|
|
Yeni Sayı
Prof.Dr.Anıl ÇEÇEN
Yoksulluk Kader Değildir
YOKSULLUK VE EĞİTİM İLİŞKİSİ
Yoksulluk
ve eğitim kavramları sanki birbirleriyle hiç ilişkisi yokmuş gibi
bir görünüm vermektedirler. Aslında gerçek yaşam düzeni içerisinde
bu iki kavramın konumuna bakılırsa, birbirleriyle fazlasıyla yakın
ilişki içerisinde oldukları görülmektedir. İnsan toplumlarının iç
dinamikleri arasındaki bağlar ele alınmağa başlandığında, belirli
toplum yapılarında geleneksel bağlar ve ilişkiler incelenmeğe
kalkışıldığında, eğitim ve yoksulluk arasındaki görünmez yakınlıklar
öne çıkmağa başlamakta ve bunun sonucu olarak da her iki kavramın
nasıl birbirini etkilediği göze çarpmaktadır. Yoksulluk olgusu bir
toplumun içine sürüklendiği olumsuz bir yapılanmayı nasıl
gösteriyorsa, böylesine istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasında
eğitimin rolü önem taşımaktadır. Eğitim düzenindeki yetersizlikler
ya
da geriliklerin, bir toplumun yoksulluk çemberine sürüklenmesinde
önde gelen bir etkiye sahip olduğunu kanıtlaması, bu iki kavram
arasındaki bağlantının ne derece yakın olduğunu ve birbirini
doğrudan etkileyecek kadar ön plânda olduğunu doğrulamaktadır.
Yoksulluk kötü ve istenmeyen bir durum olduğuna göre, böylesine bir
geriliğin gündeme gelmesinde ya da ortaya çıkmasında eğitimin
görmezden gelinemeyecek rolü olduğu da kabul edilmek durumundadır.
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin
136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Av.Hüseyin ÖZBEK
Mühre Kuşu
Sol, başlangıcından günümüze yaşanan
tarihsel süreç ve toplumsal gelişimin itici gücü olarak sermaye emek
çelişkisine dayalı sınıf savaşımını öngörür. Kendisini de bu kavgada
emeğin ideolojisi olarak tanımlar.

Örgütlü mücadele anlamında daha
gerilere götürebilsek de bizde solun kitleselleşmesi, 1960
sonrasındadır. Solun halk nezdinde itibar kazanmasında Kurtuluş
Savaşı’nın millici antiemperyalist sarmalıyla örtüşen sömürü karşıtı
söylemin ciddi etkisi olmuştur.
Çıkış yıllarındaki saflık,
özgünlük ve halkçılık eksenli çizgiyi en iyi o yıllardaki bazı
sloganlar ifade eder:“Kahrolsun
Emperyalizm, Bağımsız Türkiye, Yıkılsın Ağalık Düzeni”.
Anlatılan yılların sol söyleminin ve
solcusunun halkta yarattığı duyarlılık emek yanlısı, sömürüye karşı,
ezilenin yandaşı olarak algılanmasındandır.
1980’lere doğru emperyalizme ve yerli
işbirlikçilerine karşı halkın mücadelesi olarak belirlendiği için
kitleleri etkileyen stratejinin görünmez ellerce ustaca
değiştirildiğini görürüz. Sömürüyle savaşıma saklanması gereken
enerjinin iç kavgalar ve etnik temelli sapmalarda harcanmasıyla
solun halk üzerindeki itibarının düşüşü eş zamanlıdır.
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin
136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Prof.Dr.Cihan DURA
“Dersim” Öbür Yüzü
“Daha
çok, iç isyanlara güvenelim.”
İngiliz ajanı Ryan
“Analar
ağlamasın, verin Diyarbakır'ı!”
Sabahattin Önkibar
(Yeniçağ, 12.11.2009)
Siyasette türlü kamuflaj teknikleri
vardır. Başlıcalarını bir yazımda[i]
gizleme, değerleri kullanma, idealleştirme, umacı yaratma
olarak sayıp açıklamıştım. Bunlara “madalyonun öbür yüzünü saklama”
tekniği diyebileceğimiz bir beşincisini de ekleyebiliriz. Adından da
anlaşılacağı gibi “bir olgunun hep bir yüzünü öne çıkarıp öbür
yüzünden hiç söz etmeme” şeklinde karşımıza çıkan bu teknik,
“Dersim” tartışması çıkar çıkmaz siyasilerimiz tarafından, sicilli
Türkiye Cumhuriyeti düşmanları tarafından, basında, çoğu TV
kanallarında geniş ölçüde kullanıldı.
Söz konusu art
niyetli tepkiye vesile, Sayın Onur Öymen’in 10 Kasım 2009’da
Meclis’te yaptığı konuşmada “demokratik” açılımın gerekçesini
çürütürken verdiği örnekler arasında “Dersim ayaklanması”nı da
sayması oldu. Şöyle demişti Öymen:
“‘Analar
ağlamasın’ diyorlar. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var.
Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da ‘Analar ağlamasın. Biz bu
savaştan vazgeçelim.’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı
mı? Kimse çıkıp da ‘Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla
anlaşalım’ dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim
isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı?
Amerika’da bir saat içinde üç bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir
Amerikalı devlet adamı çıkıp da ‘Aman, analar ağlamasın, şu
teröristlerle uzlaşalım’ dedi mi?“
Bence Sayın Öymen’in muhakemesi de, verdiği örnekler
de doğruydu. Devlete karşı düzenlenen bir ayaklanma “aman, analar
ağlamasın” diyerek bastırılmayacak mıydı? Allah göstermesin,
Türkiye’nin bir bölgesi düşman işgaline uğrasa, “analar ağlamasın”
diyerek kaderimize razı mı olacağız?
[i]
Cihan Dura, “Demokratik Açılım’ mı, Cenap Şahabettin’in
‘Altın Kupa’sı mı?”
www.cihandura.com
(Diğer Yazılar)
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin
136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Hüsnü MERDANOĞLU
Dersim Tartışmalarının Yansıttığı Gerçekler
GİRİŞ
10 Kasım 2009 günü, bir
milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden, 1937-38
yıllarında gerçekleşen Dersim olaylarına da değindiği konuşması,[i]
kimi yayın organlarınca o denli
çarpıtılarak kamuoyuna yansıtıldı ki; insanlarımızı kula kul
olmaktan kurtaran, insan haklarının, özgürlüklerin, hukukun
üstünlüğünün savunucusu ve bu olguların kurumlaştırıcısı Atatürk
ve O’nun devrim ve ilkeleri açıktan ya da örtülü olarak saldırıya
uğradı. Daha düşündürücü olan ise bu tartışmanın; “Alevilere
soykırım yapılmıştır” noktasına getirmek istenilerek, öz be öz
Türk olan Alevileri, izinden gitmekten onur duydukları Atatürk ile
O’nun gözbebeği ordumuza karış kışkırtmak isteyenlerin bu çirkin
düşüncelerini açığa vurmak için fırsat bekledikleri de ortaya çıkmış
oldu. Türkiye’de ayrımcılık yaratmak için her fırsatı
değerlendirmede becerikli olan Avrupa Parlamentosu da boş durmadı.
Türkiye’deki tartışmalarla eş zamanlı olarak hemen “Dersim ve
Alevi Konferansı” düzenlediler. Bu konferansa katılıp da,
Atatürk, Türkiye ve Türk ordusu aleyhine bildiri sunanların amaç ve
niyetlerini anlayanlar, onları “satılmışlar” olarak
nitelendirdi.[ii]
Dersim konulu son tartışma süreci;
tarihi olayların gelişimini ve sonuçlarını çarpıtarak,
insanlarımızın özenle üzerinde durdukları konuları kendilerine göre
yorumlama gayreti içinde, “tarihin çöplüklerini eşeleyerek yeni
fesat malzemesi çıkaranlar”, bilmeden ve istemeden kimi
gerçeklerin çok daha iyi anlaşılmasına yardımcı oldu. Bu cümleden
olarak, Atatürk’ün ve O’nun devrim ve ilkelerinin bilincinde olan
yazarların, bu tartışma ortamında ortaya koydukları bilgi ve
kanıtlar, Dersim olayının kamuoyunda az bilinen yönünü aydınlatmaya
yardımcı oldular. Bir anlamda; ulusu ve üniter devlet bütünlüğümüzü
bozma fırsatı bekleyen dış güdümlü yazar ve yorumcular aynen
Mütareke döneminin teslimiyetçi yazarlarını anımsatır yaklaşımlar
sergilerken, ülkemizin birliğinden yana olan yazarlar da, tıpkı
Kuvay-ı Milliye koşullarında olduğu gibi saldırgan ve bölücülerin
niyetlerini ortaya koymak için belge ve bilgiler ışığında
yurttaşlarımızı doğru yönde aydınlatmışlardır. Son bir ay içinde bu
konuda yazılanları okuyup, tv ekranlarında konuşulanları dikkatli,
ancak peşin hükümden arınmış olarak dinleyenler gördü ve anladılar
ki, Dersim olayları kesinlikle Alevilere yönelik bir kırım ve kıyım
olmayıp, devlet düzeninin kurulup kurumlaşmasına yönelik kaçınılmaz
önlemlerin bir sonucudur. Ne var ki bu sonuç, doğanın değişmez
kuralı olan; “kurunun yanın da yaşında yanması” olgusunu
değiştirmemiştir.
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin
136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Hüseyin Gündüz ÖKLEM
Domuz Gribi Ve Biraz Tarih
Variola Vera (small pox) bizde
bilinen adı ile Çiçek hastalığıdır. 17. ve 18. asırda Avrupa’da
yılda ortalama yarım milyon insan bu hastalığın pençesinde
kıvranıyordu ve ölüyordu. Salgın hastalık Avrupa’yı kasıp
kavuruyordu.Osmanlı’da da büyük felaketlere yol açan hastalığın
tedavi edici yöntemi ilk defa Türkiye’de bulundu. Lady Montagu
“Şark Mektupları” adlı kitabında 1714 yılında Türkler’in hastalığı
aşı yolu ile önlediğini ve bu konunun İngiltere’de de
araştırılmasını önermiştir.1
Biz bu topraklarda bulduğumuz çiçek
hastalığı tedavisinin bedava olarak ve tamamen insani duygularla
Avrupa’da kullanılabilmesi için isteyenlere bilgi verirken ve
Avrupalılar’a bu konu ile ilgili mektuplar yazarken, Avrupalılar da
Amerika topraklarında yerlileri ortadan kaldırmakla meşgul
oluyorlardı.
Avrupalılar’ın Amerika kıtasına
taşıdıkları small pox hastalığı bu kıtada da toplu ölümlere neden
olurken, İsveçli, İngiliz, Fransız, Alman, İspanyol, Hollandalı,
İrlandalı asıllı olan “ilk Amerikalılar”ın aklına ilginç bir savaş
yöntemi geldi….Çiçek hastalığını kullanarak yerlileri yok
edeceklerdi!
Bu düşüncenin uygulanmaya
konulması ile birlikte, Ottawa’da “Delaware” ve “Shawnee”,
Kolorado’da “Cheyenne”, Virginia’da “Mingo” ve “Cherokee”
Kızılderilleri’nden yüz binlerle öldürüldü…. Uygulama yöntemi son
derecede basitti. Çiçek hastalarından alınan mikroplar battaniye ve
mendillere bulaştırıldıktan sonra Kızılderililer’e ya hediye
ediliyor veya ham deri karşılığında trampa ediliyordu.2
Amerikan yerlileri ve Kızılderilileri,
atalarından öğrendikleri yöntemlerle hazırladıkları doğal ilaçlarla
kendilerini tedavi ediyorlardı… Doğadan topladıkları otların
çiçekleri, tohumları ve köklerinden oluşan ilaçları barındıran 30000
yıllık bir doğal “eczaneleri” vardı…ne yazık ki çiçek hastalığının
ilacı bu eczanede yer almıyordu. Çünkü bu hastalık Amerika’da hiç
yoktu ve Avrupa’dan “beyaz adam” ile birlikte gelmişti!
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin
136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
Tahir ÇALGÜNER
Günümüz Yakın Tarih “Kapanımları”na!
İstiklal
savaşı tarihimizde, 2(iki) istiklal madalyalı tek Kuvva-i Milliyeci,
(gazi) Ahmet İzzet Çalgüner’e ait daha önce hiç yayınlanmamış
orjinal belgeleri gazili en büyük erkek evlat açıklıyor...
Aynı
vatandaşa iki istiklal madalyası, milli mücadele tarihinde tek
kalmış olay’dı ve kahraman da Denizli’nin Çal Kazası Müftüsü Ahmet
İzzet Çalgüner’dı: 3354 sayılı berattaki adı Çal kazası Müdafaa-i
Hukuk Heyeti’nden müftü İzzet Efendi, 3565 sayılı tahsis beratındaki
adı Denizli Çal Müftüsü İzzet Efendi’dir. İkisinde de Türkiye
Cumhuriyeti riyaseti mühürü ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın imzası
var. Tarih 17 mart 1926
(Cemal Kutay:
Kurtuluşun Kuvvacı Din Adamları,
Ekim 1998, Aksoy Yayıncılık, Altan
Matbaası, İstanbul)
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin
136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|
Cemil CAN
AKP Kapatılsın, Demokrasi Kurtulsun
Türkiye’nin bugün
başına gelen felaketin ilk ciddî alametleri kendini 1970’lerin
sonlarında göstermeye başlamıştır. O yılların, Sovyetl,erin çökmesi,
bunu fırsat bilen ABD’nin (Derin Merkez’in) Çevre ülkelerini yeniden
sömürgeleştirme atılımına geçmesi ve bu amaçla uydurduğu
küreselleşmeci Neoliberalizm teorisini bir silah olarak kullanmaya
başlamasına denk gelmesi bir rastlantı değildir. Eğer “sözünü
ettiğim belirtiler nelerdi” diye sorarsanız, hatırladığım kadarıyla
şunları sayabilirim: Amerikan siparişi 12 Eylül askerî darbesi,
Türkiye’nin dünya ekonomisine entegrasyonu tuzağı, Atatürk’e ve
Cumhuriyetimize karşı sinsice başlatılan saldırılar, Paul Henze,
Udo
Steinbach, Graham Fuller
gibi adamların
yıkıcı propagandalarının ortada dolaşmaya başlaması, işbirlikçi
medyanın Emperyalizm’in bu tetikçilerini bağrına basması, gazete
köşelerinde birtakım Amerikancı, AB-perest etki ajanlarının boy
göstererek, bir seslerini yükseltmeye başlamaları…
*
www.cihandura.com
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|
Prof. Dr. Çetin YETKİN
HER PAZAR
YENİÇAĞ GAZETESİNDE

|
|
E.Dz.Kur.Alb.Reşit ÇAĞIN
İstifa Erdemi
Güncel konumuz olan ve önce aslı, şimdi de imzadaki sululuk oranı
yeterli görülüp muhbiri aranan “İrtica İle Mücadele Eylem Planı”;
Ekonomik, sosyal sıkıntıları, açılım bocalamalarını, dış
politikadaki “komşularla sıfır soruna dayalı ödün verme”
bonkörlüğünü, dinci kadrolaşmayı ve yolsuzluk fenerlerini karartma
gibi işlevleri yerine getirmenin yanısıra, irtica ve bölücülük
konularında taraf olan, T.C.yi koruma ve kollama görevi bulunan
TSK’yı yıpratma görevini de çok iyi yerine getiriyor. Türkiye
Cumhuriyeti’nin ve kurucusu Atatürk’ün hayranı, demokrasi aşığı,
ekranların daimi ve fahri görevlisi bilim adamı, gazeteci, yazar
unvanlı aydınlar(!) gibi ve onlar kadar bağımsız(!) STK’lar da
kendiliklerinden(!) toplanarak yürümüş ve Genelkurmay Başkanı’nın
görevden alınmasını istemişler. Bu devleti kuran, toplumun
genlerinde var olan asker sevgisiyle beslenen ve koltuğunu koruma
pahasına içte ve dışta ödün vermeye hazır siyasetçilerin çekindiği
tek güç olan TSK’nın bu durumlara düşürüleceğini rüyasında görse
inanmayacak olanlar haliyle üzülüyor ve kaygılanıyorlar. Peki, özel
görevli yayın organları TSK’ya neredeyse her gün hakaret etme ve
iftira atma özgürlüğünü nereden buluyorlar?
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin 135. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|
Hikmet
AKSOY,
Ercan
BAYSAL,
Halis DOKGÖZ
Sunder
ERDOĞAN
ve Mustafa İZBERK'ten
ÇİZİ-YORUM
sayfası
açıldı!..
|
|
Kitap Tanıtım
Kaan TURHAN
Anahtar Teslimi Türkiye
Kapitalist
bağımlılık ilişkileri öne çıkan siyasal, toplumsal, ekonomik
çözümlemelerle Türkiye’nin bağımsızlığını kurgulamak
olanaksızdır.
Değişmezdir; reçete, bu topraklardan
yazılmazsa, sağaltımın –tam bir iyilik hali olan sağlıklı
oluş- sağlanamayacağı sabittir. Liberal kolektif hareket
üzerinden toplanan bilgiler; “açılım”da, “çözüm”de
çeviri kokusu çıkarıyor. İddiaları, saptamaları, sorun çözme
yöntemleri içinde neden sonuç ilişkileri gibi bilimsel
yönsemelerden yoksunlukları, metinsel çarpıklıklarla
dengelenip: halk açısından “pasif olağan” olan olarak
belirleniyor. Bir liberal yazısında; olmayacak
ilişkilendirmeler, yapay kurgulamalar, ucube ve marjinal
tarihsel örnekler, ulusal olana katıksız önyargılar gibi
değişkenler bol çeşittir. Böylesi yapay gündemlerin, soğuk
Türkiye resminin oluştuğu ortamda kalemini yitirmeyenler,
aklını ve yüreğini Türkiye’ye özgüleyenler, bu toprakların
sorunlarını, halkın gerçek sorunlarını, bu toprağın sesiyle
buluşturabiliyorlar. Bunlardan birisi de beklenen “Anahtar
Teslimi Türkiye” başlıklı eseriyle Orhan Özkaya..
Türkiye’nin, emperyalizm karşısındaki yeni durumu, yabancı
şirketlerin özellikle çok uluslu şirketlerin yer altı ve
yerüstü kaynaklarımız üzerinde kurguladıkları hukuksal,
siyasal ve ekonomik oyunu duru anlatımıyla okuyucuya
sunuyor.
Devamı Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinde
(Yazının
devamı için tıklayınız)
|
|
Yetkin
ARÖZ
Bugün de Gelmediler Daha
|
|
OKURLARIMIZA DUYURU VE ÇAĞRI…
Mehmet YALÇIN
GÜNCELLİKLER
İletişim ve paylaşım :
Düşüncemi özetliyorum: “Çocuk
yazını” ancak çocukların sözlü ürünleri için geçerli olabilir.
Kurumlaşmamış görünse de, hiç değilse gücül olarak, böyle bir yazın
türünden söz edilebilir. Ben burada çocukların yetisini
canlandırmayı deneyeceğim: Bu amaçla, bu köşe onlara her zaman
açık olacak. Aldığım şiir, öykü, anı, resim, vb. türü iletilerden örnekler
yayımlayacağım.
Elimde olmayarak, bu yazı da ne yazık
ki çocuklardan çok büyüklere seslenir gibi oldu; yani bir kez
daha “büyüklüğüm” tuttu.
Ama amacım 7’den 70’e
herkese seslenmek. Herkesten katkı bekliyorum.
>>Yazının
devamını
|
|
Mehmet YALÇIN
Güncellikler 28 – Tuncer Uçarol
Bu ayki konuğum eleştirmen -
yazar Tuncer Uçarol. Kendisini yaklaşık kırk yıldır dergi
yazılarından tanıyorum, on beş yılı aşkın süredir de
doğrudan tanışıyoruz. Ayrı kentlerde yaşıyor olmamıza karşın
sıcak bir dostluk da kuruldu aramızda. Bunun bir nedeni aynı
bir konuyu (şiir incelemesini) paylaşmak ve aynı dergilerde
yazmış olmak; ama sanırım daha önemlisi, tutum ve düşünce
yapımızın büyük ölçüde uyuşmasıdır. Son Ankara yolculuğumda
(Ekim 2009), yine her zamanki gibi buluştuk, özlem giderdik
ve de Y. A. R. Müdafaa–i Hukuk için bir söyleşi
yapmaya karar verdik.
Aşağıda aktardığım
özgeçmişinden onu daha iyi tanıyacaksınız. Hoş, başta şiir
olmak üzere, yazınsal etkinliklerle ilgilenen okurlar hiç
kuşkusuz sayın Uçarol’a yabancı değillerdir.
İşte o söyleşi:
Yazının devamını Y.A.R.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından
okuyabilirsiniz!
(Dergi
satış noktalarını görmek için tıklayınız)
|
|