Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK YAYINLARI KİTAPLARI TÜM KİTAPÇILARDA            KİTAP KAMPANYASI DEVAM EDİYOR            Yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızın e-posta veya bilgisayar disketi ile gönderebilirsiniz.            ABONELERİN AÇIK AD VE ADRESİNİ, NE KADAR SÜREYLE ABONE OLDUKLARINI FAKS VEYA POSTA İLE LÜTFEN BİLDİRİRİNİZ             MÜDAFAA-İ HUKUK'UN ESKİ (2005-2006-2007-2008 YILLARINA AİT)SAYILARINA %50 İNDİRİMLİ SAHİP OLABİLİRSİNİZ !...             

YENİ SAYI

DERGİ ARŞİVİ

2009  | 2008 | 2007 | 2006 | 2005 | 2004 | 2003 | 2002 | 2001 | 2000 | 1999  | 1998 | 1997

 

 

Yazarlarımızdan Yargıtay C. Onursal Başsavcısı Vural SAVAŞ, "Ulus Devletimizi Parçalama Projesi"ni Nisan 2007'de yazmıştı. İŞTE O YAZI...

 

ULUS DEVLETİMİZİ PARÇALAMA PROJESİ


 

 
   
 
1 2 3 4 5 6  
 

Prof.Dr.Çetin YETKİN'in Kaleminden

Akdeniz Üniversitesi Dosyası

Gül’ün Akdeniz Üniversitesi Rektörü İsrafil Kurtcephe

Yazarlarımızdan Emekli Hakim Alb. MSB (E) Başhukuk Müşaviri M.Emin DEĞER, 2005'te bugünkü Kürt Açılımı'nı yazmıştı.

TAYYİP ERDOĞAN VE DÜŞÜNDEKİ CUMHURİYET  (SİSTEM)

 

Bölüm-1  Bölüm-2

VE YİNE 2005'TE  Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK OLARAK SORMUŞTUK

SAYIN BAŞBAKAN,

NE YAPTIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ?

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sözümona aydınları huzuruna kabul ettiğinde ilk kez “Kürt sorunu”ndan söz etmiş. Ülkeyi yönetmek durumunda olan birinin böylesi bir yanılgı içinde olması Türkiye için büyük talihsizliktir. Çünkü, “Kürt sorunu” demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşların devletle, Türkler’le aralarında “sorun” olması demektir. Başbakan, böyle dediğinde gerçekten de acaba toplam nüfusun ancak 1/7’sini oluşturan Kürt kökenli vatandaşların toplam sermayenin %40’ına sahip olduğunu bilmiyor muydu? Bu “sermayedarlar”ın devletle, Türkler’le bir sorunu olduğunu kim öne sürebilir?

Yazının devamı >>

Su Alp TİGİN

R.T. Erdoğan Hiç Değişmedi

  • Dün “Osmanlı eyalet sistemine geçilebilir” diyordu, bugün geçilmek üzere.

  • Dün “Türkiye Türklerindir gibi tezler yanlıştır” diyordu, bugün vatan toprakları satılıyor.

  • Dün “2000’li yılların dünyasında ve Türkiye’de artık Kemalizm’e yer yoktur” diyordu, bugün Kemalizm’e karşı savaş açılmış bulunuyor.

  • Dün “Demokrasi, rejimi değiştirmek için araçtır” diyordu, bugün rejimimiz değişiyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP, “Değiştim/değiştik” sloganıyla iktidara gelmiş bulunuyor. Bu sava kanan ya da kanmış gözüken kimi yazarlar da AKP’ni destekleyip durdular. İçlerinde hâlâ gözü açılmamış olanlar çok sayıda. Kimileri ise, zaten AKP’nin anlayışında oldukları için bu aldatmacayı pazarlayıp duruyorlar. Ancak, AKP’nin yapıp ettikleri, onun ve hele Erdoğan’ın hiç değişmediğini ve hiç de değişmeyeceğini su götürmez bir biçimde kanıtlıyor. Bu uygulamalar yalnızca Türkiye’nin geleceğini ölümcül bir tehlike altına atmakla kalmamakta, bir bölümü şu anda bile ülkemizin temellerini sarsmakta¼ Hele AKP’nin kamu ve yerel yönetimler ile sözümona “reform” girişiminin, Türkiye’nin once “eyalet” sistemine geçmesi, sonra da bölünüp parçalanması ile sonuçlanacağı çok açık. İşte, bu girişimin de Erdoğan’ın yıllar öncesinden gönlünde yatan bir “düşüncesi” olduğu, Refah Partisi MKYK üyesi ve bu partinin İstanbul İl Başkanı olduğu 1993 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda söyledikleri ile açıkça kanıtlanıyor. Öte yandan, kimi AKP’lilerin son seçimler sırasında ve sonrasında “80 yıllık karanlık” gibi sözlerle ortaya atılarak Atatürk dönemini karanlık bir zulüm dönemi olarak karalamaya kalkışmaları da, Erdoğan’ın yıllar öncesinde ortaya attığı görüşlerinin yinelenmesinden başka bir şey olmadığı da, aynı röportajdan açıkça anlaşılıyor.

Röpartajı yapanlar, Metin Sever ve Cem Dizdar. Yayınlandığı yer, “2.Cumhuriyet Tartışmaları” adlı ve Ankara’da 1993’te Başak Yayınevince yayınlanmış olan kitap.

 Yazının devamı >>

Prof.Dr.Çetin YETKİN

Demokrasi Eleştirileri

Ufuk SÖYLEMEZ

Ne “Liboş” Olmalı, Ne “Statükocu” Kalmalı

Serdar ANT

AKP Yönetiminde Türkiye

Prof.Dr.Mehmet YALÇIN

Bağlaşımlar

Yetkin ARÖZ

Ayıklamalar… Durulanmalar…

Altemur KILIÇ

“Atatürk Açılımı”

 Favorilerine Ekle

TÜM KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Yeni Sayı

 

Prof.Dr.Anıl ÇEÇEN

Yoksulluk Kader Değildir

YOKSULLUK VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

Yoksulluk ve eğitim kavramları sanki birbirleriyle hiç ilişkisi yokmuş gibi bir görünüm vermektedirler. Aslında gerçek yaşam düzeni içerisinde bu iki kavramın konumuna bakılırsa, birbirleriyle fazlasıyla yakın ilişki içerisinde oldukları görülmektedir. İnsan toplumlarının iç dinamikleri arasındaki bağlar ele alınmağa başlandığında, belirli toplum yapılarında geleneksel bağlar ve ilişkiler incelenmeğe kalkışıldığında, eğitim ve yoksulluk arasındaki görünmez yakınlıklar öne çıkmağa başlamakta ve bunun sonucu olarak da her iki kavramın nasıl birbirini etkilediği göze çarpmaktadır. Yoksulluk olgusu bir toplumun içine sürüklendiği olumsuz bir yapılanmayı nasıl gösteriyorsa, böylesine istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasında eğitimin rolü önem taşımaktadır. Eğitim düzenindeki yetersizlikler ya da geriliklerin, bir toplumun yoksulluk çemberine sürüklenmesinde önde gelen bir etkiye sahip olduğunu kanıtlaması, bu iki kavram arasındaki bağlantının ne derece yakın olduğunu ve birbirini doğrudan etkileyecek kadar ön plânda olduğunu doğrulamaktadır. Yoksulluk kötü ve istenmeyen bir durum olduğuna göre, böylesine bir geriliğin gündeme gelmesinde ya da ortaya çıkmasında eğitimin görmezden gelinemeyecek rolü olduğu da kabul edilmek durumundadır.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Av.Hüseyin ÖZBEK

Mühre Kuşu

Sol, başlangıcından günümüze yaşanan tarihsel süreç ve toplumsal gelişimin itici gücü olarak sermaye emek çelişkisine dayalı sınıf savaşımını öngörür. Kendisini de bu kavgada emeğin ideolojisi olarak tanımlar.

Örgütlü mücadele anlamında daha gerilere götürebilsek de bizde solun kitleselleşmesi, 1960 sonrasındadır. Solun halk nezdinde itibar kazanmasında Kurtuluş Savaşı’nın millici antiemperyalist sarmalıyla örtüşen sömürü karşıtı söylemin ciddi etkisi olmuştur.

Çıkış yıllarındaki saflık, özgünlük ve halkçılık eksenli çizgiyi en iyi o yıllardaki bazı sloganlar ifade eder:“Kahrolsun Emperyalizm, Bağımsız Türkiye, Yıkılsın Ağalık Düzeni”.

Anlatılan yılların sol söyleminin ve solcusunun halkta yarattığı duyarlılık emek yanlısı, sömürüye karşı, ezilenin yandaşı olarak algılanmasındandır.

1980’lere doğru emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı halkın mücadelesi olarak belirlendiği için kitleleri etkileyen stratejinin görünmez ellerce ustaca değiştirildiğini görürüz. Sömürüyle savaşıma saklanması gereken enerjinin iç kavgalar ve etnik temelli sapmalarda harcanmasıyla solun halk üzerindeki itibarının düşüşü eş zamanlıdır.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

 

Prof.Dr.Cihan DURA

“Dersim” Öbür Yüzü

Daha çok, iç isyanlara güvenelim.”

İngiliz ajanı Ryan

“Analar ağlamasın, verin Diyarbakır'ı!”

Sabahattin Önkibar (Yeniçağ, 12.11.2009)

Siyasette türlü kamuflaj teknikleri vardır. Başlıcalarını bir yazımda[i] gizleme, değerleri kullanma, idealleştirme, umacı yaratma olarak sayıp açıklamıştım. Bunlara “madalyonun öbür yüzünü saklama” tekniği diyebileceğimiz bir beşincisini de ekleyebiliriz. Adından da anlaşılacağı gibi “bir olgunun hep bir yüzünü öne çıkarıp öbür yüzünden hiç söz etmeme” şeklinde karşımıza çıkan bu teknik, “Dersim” tartışması çıkar çıkmaz siyasilerimiz tarafından, sicilli Türkiye Cumhuriyeti düşmanları tarafından, basında, çoğu TV kanallarında geniş ölçüde kullanıldı.

Söz konusu art niyetli tepkiye vesile, Sayın Onur Öymen’in 10 Kasım 2009’da Meclis’te yaptığı konuşmada “demokratik” açılımın gerekçesini çürütürken verdiği örnekler arasında “Dersim ayaklanması”nı da sayması oldu. Şöyle demişti Öymen:  “‘Analar ağlamasın’ diyorlar. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da ‘Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim.’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı? Kimse çıkıp da ‘Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım’  dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Amerika’da bir saat içinde üç bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da ‘Aman, analar ağlamasın, şu teröristlerle uzlaşalım’ dedi mi?“  

Bence Sayın Öymen’in muhakemesi de, verdiği örnekler de doğruydu. Devlete karşı düzenlenen bir ayaklanma “aman, analar ağlamasın” diyerek bastırılmayacak mıydı? Allah göstermesin, Türkiye’nin bir bölgesi düşman işgaline uğrasa, “analar ağlamasın” diyerek kaderimize razı mı olacağız?


[i] Cihan Dura, “Demokratik Açılım’ mı, Cenap Şahabettin’in ‘Altın Kupa’sı mı?” www.cihandura.com (Diğer Yazılar)

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

 

Hüsnü MERDANOĞLU

Dersim Tartışmalarının Yansıttığı Gerçekler

GİRİŞ

10 Kasım 2009 günü, bir milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden, 1937-38 yıllarında gerçekleşen Dersim olaylarına da değindiği konuşması,[i] kimi yayın organlarınca o denli çarpıtılarak kamuoyuna yansıtıldı ki; insanlarımızı kula kul olmaktan kurtaran, insan haklarının, özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün savunucusu ve bu olguların kurumlaştırıcısı Atatürk ve O’nun devrim ve ilkeleri açıktan ya da örtülü olarak saldırıya uğradı. Daha düşündürücü olan ise bu tartışmanın; “Alevilere soykırım yapılmıştır” noktasına getirmek istenilerek, öz be öz Türk olan Alevileri, izinden gitmekten onur duydukları Atatürk ile O’nun gözbebeği ordumuza karış kışkırtmak isteyenlerin bu çirkin düşüncelerini açığa vurmak için fırsat bekledikleri de ortaya çıkmış oldu. Türkiye’de ayrımcılık yaratmak için her fırsatı değerlendirmede becerikli olan Avrupa Parlamentosu da boş durmadı. Türkiye’deki tartışmalarla eş zamanlı olarak hemen “Dersim ve Alevi Konferansı” düzenlediler. Bu konferansa katılıp da, Atatürk, Türkiye ve Türk ordusu aleyhine bildiri sunanların amaç ve niyetlerini anlayanlar, onları “satılmışlar”  olarak nitelendirdi.[ii]

Dersim konulu son tartışma süreci; tarihi olayların gelişimini ve sonuçlarını çarpıtarak, insanlarımızın özenle üzerinde durdukları konuları kendilerine göre yorumlama gayreti içinde, “tarihin çöplüklerini eşeleyerek yeni fesat malzemesi çıkaranlar”, bilmeden ve istemeden kimi gerçeklerin çok daha iyi anlaşılmasına yardımcı oldu. Bu cümleden olarak, Atatürk’ün ve O’nun devrim ve ilkelerinin bilincinde olan yazarların, bu tartışma ortamında ortaya koydukları bilgi ve kanıtlar, Dersim olayının kamuoyunda az bilinen yönünü aydınlatmaya yardımcı oldular. Bir anlamda; ulusu ve üniter devlet bütünlüğümüzü bozma fırsatı bekleyen dış güdümlü yazar ve yorumcular aynen Mütareke döneminin teslimiyetçi yazarlarını anımsatır yaklaşımlar sergilerken, ülkemizin birliğinden yana olan yazarlar da, tıpkı Kuvay-ı Milliye koşullarında olduğu gibi saldırgan ve bölücülerin niyetlerini ortaya koymak için belge ve bilgiler ışığında yurttaşlarımızı doğru yönde aydınlatmışlardır. Son bir ay içinde bu konuda yazılanları okuyup, tv ekranlarında konuşulanları dikkatli, ancak peşin hükümden arınmış olarak dinleyenler gördü ve anladılar ki, Dersim olayları kesinlikle Alevilere yönelik bir kırım ve kıyım olmayıp, devlet düzeninin kurulup kurumlaşmasına yönelik kaçınılmaz önlemlerin bir sonucudur.  Ne var ki bu sonuç, doğanın değişmez kuralı olan; “kurunun yanın da yaşında yanması” olgusunu değiştirmemiştir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

 

Hüseyin Gündüz ÖKLEM

Domuz Gribi Ve Biraz Tarih

Variola Vera (small pox) bizde bilinen adı ile Çiçek hastalığıdır. 17. ve 18. asırda Avrupa’da yılda ortalama yarım milyon insan bu hastalığın pençesinde kıvranıyordu ve ölüyordu. Salgın hastalık Avrupa’yı kasıp kavuruyordu.Osmanlı’da da büyük felaketlere yol açan hastalığın tedavi edici yöntemi ilk defa Türkiye’de bulundu. Lady  Montagu “Şark Mektupları” adlı kitabında 1714 yılında Türkler’in hastalığı aşı yolu ile önlediğini ve bu konunun İngiltere’de de araştırılmasını önermiştir.1

Biz bu topraklarda bulduğumuz çiçek hastalığı tedavisinin bedava olarak ve tamamen insani duygularla Avrupa’da kullanılabilmesi için isteyenlere bilgi verirken ve Avrupalılar’a bu konu ile ilgili mektuplar yazarken, Avrupalılar da Amerika topraklarında yerlileri ortadan kaldırmakla meşgul oluyorlardı.

Avrupalılar’ın Amerika kıtasına taşıdıkları small pox hastalığı bu kıtada da toplu ölümlere neden olurken, İsveçli, İngiliz, Fransız, Alman, İspanyol, Hollandalı, İrlandalı asıllı olan  “ilk Amerikalılar”ın aklına ilginç bir savaş yöntemi geldi….Çiçek hastalığını kullanarak yerlileri yok edeceklerdi!

Bu düşüncenin uygulanmaya konulması ile birlikte, Ottawa’da “Delaware” ve  “Shawnee”, Kolorado’da  “Cheyenne”, Virginia’da  “Mingo” ve “Cherokee”  Kızılderilleri’nden yüz binlerle öldürüldü…. Uygulama yöntemi son derecede basitti. Çiçek hastalarından alınan mikroplar battaniye ve mendillere bulaştırıldıktan sonra Kızılderililer’e ya hediye ediliyor veya ham deri karşılığında trampa ediliyordu.2

Amerikan yerlileri ve Kızılderilileri, atalarından öğrendikleri yöntemlerle hazırladıkları  doğal ilaçlarla kendilerini tedavi ediyorlardı… Doğadan topladıkları otların çiçekleri, tohumları ve köklerinden oluşan ilaçları barındıran 30000 yıllık bir doğal “eczaneleri” vardı…ne yazık ki çiçek hastalığının ilacı bu eczanede yer almıyordu. Çünkü bu hastalık Amerika’da hiç yoktu ve Avrupa’dan  “beyaz adam” ile birlikte gelmişti!

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Tahir ÇALGÜNER

Günümüz Yakın Tarih “Kapanımları”na!

İstiklal savaşı tarihimizde, 2(iki) istiklal madalyalı tek Kuvva-i Milliyeci, (gazi) Ahmet İzzet Çalgüner’e ait daha önce hiç yayınlanmamış orjinal belgeleri gazili en büyük erkek evlat açıklıyor...

Aynı vatandaşa iki istiklal madalyası, milli mücadele tarihinde tek kalmış olay’dı ve kahraman da Denizli’nin Çal Kazası Müftüsü Ahmet İzzet Çalgüner’dı: 3354 sayılı berattaki adı Çal kazası Müdafaa-i Hukuk Heyeti’nden müftü İzzet Efendi, 3565 sayılı tahsis beratındaki adı Denizli Çal Müftüsü İzzet Efendi’dir. İkisinde de Türkiye Cumhuriyeti riyaseti mühürü ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın imzası var. Tarih 17 mart 1926   

(Cemal Kutay: Kurtuluşun Kuvvacı Din Adamları, Ekim 1998, Aksoy Yayıncılık, Altan Matbaası, İstanbul)
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Cemil CAN

AKP Kapatılsın, Demokrasi Kurtulsun

Türkiye’nin bugün başına gelen felaketin ilk ciddî alametleri kendini 1970’lerin sonlarında göstermeye başlamıştır. O yılların, Sovyetl,erin çökmesi, bunu fırsat bilen ABD’nin (Derin Merkez’in) Çevre ülkelerini yeniden sömürgeleştirme atılımına geçmesi ve bu amaçla uydurduğu küreselleşmeci Neoliberalizm teorisini bir silah olarak kullanmaya başlamasına denk gelmesi bir rastlantı değildir. Eğer “sözünü ettiğim belirtiler nelerdi” diye sorarsanız, hatırladığım kadarıyla şunları sayabilirim: Amerikan siparişi 12 Eylül askerî darbesi, Türkiye’nin dünya ekonomisine entegrasyonu tuzağı, Atatürk’e ve Cumhuriyetimize karşı sinsice başlatılan saldırılar, Paul Henze, Udo Steinbach, Graham Fuller gibi adamların yıkıcı propagandalarının ortada dolaşmaya başlaması, işbirlikçi medyanın Emperyalizm’in bu tetikçilerini bağrına basması, gazete köşelerinde birtakım Amerikancı, AB-perest etki ajanlarının boy göstererek, bir seslerini yükseltmeye başlamaları…

 

* www.cihandura.com  

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Prof. Dr. Çetin YETKİN

HER PAZAR

YENİÇAĞ GAZETESİNDE

 

E.Dz.Kur.Alb.Reşit ÇAĞIN

İstifa Erdemi

Güncel konumuz olan ve önce aslı, şimdi de imzadaki sululuk oranı yeterli görülüp muhbiri aranan “İrtica İle Mücadele Eylem Planı”; Ekonomik, sosyal sıkıntıları, açılım bocalamalarını, dış politikadaki “komşularla sıfır soruna dayalı ödün verme” bonkörlüğünü, dinci kadrolaşmayı ve yolsuzluk fenerlerini karartma gibi işlevleri yerine getirmenin yanısıra, irtica ve bölücülük konularında taraf olan, T.C.yi koruma ve kollama görevi bulunan TSK’yı yıpratma görevini de çok iyi yerine getiriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve kurucusu Atatürk’ün hayranı, demokrasi aşığı, ekranların daimi ve fahri görevlisi bilim adamı, gazeteci, yazar unvanlı aydınlar(!) gibi ve onlar kadar bağımsız(!) STK’lar da kendiliklerinden(!) toplanarak yürümüş ve Genelkurmay Başkanı’nın görevden alınmasını istemişler. Bu devleti kuran, toplumun genlerinde var olan asker sevgisiyle beslenen ve koltuğunu koruma pahasına içte ve dışta ödün vermeye hazır siyasetçilerin çekindiği tek güç olan TSK’nın bu durumlara düşürüleceğini rüyasında görse inanmayacak olanlar haliyle üzülüyor ve kaygılanıyorlar. Peki, özel görevli yayın organları TSK’ya neredeyse her gün hakaret etme ve iftira atma özgürlüğünü nereden buluyorlar?

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 135. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Hikmet AKSOY,  

Ercan BAYSAL,

Halis DOKGÖZ

Sunder ERDOĞAN

ve Mustafa İZBERK'ten

 

ÇİZİ-YORUM

sayfası 

açıldı!..

Kitap Tanıtım

Kaan TURHAN

Anahtar Teslimi Türkiye

Kapitalist bağımlılık ilişkileri öne çıkan siyasal, toplumsal, ekonomik çözümlemelerle Türkiye’nin bağımsızlığını kurgulamak olanaksızdır. Değişmezdir; reçete, bu topraklardan yazılmazsa, sağaltımın –tam bir iyilik hali olan sağlıklı oluş- sağlanamayacağı sabittir. Liberal kolektif hareket üzerinden toplanan bilgiler; “açılım”da, “çözüm”de çeviri kokusu çıkarıyor. İddiaları, saptamaları, sorun çözme yöntemleri içinde neden sonuç ilişkileri gibi bilimsel yönsemelerden yoksunlukları, metinsel çarpıklıklarla dengelenip: halk açısından “pasif olağan” olan olarak belirleniyor. Bir liberal yazısında; olmayacak ilişkilendirmeler, yapay kurgulamalar, ucube ve marjinal tarihsel örnekler, ulusal olana katıksız önyargılar gibi değişkenler bol çeşittir. Böylesi yapay gündemlerin, soğuk Türkiye resminin oluştuğu ortamda kalemini yitirmeyenler, aklını ve yüreğini Türkiye’ye özgüleyenler, bu toprakların sorunlarını, halkın gerçek sorunlarını, bu toprağın sesiyle buluşturabiliyorlar. Bunlardan birisi de beklenen “Anahtar Teslimi Türkiye” başlıklı eseriyle Orhan Özkaya.. Türkiye’nin, emperyalizm karşısındaki yeni durumu, yabancı şirketlerin özellikle çok uluslu şirketlerin yer altı ve yerüstü kaynaklarımız üzerinde kurguladıkları hukuksal, siyasal ve ekonomik oyunu duru anlatımıyla okuyucuya sunuyor.

Devamı Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinde

(Yazının devamı için tıklayınız)

Yetkin ARÖZ

Bugün de Gelmediler Daha

OKURLARIMIZA DUYURU VE ÇAĞRI…

Mehmet YALÇIN

GÜNCELLİKLER

İletişim ve paylaşım :

 Düşüncemi özetliyorum: “Çocuk yazını” ancak çocukların sözlü ürünleri  için geçerli olabilir. Kurumlaşmamış görünse de, hiç değilse gücül olarak,  böyle bir yazın türünden söz edilebilir. Ben burada çocukların yetisini canlandırmayı deneyeceğim: Bu amaçla, bu köşe onlara her zaman açık olacak. Aldığım şiir, öykü, anı, resim, vb. türü  iletilerden örnekler yayımlayacağım.

Elimde olmayarak, bu yazı da ne yazık ki çocuklardan çok büyüklere seslenir gibi  oldu; yani bir kez daha “büyüklüğüm” tuttu.

Ama amacım 7’den 70’e herkese seslenmek. Herkesten katkı bekliyorum.

>>Yazının devamını

Mehmet YALÇIN

Güncellikler 28 – Tuncer Uçarol

Bu ayki konuğum eleştirmen - yazar Tuncer Uçarol. Kendisini yaklaşık kırk yıldır dergi yazılarından tanıyorum, on beş yılı aşkın süredir de doğrudan tanışıyoruz. Ayrı kentlerde yaşıyor olmamıza karşın sıcak bir dostluk da kuruldu aramızda. Bunun bir nedeni aynı bir konuyu (şiir incelemesini) paylaşmak ve aynı dergilerde yazmış olmak; ama sanırım daha önemlisi, tutum ve düşünce yapımızın büyük ölçüde uyuşmasıdır. Son Ankara yolculuğumda (Ekim 2009), yine her zamanki gibi buluştuk, özlem giderdik ve de Y. A. R. Müdafaa–i Hukuk için bir söyleşi yapmaya karar verdik.

Aşağıda aktardığım özgeçmişinden onu daha iyi tanıyacaksınız. Hoş, başta şiir olmak üzere, yazınsal etkinliklerle ilgilenen okurlar hiç kuşkusuz sayın Uçarol’a yabancı değillerdir.

İşte o söyleşi:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

TÜM KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.