunun bir nedeni aynı bir konuyu (şiir incelemesini) paylaşmak ve aynı dergilerde yazmış olmak; ama sanırım daha önemlisi, tutum ve düşünce yapımızın büyük ölçüde uyuşmasıdır. Son Ankara yolculuğumda (Ekim 2009), yine her zamanki gibi buluştuk, özlem giderdik ve de Y. A. R. Müdafaa–i Hukuk için bir söyleşi yapmaya karar verdik.

Aşağıda aktardığım özgeçmişinden onu daha iyi tanıyacaksınız. Hoş, başta şiir olmak üzere, yazınsal etkinliklerle ilgilenen okurlar hiç kuşkusuz sayın Uçarol’a yabancı değillerdir.

İşte o söyleşi:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

TÜM KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.